Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi kimdir
“İstiklal Mahkemelerinde HÂKİM yoktur EŞKIYA vardır. İskilipli Atıf Hoca, Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi, Muhammed Esad Erbili ve Şeyh Said, milleti korkutmak ve sindirmek için zulmen idam edildiler. Cumhuriyet dönemindeki idamlar ve İstiklal Mahkemeleri, dürüst kalemler tarafından mutlaka yazılmalıdır”. Nurettin Topçu (kitabın arka kapağından)
Dünkü yazımızda Dr. Mehmet Sılay’ın kaleme aldığı “Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi’nin” hayatının anlatıldığı eserden söz etmiş ve yarına devam demiştik.
………..
1872 yılında Batum’un Acara bölgesi Ulya kazasında doğan Ali Rıza Efendi, Dağıstan’dan Gürcistan’a, oradan Giresun’a gelen bir ailenin çocuğudur.
Babası ilmiye mesleğinden Muhammed Coşkun hocadır. “Doksan üç harbi” olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında katliamdan kurtulmak için aylarca dağlarda kalan aile, uzun ve çileli bir yolculuktan sonra Giresun’a gelebilir.
93 harbi muhacirleri için Karaağaç nahiyesi yakınlarında iskâna açılan Abdal’a (Piraziz) yerleştirilirler.
1897 yılında henüz 16 yaşında iken, küçük kardeşi Hasan Efendi ile İstanbul’a gelerek Fatih Medresesi’nde okur ve 1907 yılında mezun olur.
1911 yılında Babaeski Müftülüğüne tayin edilir fakat Balkan Harbi yüzünden vazifeye başlayamayınca Fatih medresesine dönerek hocalığa başlar. 1914 yılından itibaren tekrar müftülüğe döner ve bu vazifesi 1919 yılına kadar sürer.
Birinci Cihan Harbi’nden sonra Babaeski’nin Yunan işgali tehdidi altında bulunmasından ötürü izinli sayılarak İstanbul’a döner.
Babaeski 1919-22 yılları arasında Yunan işgaline uğrar. Babaeskililerden bir heyet, hocadan ısrarla geri dönmesi isterler ve Ali Rıza Efendi, 1919 sonlarında Babaeski’ye döner.
İşgal döneminde Müslümanların haklarını korumak için mücadele eder. Babaeski’nin kurtuluşundan sonra şehrin ileri gelenleriyle birlikte Divan-ı Örfi’de yargılanarak beraat eder.
1922 yılında tekrar İstanbul’a gelen Ali Rıza Efendi, yine Fatih Medresesi’nde derse başlar.
1925 yılında ise, “Giresunluları şapka aleyhine isyana teşvik suçundan” tevkif edilerek Ankara’ya gönderilir.
Mahkeme esnasında belgeli ve şahitli bir suç isnat edilemez ama “Geçmişte Divan-ı Örfi’de yargılandığı (beraat etmişti) ve yenilik aleyhtarı olduğu ve köylüsü Hafız Muharremle mektuplaştığı için “vicdani (!) kanaat” oluştuğundan, 3 Şubat 1926 günü, arkadaşı İskilipli Atıf Hoca ile birlikte idama mahkûm edilir.
3-4 Şubat gecesi İskilipli Atıf Hoca ile TBMM’nin (Ulus) önünde idam edilir. Her iki mazlum heyete hitaben;
-“Sizi Allah’a havale ediyor ve şerrinizden Allah’a sığınıyoruz” dedikten sonra Kelime-i Şehadet getirirler.
…………
Ruhları Cennet-i âlâda olduğuna inandığımız hocaların cesetleri, üç gün darağacında bekletildikten sonra Cebeci’deki kimsesizler mezarlığına defnedilir. Ruhları için Fatiha.
Mehmet Sılay yazarak vazifesini yapmış, bize ise sahiplenmek ve tanımak düşer.
Düşün Yayınları 0212- 521 91 13







