Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal, '"Mustafa Kemal'in askerleriyiz" demokrasisi!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
"Mustafa Kemal'in askerleriyiz"; Militarist, hiyerarşik, savaşçı, primitif, faşizan, adaletsiz, tektipçi, tek adamcı, otoriter, totaliter, antidemokratik, anakronik, bölücü, konservatif (tutucu), antimodern, halkın bir kesimini diğer kesimine karşı tahrik edici, antilaik, hukukun üstünlüğüne kasteden, anticumhuriyet, politik, vülger, çocuksu vs. bir slogandır!
Bu, ilk duyulduğundaki çağrışımları, söyleyenler, söylendiği mekanlar vs. ile hemen farkedilen bir durumdur. Kimse de diyemez ki, yoo, adil, demokratik, özgürlükçü, çoğulcu, sivil, modern, barışçı, yenilikçi, apolitik, çağcıl, barışçı, birleştirici, cumhuri, hikmetli, vs. bir kelam-ı kibardır!
Adaletsiz ve antidemokratik olduğu gibi, anticumhuriyet bir slogandır da! Çünkü bariz ve vurgulu bir tek adam komutanlığı, mutlak hiyerarşisi, egemenliği, vurgulanmaktadır. Tek adamılık ise cumhuriyet değil, tam bir saltanat anlayışıdır, monarşikdir! Bu Kemalizmin en büyük çelişkisidir. Padişah tek adamını indirdikten sonra, cumhuriyet tek adamı. Sadece hayattayken değil, öldükten sonra da devam eden ve sultanlarda bile bulunmayan bir saltanat. Halbuki Kemalizmin en övündüğü şey, Cumhuriyettir, halk rejimi kurmaktır! Bu rejimde halk hiç yok, üstelik tamamen dışlanmış.
Saltanat tek adamlarının tek adamlığı, hiyerarşi ve egemenlikleri, öldüklerinde hemen biter. Yerine artık başka bir tek adam geçer çünkü! Meşhur, " kral öldü, yaşasın yeni kral" anlayışı.
Mesela ebedi şefin yerine geçen, milli şef ve yine bir asker olan İnönü, para ve pullardaki ebedi şef resimleri yerine kendi resimlerini, ebedi şef resim ve heykelleri yerine, devlet daireleri ve meydanlarda kendi resim ve heykellerini ihdas etmiştir. Artık Mustafa Kemal şefliği değil, İsmet İnönü şefliği egemendir. Anıtkabir de yapılmamış, ebedi şefin mumyalanmış naaşı, Etnografya müzesinde beklemektedir! Müzeye kaldırılmış bir eski şef!
Eski şefi yeniden para ve pullara, devlet dairelerine, meydanlara, bir faninin değil de yarı-tanrının (!) yattığı Anıtkabir'e taşıyan DP hükümeti olmuştur. Zira asker, eski bir orgeneral olan İnönünün gözünün içine bakmakta, "vur de vuralım, öl de ölelim" psikolojisi içindedir.
DP, İnönü'nün siyaset ve TSK'daki ağırlığı ve hakimiyetine karşılık, ebedi şefe sığınmak zorunda kalmıştır. Zaten siyasette gerçek ağırlık TSK'dadır. Kaldıki, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, "gençler, Atatürk'ü sevmek milli bir ibadettir" diyecek kadar Atatürk hayranı ve müridi idi! İnönü ise devr-i iktidarında, eski şef gölgesi istemiyordu! Milli şef, ebedi şefi, doğal olarak, mutlak iktidarına ortak yapmak istemedi! Milli şef bostan korkuluğu muydu? Nasıl, devlete, millete, asker-sivil bürokrasiye hükmedecekti? Nitekim şahsa bağlı cumhuriyetimizin ilk rezil ve hain darbesini CHP teşvikiyle yapanlar, İnönü'ye "paşam emrindeyiz" diye tekmil vermişlerdir. (Tabii esas emirleri CIA vermekteydi!)
Cumhur; çoğunluk, halk, cumhuriyet ise; saltanata, tek adama, mukabil halk, çoğunluk, rejimidir! Bu anlamda biz, hiç millete dayalı bir cumhuriyet olmadık! Ebedi ve milli şeflik rejimi olduk. Yani diktatörlük!1920'den 1950'ye kadar tam 30 yıl, serbest seçim de yapmadık.
Akitte yayınlanan "Hürriyetin ilanı, Cumhuriyetin ilanı, Demokrasinin ilanı", "Bitimsiz bir monarşi hevesi olarak Kemalizm", "Öldükten sonra ülkesini yöneten tek lider", "Dinde zorlama yoktur Kemalizm'de çoktur" "Cumhuriyetin kazanımları ve Cumhuriyetin kaybedimleri!", "Sahte meşruiyet dayatması ve cezasızlık imtiyazı " ve "Kanıksanmış bir otokrasi; Kemalizm!" yazılarımızda bu konuları, delilleri ile birlikte ele aldık. Sadece başlıklar bile yukarıdaki tezimizi özetliyor sanırım.
Türkiye bir demokrasi olmadığı gibi bir cumhuriyet'te sayılmaz. Kanıksanmış bir otokrasi olarak Kemalizm, anayasal, yasal ve de facto hakim rejimdir! Ülkemizde Kemalizm, bitimsiz bir monarşi hevesi olarak ağırlığını sürdürmektedir! İşin kötüsü bu durum hiç yadırganmıyor, uyuşturulmuş, korkutulmuş, işgal edilmiş, zihinlerce kanıksanmış. Neredeyse farkedilmiyor! Farkedenler söylemiyor, söyleyenler dinlenmiyor, dinleyenler anlamıyor, anlayanlar çaktırmıyor! Kara canlılarını saran hava (atmosfer) veya deniz canlılarını çevreleyen deniz kadar, normal, alışıldık, kanıksanmış bir durum. Olmazsa olmaz bir otokrasi!
