Atilla Özdür ağabey
Bir çınar daha ahirete irtihal etti. Öyle bir çınardı ki, bildiği ve inandığı yoldan hiç sapmadan yaşadı, sapanlarla da yollarını ayırdı.
Onu istikametinden döndürebilecek hiçbir güce fırsat vermedi, aldırış etmedi, korkmadı, ciddiye almadı ve sıratı müstakimden ayrılmadan yazacağını yazdı, söyleyeceğini söyledi.
Yazdığını yaşayan birisiydi. Mütevazılık denilince, nasıl kimseler ve nasıl hal insanları akla gelirse, işte Atilla ağabey onlardan bir neferdi.
Yazı hayatı boyunca iki insan türünün birisiyle mücadele etti, diğeriyle yoldaşlık etti. Atilla ağabeye göre “oniki renkten” sadece “iki renk” işe yarardı.
Siyah ve beyaz! Ona göre kötü insan yoktu, kötülük yapan insan vardı. Onların hayat biçimlerini, dünya görüşlerini “aldanmış-aldatılmış” olarak addeder ve doğru yolu bulmaları için dua ederdi.
“İnsan o dur ki, beyaz renk gibi helalli olmalı. Sözü dinlenmeli, özü dingin olmalı. Ekmeği yenmeli, suyu içilmeli, dünya ve ahiret kardeşliği yapılabilmeli” derdi.
…………………
Atilla ağabey ile uzun bir yazı yolculuğu yaptık. Zaman zaman yayın kurulu toplantılarında birlikte olduk.
Toplantılarda gündemler masaya yatırılıp tartışılırken, fikir ve düşünce fırtınaları eserken, o gayet sessiz durur, manşete karar verileceği sırada kimsenin aklına gelmeyen öyle bir soru sorardı ki, gündem yeniden tartışılmaya başlanırdı.
Rahmetli Hasan Karakaya manşet üzerinde ısrar eder, Atilla ağabeyi ikna etmeye çalışır ama Atilla ağabey siyah ya da beyaz dediyse, onu bildiğinden kimse döndüremezdi.
Şahsımın katıldığı toplantılarda Atilla ağabeyin ağırlığı her zaman hissedilir ve tecrübelerine hep güvenilirdi. O bizim aksakalımızdı.
Rahmetli dünyaya hiç yatırım yapmadan yaşadı.
“Eşyanın esiri olanlar, kendilerine göre değil, eşyanın ona yüklediği misyonla yaşarlar. Böyle kimseler, evlerinde ailesine yabancılaşır yahut onları da eşyanın esareti altına alır” derdi.
…………….
28 Şubat dönemi onu çok yormuştu. Köşesine çekilip, istirahat etmek istiyordu. Bursa’da mütevazı bir ev yaptırmıştı. Orada oturacak belki haftada bir yazacaktı.
Bedeni ihtiyarlasa, nüfus cüzdanındaki yaşı ilerlese de ruhu dinçti ve dingindi. Mustafa Karahasanoğlu ağabey, Atilla ağabeyin yazarlığı bırakmasını istemedi.
Yazmayı birden bıraktığında, ruhen ve zihnen huzurunun kaçacağını biliyordu ve bu sebeple müsaade etmedi.
Uzun zamandır rahatsızlığına rağmen yazmayı sürdürdü ve iki renkten hiç vazgeçmedi. “Bir insan ya adi olur ya adil olur” der “adil” olanları arardı.
Rahmetli zaman zaman şahsımın yazdıklarını eleştirirdi. Eleştirdiği hususları kendisine telefonla anlatırdım ve ikna olduktan sonra “Bunları köşende yaz sen de bana yüklen hakkın geçmesin” derdi.
Ben de; “Edeben doğru değil ağabey. Sen bizim büyüğümüzsün yazamam” deyince de birden yumuşar, “Hakkını helal et” diye dua ederdi.
Hakkım helal olsun Atilla ağabey. Ruhu için el-Fatiha.







