Ah Şu Milli Eğitimimiz
Ah şu milli eğitimimizin “ahı” geçmiş yıllara dayanır. Şöyle bir anekdot ile söze başlayayım da yerim kalırsa diyeceklerimi lafın peşine dizeyim.
Milli Cephe hükümetinin birincisinin ortaklık görüşmeleri sırasındaydı. MSP Gençlik Kolları’ndaki görevim gereği MSP genel merkezinde bulunuyor ve görüşmelerin sonuçlarını yakından takip etme fırsatı buluyorduk.
Koalisyon görüşmeleri AP lideri Süleyman Demirel, MSP lideri Necmettin Erbakan, MHP lideri Alparslan Türkeş ve GP lideri Turhan Feyzioğlu arasındaydı.
Görüşmelerin temel meselesi bakanlıkların paylaşımıydı. Erbakan hoca ısrarla Milli Eğitim, Kültür ve Maliye Bakanlığını istiyordu.
Hocanın bu talebine Türkeş ve Feyzioğlu olumlu bakarken, Demirel ısrarla direniyordu. Görüşmeler bir ara anlaşmazlık yüzünden tıkanmıştı.
Demirel’in sıkıyı görünce şapkasını alıp gittiğini bilenler bilir. Koalisyonun kurulamayacağını anlayıp, “şapka mı iktidar mı” ikilemi arasında kalınca, yukarıdan (Vesayetçilerden) gelen tehdidi savurarak hocayı isteklerinden vazgeçirdi.
•
Tehdit nedir? O yıllardan hafızamda kalan kısmıyla hatırlatayım. Demirel şöyle der:
- “Hoca! Hoca! Milli eğitimi, Kültürü, Maliyeyi sana verdiğimiz gün asker tepemize biner, onların hükmettiği-beslediği basın her türlü çirkefliği yapar ve hükümeti kuramayız. Gel bu bakanlıkları bize bırak, diğer istediğin her bakanlığı vereyim”.
Erbakan hoca tehdide aldırış etmez ama Türkeş ve Feyzioğlu’nun gözüne “Siz ne diyorsunuz” anlamında bakar.
Feyzioğlu Demirel’i iyi tanımaktadır. Esasında Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığının Erbakan’a verilmesini asker yahut basından ziyade, Mason çevrelerinin istemediğini bilir ve “ısrar etme de hükümet kurulsun” dercesine rıza göstermesini ister.
İkinci Milli Cephe Hükümetinde aynı mevzular yaşanmıştır. O bahsi de başka bir vesileyle yazarız.
Yine Erbakan Hoca bu sefer Dışişleri Bakanlığını da katarak aynı bakanlıkları ister ama Demirel yine benzeri bahane tehditleriyle vermez. Geçelim.
•
“Bizim Ak Parti” iktidarında da maalesef “Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı”, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın kafasındaki Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı olamadı.
Ömer Dinçer zamanında millileşecek gibi oldu, onu da erken uğurladılar. Oysa Ömer Dinçer bu sahanın en iyilerindendir. Geçelim.
Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı maalesef yıllardır “Masonik ve Batıcılık” zihniyetinden kurtulamadı.
Tanzimat’tan bu yana nasıl yerleşmiş ve nasıl kökleşmiş bir sistemse, kim gelirse gelsin, bu sistem karşısında bocalıyor ve yeniliyor.
Bu sefer yine umutlanalım. Yeni Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, “eğitimin”, “dilimizin” ve “tarihimizin millileşmesi” için ciddi atılımlar yapar ve yaptırır inşaallah.
•
Ezcümle:
Nihayetinde devletimizin görevi, dolayısıyla milli eğitimin görev ve sorumluluklarının arasında, maddi-manevi kalkınmanın temeli olan eğitimin ve kültürün millileşmesi kırmızıçizgi olmalıdır. Başka türlü yerlileşemez ve millileşemeyiz.
Millet olarak eğitimimize, tarihimize, kültürümüze, dilimize, dinimize karşı hesabı millet değil devlet verecektir”.