Kemalizm Batı hayranı ve müntesibi bir rejim! Ama Batı'da bir örneği yok. Başka coğrafyalarda, Kuzey Kore, İran, Çin, Baas rejimleri vs'de çok! Avrupa cumhuriyetleri ve krallıkları, yaşayan veya ölmüş bir tek adamın egemenliğini kabul etmiyor, yüceltmiyor, putlaştırmıyor! İsa'dan başka birini Tanrı, yarıtanrı, saymıyor. Hz İsa ise politik bir figür olma vasfını çoktan kaybetti, zaten hiç talip olmadı! O'nun yerine ruhban sınıfı, geçmişte teokrasi kurdu, kralları bile afaroz etti, ama bunlar artık geçmişte kaldı. İşte laiklik bu işe yaradı. Fakat bizde laiklik, İslamda hiç bulunmayan teokrasi yerine, kutsal, dokulmaz, aksi düşünülemez bir Kemalist teokrasi kurdu! Eğitim sistemimiz, anayasamız, yasalarımız, fiili durum, Kemalist bir teokrasi gibi.
Mesela, Anayasa 134. md; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, " Atatürk'ün manevi himayelerinde" çalışır! Anayasa gibi pozitif bir en üst hukuk metninde, ölmüş birinin manevi bir himayesi nasıl olabilir? Oluyor işte, anayasa'ya göre Atatürk "ölümsüz bir lider", "eşsiz bir kahraman."Bir insan ismi İran, Kuzey Kore ve bizim anayasamızda 16 defa geçiyor! O, " Bize bugünümüzü sağlayan ulu Atatürk!" İnsanlardan bir insan, kullardan bir kul değil! Bazı Avrupa anayasalarında da Tanrı'ya şükür ifadesi veya onun ismiyle başlayan ibareler vardır. Ama insan ismi yer almaz. Tanrı kabul ettikleri Hz. İsa bile yer almaz.
İşin trajikomik yönü ise, bu sloganın mucidi bile Kemalistler değil. FETÖ'nün Komünist abisi, Türk Solu dergisi kamuflajlı bir cihan baha Gökçe Fırat. Bu ismi taşıyan bir kitap bile yazmış. Kamalizmin kitabını yazan, ideolojisini ortaya koyan, Selanikli bir Yahudi Moiz Kohen ( Munis Tekinalp)'ten sonra, en ünlü Kemalist sloganın mucidi de bir FETÖ'cü! İdeoloji gittikçe millileşiyor! Gökçe Fırat hiç olmazsa bir Türk! Bazıları da, "Mustafa Keserin askerleriyiz" diye slogan atınca, Mustafa Keser; Onlar benim askerlerim olamaz demiş.
Meşhur Cumhuriyet mitinglerinin sloganı da, Mustafa Kemal'in askerleriyiz idi! Hemen yanında da, Ordu Göreve, döviz ve sloganı!
Mustafa Kemal'in askerleriyiz, nerden baksanız bir darbe tehdidi, haddini aşma ve şiddet içerir!
Türkiyede gerek eski, gerekse mevcut hükümet, belkide haklı olarak, demokratik ve özgürlükçü olmamakla, hukuka riayet etmemekle, tek adam eğilimleriyle itham edilirler. Ancak DP, AP, ANAP, AKPARTİ çizgisindeki bu hükümetlerin tek alternatifi Mustafa Kemal'in askerlerinin partisi CHP'dir. Tüm bu hükümetleri diktatörlük ile suçlayıp, demokrasi ve hürriyet getirmeyi vadediyor CHP! Hem demokrat, özgürlükçü; hem de Mustafa Kemal'in askerleri nasıl olunacak? Kemalizm ve çok seslilik nasıl bağdaşacak? "Ordu göreve" diye darbe çağrısı yapanlar, demokrasi getirebilir mi?
Kabul edilmelidir ki, ülkemizde demokrasi, hukuk devleti, hak ve hürriyetlerlerin en büyük yasal ve fiili engeli, eğitimden, TÜSİAD'a, günlük hayattan siyasete, egemen Kemalist zihniyettir! Bütün darbe ve muhtıraların, Kürt sorununun, tüm hak ve hürriyet kısıtlarının, tüm yasakların, başörtüsü yasağının sebebi, motivasyonu, Kemalizme dayanır!Türkiyenin resmi ideolojisi Kemalizmdir. Askeri, yargısal, bürokratik, vesayet gerekçesi Kemalizmdir. 15 Temmuz Fetöcü darbe teşebbüsü dahi, Yurtta Sulh Konseyi tarafından icra edildi. Eğer başarılabilseydi, uzun yıllar bir Kemalist darbe yapıldığını sanacaktık?
En üzücü şey; İstanbul Barosu seçimlerinde, kazanan grup, aralarında 60/70 yaşlarındaki avukatlar'da dahil, Mustafa Kemal'in askerleriz sloganı atmasıdır! Bir çoğu da radikal sol ve sosyalist bu insanlar, özgürlük, demokrasi ve insan hakları savunucusu oldukları iddiasındadırlar! Ankaralı avukatlar'a sordum. Bizdekiler Dev-genç marşı söylüyor dediler! Ne yaman çelişki! Adalet adamları bunu yaparsa....