Dolandırılan kişilerin küçümsenmesinin, diğer insanlarda da sahte bir güven duygusu oluşturduğunu belirten Arslan, kendisini kandırılmayacak kadar akıllı gören kişilerin benzer risklere karşı daha savunmasız hâle gelebileceğine dikkat çekti. “SAHTEKÂRIN EFSANESİ ORTAK BİR ESERDİR” Arslan, sahtekârların toplum tarafından verilen lakaplarla ve anlatılan hikâyelerle büyütüldüğünü, bu sürecin yalnızca dolandırıcının kendi çabasından ibaret olmadığını ifade etti. Kalabalığın kahraman, kurtarıcı ya da kendisinden biri gibi gördüğü kişilerin bu beklentileri kullanabildiğini belirten Arslan, sahtekârın toplumsal hafızadaki yerinin toplumun anlatılarıyla da şekillendiğini vurguladı. Sahtekârların efsaneleştirilmesinin yalnızca maddi kayıplarla sınırlı olmayan sonuçları bulunduğunu kaydeden Arslan, bu durumun dürüstlük, emek ve ahlaki sorumluluk gibi değerlerin algılanışını da etkileyebileceğini ifade etti. Arslan, yazısında sahtekârın asıl sermayesinin yalnızca insanların parası ya da saflığı olmadığını, onun hikâyesini anlatmaya devam eden toplumsal hafızanın da bu sürecin bir parçası olduğunu vurguladı. Dolandırıcılıkla mücadelede yalnızca suçun kendisine değil, suçluları popüler kültürün kahramanlarına dönüştüren anlatılara da dikkat edilmesi gerektiğine işaret etti.