Aliya’dan Kalma Yetim Hakikatler
“En kötü kombinasyon, boş bir ruh ile dolu bir midedir” Aliya İzzetbegoviç
Büyük bilgemizin (8 Ağustos 1925-19 Ekim 2003) vefatının 15’inci sene-i devriyesi. Ruhu şerifi için El-Fatiha.
“Allah’ın emri olduğu için iyi amel yapıyor, yasakladığı için de kötülüklerden sakınıyorum.
Benim katkım olmaksızın dünyanın bir kısmı; eksik, bitmemiş ve gerçekleşmemiş olarak kalacaktır.
Bu sebeple sadece iman edemem, aynı zaman da faal olmak, eylemlerde bulunmak ve çalışmak zorundayım”. Aliya İzzetbegoviç.
İmkânım olsa, bu sözleri Müslüman ülkelerdeki resmi dairelerin kapılarına asarım.
Batı’nın Müslüman topluluk ve ülkelerle ilgili derdi bellidir. Önce dinlerini sonra zenginliklerini sömürebilmektir.
Bu sebeple de İslam milletlerinin dini ve milli duygularını iğdiş etmektedirler. Bosna yıllardır bu zehirle yaşamaktadır. Aliya şöyle der:
“Bosna’ya maddi ve manevi diz çöktürebilmek için en az beş milyon bomba atıldı fakat Bosna tahammül etti ve acıya katlandı”.
¥
Merhum Aliya’nın bu tespiti, hatırımıza şunu getirebilir. Afganistan’da kırk yılı aşkındır hem dıştan hem içten bir türlü savaş bitmiyor.
Yine yaklaşık 25 yıldır Irak’ta kan durmuyor. Suriye hâlâ Batı’nın her türden silahın denendiği saha ve yüzbinlerce insan katledilmekte.
Somali, Yemen, Mali, Arakan, Filistin ve benzeri Müslüman toplulukların üzerindeki silahlar ve ekonomik ambargolar eksik olmuyor.
Gayem malumu ilan değil ama şu soru da bekleyip duruyor:
-“Peki, bu ülkelerde hiç mi; vicdanlı, imanlı, ahlaklı, namuslu, şerefli, dirayetli bir şekilde Batı’ya kölelik yapmayacak Müslüman yöneticiler yok?”
-“Var ama yeraltı-yerüstü zenginliklerini Batı’ya peşkeş çeken Müslim kıyafetli ve söylemli Hakk ve halk gaspçısı yöneticiler, Müslüman olma şuuruna sahip kimselere hayat hakkı tanımıyorlar”.
Problem tamam. Çare… Çare… Çare…
¥
Meramımızı ne kadar anlatabilir ve anlaşılabilir bilemem ama çözüm ya da teşhis, Aliya İzzetbegoviç’in belki şu ifadelerinde aranabilir.
“İslam âleminin temel problemi, içerikten yoksun bir şekilde dindarlığın yaşanıyor olmasıdır. Dini değerlere karşı bayağılık, şekli ahlakilik, riyakârlık, ferdiyetçilik, özgünlüğün bastırılması, paranın gücü ve bir dizi olumsuzluğun altında yatan esas sebep, şekli dindarlıktır.
Hayatı sadece din ve dua ile değil, aynı zamanda çalışarak; bilimle tanzim etmek gerektiğine inanan, dünya tasavvurunda ibadethaneyle fabrikanın yan yana olması gerektiğine izin vermekle kalmayıp, talep eden o kimseler İslam’a aittir”.
¥
Ezcümle:
Türkiye’miz başta olmak üzere, bütün bir İslam ülkelerinde, büyük bir kültürel yozlaşma ve yozlaşmanın gereği sapkın bir sosyal dönüşüm yaşanmaktadır.
Bu da önemli bir kimlik ve kişilik krizine yol açmaktadır.
Maalesef çokluktan “Bir’e” doğru gidiyoruz. Oysa “Bir’e” olan imanımızla, çokluğa gitmemiz gerekmez mi? Bir’e dönmeden “Birlik” olmamız imkânsızdır.







