Binbir Hadis-i Şerif Şerhi
Bu haftaki eserimiz “Binbir Hadis-i Şerif Şerhi” ismini taşıyor.
Hazırlayanlar ise sahalarında uzmanlaşmış, Selahattin Yıldırım, Ahmet Yılmaz ve Abdullah Yıldırım. Eserin son tashihini ise M. Ertuğrul Düzdağ yapmış.
Binbir Hadis-i Şerif Şerhi, Mehmed Arif Bey’in Osmanlı döneminde hadislerin; “sosyal, siyasi ve kültürel” açıdan şerh çalışmalarının en önemli örneklerinden birisidir.
Mehmed Arif Bey’in, Binbir Hadis-i Şerif Şerhi, İmam Suyuti’nin meşhur derlemesi “el-Camiu’s-Sağîr”den seçtiği hadislerden oluşmuştur.
Mehmed Arif Bey yüzyıl öncesinden önemli bir tespitle başlamış eserine. Pek çoğumuzun yaşadığı bir kompleksi hatırlatarak şöyle diyor:
“Zamanın okumuş gençleri, batılı fikir adamlarının sözlerini hayranlıkla alıp naklederler, aynısını hatta daha yükseğini bir Müslüman fikir adamından duyduklarında ise küçümseyip aldırış etmezler. Bu çok tehlikeli bir aşağılık duygusudur.”
………………
Allah razı olsun ve rahmet eylesin Mehmed Arif Bey’in bu tespiti maalesef hala günümüzde devam etmektedir.
Bir gayrimüslim, Kur’an-ı Kerim’den veya Peygamberimizden bir ayet ya da hadis nakletse hemen herkesin haberi oluyor.
Oysa batılısıyla, doğusuyla, kuzeylisiyle, güneylisiyle, Müslümanı, Kâfiri, İslam hakikatlerini yine Müslüman âlimlerden okumuş ve öğrenmişlerdir.
Hatta bazı namuslu batılı ilim adamları, söyledikleri İslam hakikatlerinin kaynağı olarak Müslüman âlimleri işaret ederler.
Buna rağmen o batılı kişi yine adam sayılır da esas suyun başındaki Müslüman âlim hatırlanmaz.
Mehmed Arif Bey’in, “Binbir Hadis-i Şerif Şerhi” özellikle günümüzde biz Müslümanların ne kadar aşağılık duygusu varsa hepsini tedavi eden hadis ve hadiselerle dolu.
Eğer “önce insan sonra Müslüman” gibi hareket ederek; Allah’a kul, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)e ümmet olmak istiyorsak, bu kitaptaki sosyal hayata dair, “hadislerle” ve “hadiselerle” kendimize daha aydınlıklı bir yol çizebiliriz.
………………
Eser ilk defa 1901 yılında Mısır’da yayınlanmış ve o tarihlerde Eşref Edip kitap hakkında şunları yazmış:
“Arif Bey, gençlere doğru yolu göstermekle mükellef olan münevverlerin milli ve dini kaynakları ihmal ederek, nazarlarını hep yabancılara çevirmelerini çok zararlı görüyor.
Müslüman milletlerin milli varlıklarını zaafa düşüren bu cereyanın, gitgide milli hüviyeti bozacağını da tabii addediyor.
Bu çarpıklığın sebeplerini arıyor. Bunun, idbara (zillete) düşen milletlere mahsus bir hastalık olduğunu görüyor.
Kendi meziyetlerine, kendi faziletlerine iltifat etmeyerek, yabancı milletlerin gösterişine kapılanların, zamanın girdabı içinde nasıl eriyip gittiklerini ibret gözleri önüne koyuyor.
Fazilet ve maneviyat sahasında bizim, öyle yabancılara muhtaç olacak züğürt ve yeni türeme bir millet olmadığımızı, malik olduğumuz hazinelerin kıymetini bilmediğimizi, derya derya manaları, kitap kitap hakikatleri, muhtevi esaslarımızdan gafil olduğumuzu teessüflerle belirtiyor.”
Başucu kitap hakkında bilgi için; Dârulhadis Yayınevi 0216- 412 49 23







