• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI
23 Kasım 2020

Ambardaki fâreler!

Niçin “Evvelen ve âcilen öğretmen/muallim reformu” diyorum? Bundan önceki iki yazımda bunu anlatmaya çalıştım. Mesele o kadar mühim ki maksada ulaşıncaya kadar daha binlerce yazı yazılsa yeridir. Çünkü eğitim sâhasındaki müspet/menfi bütün projeler (burada reformlar da diyebiliriz), o projeyi (reformu) benimsemiş muallimler mârifetiyle millete ulaşır. “Eğitim, kültür ve fikirde iktidâr olamadık” hakîkatinin sebebi sistemin içindeki “medeniyet tasavvurumuz”a düşman, muhâlif, lâkayt tatbîkâtçılar, yani öğretmen/muallimlerdir. Bu yüzden işe “medeniyet tasavvurumuz”un tam adamı olan muallimi yetiştirmekle başlamak elzemdir. Bu mevzûda iki yıl evvel yazdığım bir yazıyı yeniden okudum ve gördüm ki bugün yazılmış gibi derdimize dokunuyor. Bugün “İyi müfredâtla kötü netîce alma dersleri” başlıklı o yazının sancımızı gün gibi ortaya koyan kısımlarını paylaşmak istiyorum:

(…)

İşin bir yönü bu… Başka bir yönü de müfredâtın uygulayıcısı olan öğretmenler... Müfredâtta köklü bir değişiklik yapabilseniz bile onu tatbîk edecek iyi öğretmenleri bulup işi onların eline vermezseniz değişen hiçbir şey olmayacaktır. İyi müfredât, kötü tatbîkâtçı elinde buharlaşacak, eski hâl devam edip gidecektir. Millî eğitimde arzulanan müspet gelişmeleri bir türlü gerçekleştiremememizin derinlerdeki görünmeyen ve görülemeyen sebebi budur. Mevlânâ güzel demiş: “Ambarda fâre yoksa ibâdet buğdayı nerede?” Şunu hep iddia ettim: Millî eğitimin asıl ve can alıcı meselesi, işi îmanlı, idealist, derdi olan hocaların eline teslîm edememektir.

“Kem âlâtla kemâlât olmaz” sözünü tekrarlaya tekrarlaya bir hâl olduk. Bir eğitimci, çocuğu yapsa yapsa kendisi gibi yapar. Kendinden daha îmanlı, daha ahlâklı ve daha dertli yapamaz. Öyleyse…

Hukukçulardan da şu sözü çokça işitiriz: “En iyi kanun kötü tatbîkçi elinde berbat hâle gelebilir.” El-hak, doğrudur.

Dönüp dolaşıp insan unsûruna geliyoruz. İşleri iyi insan eline vermedikçe feryâdımız hiç dinmeyecek. Hattâ Nurettin Topçu’ya göre “iyi insan” bile derdimize çâre değildir. Bize “kalp insanı” lâzım. Yani şahsî menfaatlerini aşmış, “gözlerimi kaparım vazîfemi yaparım”cı “vazîfe adamı” pasifliğini üstünden atmış, hayâtını büyük dâvâya adamış insanlar… Böyle insanları bulmalı, yetiştirmeli ve işleri bunların eline teslîm etmeli. Behemehâl!

Derdimizi müşahhaslaştıralım: Mütedeyyin insanları büyük beklentilere sokan ama bürokratın sözüyle belli olduğu gibi “Aslında bir şey değişmemiş” olan yeni müfredâtın başka başka ellerde ne hâle geldiğini ayân beyân ortaya koyan bir misâlle karşılaştım. Evet, yeni müfredâtta aslında bir şey değişmemişti ama dudaklara bir parmak bal kabîlinden ufak tefek üç beş şey konulmuş. Bakınız, onlar da bazı tatbîkçiler elinde ne hâle gelmiş. Prof. Dr. Durmuş Ali Taşçı Hoca’mızın bizzat yaşadığı bir hâdise:

Geçenlerde bir eve misafir olarak gitmiştim. Evin kızı lise ikinci sınıf öğrencisiydi. Konuşma esnasında, öğretmenlikteki eski günlerimi hatırlamak babında, kızımızdan edebiyat kitabını istedim. Kitabı şöyle bir karıştırınca, bir şey çok dikkatimi çekti. O da şu:

Kitabın birinci konusu Mevlâna, ikinci konusu Yunus Emre, üçüncü konusu Süleyman Çelebi ve dördüncü konusu da Sabahattin Ali olarak düzenlenmiş. Konuların dizilişi gayet güzel de dikkatimi çeken şey başka. Mevlâna, Yunus Emre ve Süleyman Çelebi konuları “tertemiz” dururken, Sabahattin Ali konusu notlarla dolu, sayfada neredeyse boş yer kalmamış.           

Kızımıza sordum: “Kızım, siz sınıfta bu üç konuyu işlemediniz mi? Hiç çizik yok, kalem oynatılmamış!” Kızımız bana ne dese beğenirsiniz? “Hayır, öğretmenimiz o konuları atladı!”

“Peki” dedim, “Size okumak için verdiği romanlar var mıdır?” Kızımız üç adet roman getirdi; üçü de demode olmuş, kaşarlanmış, adı sanı anılmaz üç yazarın!

Düşündüm!.. Siz iyi müfredat, medeniyet çizginize uygun müfredat hazırlasanız da, o müfredatı okutmayıp, ruhları iğdiş eden, ideolojisi dibe vurmuş “yapıtlar” okutan öğretmenlerinizi denetleyemiyorsanız, daha çok yapılacak işiniz var demektir. (Durmuş Ali Taşçı, Haber7.com, 03.05.2018, Ah bu yazarlar, bu okumalar!..)

Her şey apaçık değil mi?

Durmuş Ali Hoca’ma katılmadığım bir husus var. Hayır hocam, mesele asıl olarak denetleme meselesi değil. Mesele kötü bir müfredâttan bile hayırlar çıkarabilecek öğretmenleri yetiştirmek ve seçmektir.

Şu anda tesettürü içinde mutlu, kadın doğum ihtisâsı yapan bir kızımızın şu sözü gözümüzü açmayacaksa ne açabilir? “İlkokul öğretmenim beni ateist yapmıştı. Îmanlı bir öğretmenle karşılaşmasaydım öylece kalırdım.” Allah o hocamızdan râzı olsun. İşte böyle insanları bulmalı, maârifi onlara vermeliyiz.

Maârif (eğitim), ayağı bu toprağa basmayan, milletimizin ruh kökünden kopuk tiplerden kurtulmadıkça özlediğimiz “Diriliş” gerçekleşmeyecektir. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

S.H. Gürses

İyi müfredâttan ziyâde iyi hoca / öğretmen / eğitimci önemli.
  • Yanıtla

Mardinli hoca

Sayın ahmet talib hocam dilinize yüreğinize sağlık.Hocam buyurduğunuz gibi devlet millet için en önemli olan ailedir.Aile için en kıymetli nesildir.Nesil içinde en önemli eğitimdir.Aile altı yaşına giren çocuğu kime teslim ediyor öğretmene.Öğretmen imanlı olursa çocuk da imanlı yetişecek imanlı olandan korkma.Çünkü imanlı olan Allahtan korkar peygamberimizin SAS şöyle buyurur Allahtan korkmayandan kork .Osmanlı padişahları imanlı yetiştiriyordu osmanlı devleti altı yüz küsur ayakta durdu.Bu konu çok mühimdir buyurduğunuz gibi köklü bir değişim lazım buda imanlı öğretmenle olur yoksa gün be gün toplum bozulacak.Selam ve dua ile
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23