Acı bir paso hikâyesi
“Tuzu kuru” tabiri içi dolu bir ikaz ışığıdır.
Özellikle 1990 ve sonrası yılarda dünyaya gelen ve özel yahut resmi kurumlarda yöneticilik, öğretmenlik veya başka mesleklerle uğraşan bir kısım insanlar, ülkemizin ve ailelerinin geçmişlerini ciddiye almadan, yönlerini (sanki geçmişlerini inkâr bir kurtuluşmuş gibi) kendi değerlerine değil, “Batıcılığa” dönmekteler. İşte bunlara tuzu kuru denilmektedir.
Şimdi alıntılayacağım hadise, ülkemizin nereden nereye geldiğini gösteren önemli şahitliklerden birisidir.
Dün Ensar Neşriyat’tan çıkan kitaplardan Mehmet Yahya Kutluoğlu hocanın “Seksen Yıl Nasıl Geçti” eserini tanıtmıştım. O kitaptan şu hatırayı paylaşmazsam olmazdı.
¥
“İstanbul İmam-Hatip Okulu açıldıktan kırk gün sonra paso alabildik. Aldığımız paso sadece tramvaylarda geçerliydi. Otobüsler bizim için lüks sayılıyordu. Otobüslere binemezdik.
Yapılan teşebbüs ve çalışmalardan sonra 25 Aralık 1952 tarihinde, okul açılışından dört ay sonra bize otobüs pasosu verdiler.
Verdiler ama oturduğum yer ile okul arasında geçerliydi, başka yerlerde geçmezdi. Sadece okulun açık olduğu günler geçerliydi.
Bu uygulama 1958 yılına kadar devam etmiştir. Pasolarımızın üzerinde, mesela benimkinde şöyle yazardı:
‘Otobüse mahsus mahdut seyahat kartı! Şehremini ile Şehzadebaşı arasında öğrenci tarifesi uygulanır.’
Mezun olduğum son seneye kadar taşıdığım bütün pasolarda bu yazı yazılı idi. İHL dışındaki okul öğrencileri ellerindeki pasolarla İstanbul’u dolaşırlardı.
Bize gelince yasak! Biz yabancı uyruklu muyuz? Yoksa okulumuz Milli Eğitim Bakanlığına bağlı değil midir?
Böyle demokrasi, böyle eşitlik, böyle adalet, böyle haksızlık dünya üzerinde hiç görülmüş, duyulmuş mudur?
Okulumuzun kapı karşısında Vefa Lisesi vardı. Onlar da biz de Milli Eğitim Bakanlığına bağlı idik.
Onların okuduğu bütün dersleri eksiksiz olarak biz de okuyorduk. Bizde meslek dersleri olduğu için bizim okul yedi yıl, onların ki, altı yıl idi.
Yani onların altı yılda okudukları kültür derslerini biz yedi yılda okuyorduk. Burada herhangi bir eğitim-öğretim eksikliği bahis konusu değildir.
İmam Hatip Lisesinden mezun olanlar, lise mezunu sayılmadığı için üniversiteye giremiyor, diğer liselerden mezun olanlar üniversiteye giriyordu.
Aynı bakanlığın açtı iki okul. Okunan dersler, okunan kitaplar aynı. Çoğu zaman öğretmenler de aynı. Buna haksızlık, zulüm denmiyorsa adı nedir? Bu eşitlik midir? Hakkaniyet midir? Adalet midir?
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi son zamanlarda bir de buna İmam Hatip Lisesi mezunlarının üniversiteye girmesini engellemek için hak ettiği puanı kesmek eklendi.
Yani girdiğim üniversite imtihanında almış olduğum puanımdan kesiyor ve üniversiteye girmem önleniyor”. Önemli şahitliklerin devamı kitapta!
¥
Ezcümle:
Hamdolsun artık bu problemlerin hemen hepsi bitti ve bugünler el bebek gül bebek gelinmedi. Geçmişi bilmeden bugünlerin kıymeti anlayamayız.







