--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Başbakan Davutoğlu’na Behlüller Gerekli

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

“Her Müslüman korkutucu ve muştucudur. Kendi adına korkutup muştulamaz; korkutmak ve muştulamak, bir miras ve bir ödevdir ona.

Korkutmak; sakındırmaktır, korumaktır. Muştulamak da, hep iyi bir ufka çekmek, ilerletmektir. Korku ve muştu, yalnız İslam’da bir sistem dengesine kavuşur”. Sezai Karakoç.

Başbakanımız Ahmet Davutoğlu, böyle bir dönemde Türkiye emanetini üstlenip götürebilecek nadir isimlerden birisiydi ve emanet ehline teslim edilmiş oldu.

Davutoğlu son derece iyi niyetli ve tertemiz bir fıtrata sahiptir. Müslüman bir fert olarak her Müslümanın özeneceği ve gıpta edeceği birisidir.

Haysiyetli ve şerefli bir akademisyen olduğu için, siyasetin şeytani boyutlarıyla bütün gücüyle mücadele etmekte. Muhalefet bu konuda onun için çok mükemmel bir okul oldu.

Şeytanı bile “kıyamete kadar süre istediğine pişman eden” muhalefetin ve münafık medyanın çirkef oyunlarına gelmedi.

Tabi şeytanın/muhalefetin tuzağına düşmemesi; öncelikleAllah korkuluoluşundandır. Temiz bir aile yapısı, ahlaklı dostlarının olması ve hayır dualar almış olmasındandır.

İşte böyle güzide insanların imtihanı pek çetindir. Bu sebeple, çeşitli şeytani tuzaklara aldanmaması için Davutoğlu’na Behlül Dânâlar gereklidir.

Şimdi söyleyeceklerim sadece Davutoğlu için değildir, hükümet üyelerinin kendileri ve onlar tarafından makamlara getirilen kişilerle ilgilidir.

Makamlar sarhoş edici içkiler gibidir. Her içen “Ben sarhoş olmam” diye başlar, sonunda sokaklardan toplanırlar.

Makama ilk oturanlar, “adalet” duygusuyla otururlar, sonra bakarsınız, akla hayale gelmedik icraatlarıyla karşılaşırsınız.

Önce arabasını, sonra evini, sonra eşyalarını yeniler. Sonrası malumdur. Ya hatunu değiştirir yahut ikinci bir evi olur. Bastırılmış duyguların patlaması da sebeplerden biridir.

Bu duruma; “nefisle aklın savaşı, dünya ile ahiret arasındaki imtihanın kaybı” denilir.

Liderler emaneti ehline vermekle yükümlüdürler, bu yüzden liderdirler. Toplum; makam ve mevkidekilerin sarhoş ettiklerine bakmaz, lidere bakar.

Emanete ehil olmayanların nefislerini; makam, mevki, para, şöhret ve emretme hırsı kapladığı için, kendilerini vazgeçilmez zannederek genelde şu sözlerle avunurlar.

“Demek ki, bu makama layığım. Başkalarından üstünüm ki, buraya getirdiler. Bendeki meziyetler diğerlerinde yok ki buradayım. O vakit istediğim gibi hükmedeyim ki, herkes kim olduğumu görsün”.

“Hak ve adalet” kavramları çerçevesinde makamına sahip çıkması gerekenler, nefislerinin rüzgârına kapıldıklarında; hem kendilerini hem ailelerini hem de içinde bulundukları kurum, kuruluş ve ona güvenenleri perişan ederler.

Şimdiye kadar gelip geçen hükümetlerde nice böyle makam müflisleri görülmüştür ve hepsi de tarihin çöplüğündeki yerlerini almışlardır. 

Bu satırları yazarken, telefonuma şu mesaj geldi:

“Her nefis ölümü tadacaktır” ayetini; bankalara, para kasalarına, makam koltuklarına yazmalı. Tabutlara, mezarlıklara değil”.

İşte sözün bittiği yer diye buna derler.

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle