Besmele ekmeğimizin bereketiydi
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.
•
Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor! Arif Nihat Asya Naat Şiirinden.
Türkiye yüz yıllık bir “baskı rejiminden” sonra yeni bir yola çıktı ve “Yeni Türkiye” olarak halkımızın ekseriyetinin reyini alarak yürümeye devam etmektedir.
“Eski Türkiye’yi” belli azınlıklar yönetmiştir, “Yeni Türkiye’yi” ise devlet millet kaynaşmasının sonucu halk iktidarı yönetmektedir.
Eskiyi bırakmamak için direnenlere bakıldığında görülür ki, kişisel veya içinde bulundukları grupların “kirli çıkarları” öndedir.
Bu çevrelerin, birlik ve beraberlik adına devlete ve millete dair herhangi bir sevdaları yoktur, bugüne kadar da olduğu görülmemiştir.
Haliyle tüm karanlık oyunlara rağmen “Yeni Türkiye’nin” önünde aşılması gereken çok engeller olacaktır. Zaten bu engeller aşılsın diye millet olarak “Yeni Türkiye” denilmiştir.
Malum bu engellerden birisi çözüm sürecidir. Cumhurbaşkanı ve hükümet, sürecin arkasında sımsıkı durmaktadır. Tabii bu duruştaki güç; “Besmeleli milletimizin” gücüdür.
İktidar, hükümetler tarihinde olmadığı kadar büyük yüklerin altına girmiştir. Bu yükleri ancak böyle bir hükümet taşıyabilirdi ve taşımaktadır.
Sadece çözüm süreci bile Türkiye’nin ayakta kalmasına müsaade etmeyecek kadar ağır bir yüktür. Ama Türkiye bu ağırlığı taşımakta ve inşaallah taşıyacaktır.
Mesela, dünyanın hangi ülkesinde “birmilyonaltıyüzbin” (1.600.000) mülteci vardır ve hepsinin ihtiyaçları karşılanmaktadır.
Bu yükü ancak “Besmeleli” bir millet kaldırabilirdi ve tabii “Besmeleli” bir hükümet.
•
Mesela yakın geçmişe bir yolculuk yapacak olursak, 1990’lı yıllardaki ciddi siyasi istikrarsızlık ülkeyi perperişan etmiş, neredeyse her sabaha kriz ve terör haberleriyle uyanmaktaydık.
Son 12 yıla baktığımızda ise geldiğimiz nokta, yüzyılda ancak gelinecek bir seviyedir. 12 yılda gayrisafi milli hasıla 4 misli, ihracat ise 5 misli artmıştır.
Bu başarı, her türlü karanlık oyunu tanıyan, bilen ve anlayan milletimizin iradesinin neticesinde hükümetin başarısıdır, dolayısıyla devletimizin gücüdür.
Yine pek çok kötü geçmişle dolu Türkiye’nin en karanlık yılları olan 28 Şubat döneminde devlet ile millet arasındaki uçurum ölçülemeyecek derecede açılmıştı.
İş dünyası, siyaset, üniversiteler, dernekler, vakıflar, resmi kurumlar, fert fert insanlarımız şarampole yuvarlanmış, imdat beklemekteydi.
Beklenen imdat ancak 2002 de gelmiş, gücünü vesayetçiler ile binbir suratlı çevreler ve sermaye yerine, milletten alan siyasi kadro direksiyona geçmiştir.
İşte devlete ve millete karşı seyrettiğimiz tüm kaos filmleri, bu menfaat odaklarının, memleket üzerinde istedikleri gibi at koşturamamalarının ürünüdür.
Oysa Cumhurbaşkanı ve hükümetin ortak bir özelliği unutulmaktadır. Onların her işleri “Besmelelidir.” İşlerine “Ya Allah Bismillah” diye başlamaktadırlar.







