• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

I. Mahmut Hân’ın tahta geçmesi ve gölgelenen yıllar (1 Ekim 1730)

01 Ekim 2022
A


Halit Kanak İletişim:

II. Mustafa’nın oğlu Şehzâde Mahmud 4 yaşını 9 ay 9 gün geçiyordu ki; Şeyhülislâm Feyzullah Efendi’nin oğlu ve geleceğin Şeyhülislâm’ı İbrahim Efendi tarafından büyük bir törenle ilk dersi verildi ve elif harfi öğretildi. 

Bu günden 29 yıl sonra Babası II. Mustafa’dan sonra tahta geçen amcası Sultân III. Ahmed tarafından nasihatler edilerek tahta oturtulduğunda takvimler 1 Ekim 1730’u, saatler gece 09.30’u gösteriyordu.

Göreve geldiğinde Patrona Halil isyanının sert rüzgarları esmeye devam ederken zorbalar her tarafa hakim durumda idiler. Sadrâzâm damat Nevşehirli İbrahim Paşa öldürülerek cesedi zorbalara teslim edilmiş, parayla satılan makamlara eşkıyalar doldurulmuştu.

Amcası III. Ahmed’in “kimseye güvenmeyeceksin, kendi işini kendin göreceksin” sözleri kulaklarındaydı. Henüz şehzâdeyken kendisine öğretilen “Devletin itibarını korumayı şeref bileceksin” düsturuyla hareketle önce devleti ele geçiren zorbaları temizlemeye karar verdi.

Devletin başında dolu dolu 24 yıl geçireceğinden habersiz ertesi gün 2 Ekim’de beklemeden harekete geçtiğinde 34 yaşını 2 ay, 2 gün geçiyordu. Türk Hakânlığı tahtına oturmasının 46. günü, baş defterdarı konağından atarak buraya yerleşen Patrona Halil vezir rütbesi verilecek bahanesiyle saraya çağırıldı ve bütün adamlarıyla birlikte yakalanarak imha edildi. 

Bunun için o sırada İstanbul’da bulunan ve zorbaların zorla Kırım Hân’ı yaptırdıkları Kaplan Giray kullanıldı. Kaplan Giray önce saraya çağırılarak yapmadı gerekenler bir bir anlatıldı. Saraya dâvet edilen Patrona Halil ve Muslu Beşe Pehlivan Halil Ağa ve 40 cesur adamı öldürüldüler. Kapıda bekleyen bunların ileri gelen taifeside hil’at giydirilecek diye tek tek içeri alınıp Pehlivan Halil Ağa’ya teslim edildi. Sonra cesetleri ibret olsun diye Ayasofya önüne atıldı.

Yetmedi devlet dairelerinde makamlar işgâl eden zorbalar bir bir temizlendi. İçeride gerekli düzen sağlandı derken bu kez de Almanlarla anlaşan Rusya, ölen Lehistan Kralı II. Augustus’un yerine oğlu III. Augustus’u tahta geçirmek için İstanbul’dan habersiz Almanların desteğiyle Varşova’ya girdi. Ardından Azak kalesini alarak Karadeniz’e indi ve Kırım’a saldırdı.

Kırım’a saldırmak büyük cüretti. Bugüne kadar Or Kapıyı aşarak Kırım’a kimse girememişti. Olayları soğukkanlılıkla izleyen Sultân 1. Mahmud derhal Kırım Hân’ı Kaplan Giray’ı Rusların Kırım’a girmelerine engel olamadığı için azlederek, yerine II. Fetih Giray’ı Hân yaptı.

II. Fetih Giray Han, Rus’ları Kırım’dan attığı yetmediği gibi Ukrayna içlerine kadar kovaladı. 10 binlerce esir ve 100 bine yakın hayvanla Kırım’a döndü. Rus müttefiklerinin yenildiğini gören Alman’lar Rusya’nında yardım talep etmesi üzerine çok büyük ordularla harekete geçerek Bosna-Hersek, Sırbistan ve Romanya’ya girdiler. Bir anda Niş düştü, Banyaluka şehri muhasara altına alındı.

Bosna Beylerbeyi Hekimoğlu Ali Paşa Yıldırım hızıyla Banyaluka’ya geldi. Beklemeden yaptığı daha ilk hücumda üç Alman generalini esir aldı. Sonra bütün Alman Ordusunu sürdü Vrbas ırmağına döktü. Kalanları imha etti. Ertesi gün 60 bin düşman cesedi sayıldı. Rumeli Beylerbeyi Hâfız Ahmed Paşa ise düşman eline geçen Şehirköyü (Pirot), Musapaşa ve Niş’i peşpeşe geri aldı. 

Vidin’i muhasaraya gelen 30 bin Alman askeri ise henüz Vidin’e ulaşmadan İvaz Mehmed Paşa tarafından karşılandı. 6 binden fazla zayiat veren Almanlar toplarını Tuna Nehrine atarak kaçtı. İvaz Mehmed Paşa bu kezde Romanya’da Krovaya’ya kadar gelen Alman askerlerine yetişerek fena şekilde bozdu. Ardından kaçan düşmanın peşini bırakmayıp yetişerek hepsini imha etti.

İvaz Paşa hızını alamayıp bu seferde 22 yıldır düşman işgâlinde bulunan Belgrad’a Tuna üzerinden yürüdü. Yoğun top ateşi altında ince donanmayla Hisarcık boğazını geçerek Belgrad önlerine geldi. Kaçan Alman filosu Belgrad Kalesi altına sığındı.

Kara ordusuda Belgrad önlerine gelmişti. Fakat   yardıma gelen 20 binden fazla Alman askerinin Belgrad’a girişini engelleyemedi. Buna rağmen İvaz Mehmed Paşa, Belgrad önündeki iki Alman Tabyasını mızrak hücumuyla düşürdü. Ardından yaptığı akılalmaz saldırılarla kendisini püskürtmek isteyen Alman ordusunu fena şekilde ezdi. 42 bin Alman Askeri etkisiz hale getirildi. Almanlar kaleye kapandılar. 

Bu arada Bosna’dan Hekimoğlu Ali Paşa eski baş yâveri olan İvaz Mehmed Paşa’ya yardıma geldi. Moraller bir kat daha arttı. Birlikte yan yana at başı giderek selamladıkları Türk askerinin gözünden çıkan kıvılcım Belgrad’ın alınacağının işaretiydi. Öylede oldu.

Ertesi gün, Tuna üzerindeki Türk ince donanması kale dibindeki Alman filosuna hücum edince, Almanlar filolarını ateşe vererek karaya çıktılar. Fakat hepsi esir alındı. Bunu gören Almanlar bütün ümitlerini yitirdiler ve sulh isteyerek çepeçevre kuşatma altında ki Belgrad’ı teslim etmek zorunda kaldılar.

Diğer taraftan; 280 yıl önce fethedilen Semendire’yi işgâl etmiş olan Almanlar, dört yüz serden geçtisiyle gelen Akıncı Beyi Vidin’li Ali Ağa’nın kale komutanına “kaleyi teslim et yoksa başına yıkarım” demesi üzerine bütün bölgede yenilen ordularını görüp morali bozulduğu için Semendire’yi teslim etmek zorunda kaldılar.

Rus cephesinde de benzer şeyler yaşandı. Numan Paşa Özü ve Kılburun kalelerini Ruslardan geri aldı. Don Nehri üzerinden Azak Denizine indirilen Rus donanması Türk Donanması gelince kendisini imha etti. Ardından Ur Kalesi önünde Kırım atlılarını karşısında gören Rus’lar kaleyi tahrip ederek çekildiler.

Akabinde Belgrad’da yapılan ve 28 yıl sürecek anlaşmayla yenilen Alman ve müttefiki Rusya Belgrad, Semendire, Orsova, Böğürdelen ve Adakale’yi Türkiye’ye bırakıyor ve Pasarofça Anlaşmasıyla kaybedilen topraklar yeniden kazanılıyordu. 

Rus cephesinde ise, Hotin ve Yaş geri alındı. Azak kale yapılmaması şartıyla bize geçti. Ama en önemlisi Rus savaş gemileri asla Azak Denizi ile Karadeniz’e giremeyecekti. Buda Karadeniz’in Türk Gölü unvanını koruduğunun göstergesiydi.

İşte 2 Ekim 1730-14 Aralık 1754 tarihleri arasında Türk Hâkân’ı sıfatıyla ülkeyi yöneten Sultân I. Mahmud Hân başta imar faaliyetleri olmak üzere nice başarılara imza atmıştır. Toplanan suların taksim edilmesinden dolayı “Taksim” adını alan bölgede yaptırdığı ve günümüze kadar kullanılan büyük su deposu önemli hizmetlerindendir. Mekânı cennet olsun inşaallah…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mtan

Allah razı olsun , içimizde dışımızda düşman kaynıyor....dün patrona halil bugün pkk ve heykelciler..

müslüm

Sayın Yazar Osmanlıyı bir taraftan yerin dibine batırmışsınız bir taraftan göklere çıkarmışsınız.Böyle devlet yönetimi olurmu.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23