“ASIL MÜCADELE DIŞARIDA DEĞİL, İNSANIN İÇİNDEYDİ” Keltek, psikoloji literatüründe “savunma mekanizmaları” olarak tanımlanan davranışların çoğu zaman insanın kendisini koruma çabasından doğduğunu söyledi. Haklı çıkma ihtiyacı, sürekli açıklama yapma isteği, geri adım atmamak, son sözü söyleme arzusu… Keltek’e göre bunların tamamı egonun güvenlik arayışının parçaları oldu. “İnsan bazen yalnızca fikrini savunmuyor; o fikrin içinde kendini koruyor. Bu yüzden geri çekilmek zorlaşıyor. Çünkü insan yalnızca düşüncesinden değil, kendini güvende hissettiği alandan da vazgeçmiş oluyor.” dedi. “KURBANIN ASIL TARAFI, İNSANIN KENDİ İÇİNDE YAŞANDI” Keltek’e göre Kurban Bayramı’nın psikolojik tarafı çoğu zaman gözden kaçırıldı. Hz. İbrahim’in teslimiyetinin yalnızca dışsal bir fedakârlık değil; içsel bir geri çekilme olduğunu belirten Keltek, şu değerlendirmede bulundu: “Asıl mesele sadece bir şeyi vermek değildi. İnsan gerektiğinde kendi egosunu, kontrol arzusunu ve haklı çıkma ihtiyacını geri çekebiliyor muydu? Kurban anlatısı biraz da bunu sordu.” dedi. Keltek’e göre modern insanın en büyük krizlerinden biri de tam burada ortaya çıktı: “Bugün insanlar bırakmayı zayıflık gibi görüyor. Oysa psikolojik olarak en güçlü insanlar, gerektiğinde geri çekilebilen insanlar oluyor.” ifadelerini kullandı. “TESLİMİYET PASİFLİK DEĞİL, PSİKOLOJİK ESNEKLİKTİ” Hatice Keltek, teslimiyet kavramının çoğu zaman yanlış anlaşıldığını söyledi. Teslimiyetin “boyun eğmek” değil; insanın hayat üzerindeki mutlak kontrol yanılsamasını bırakabilmesi olduğunu belirten Keltek, psikolojide bunun “psikolojik esneklik” kavramıyla karşılık bulduğunu ifade etti. “İnsan zihinsel olarak ne kadar katıysa, o kadar kırılıyor. Ne kadar esnekse, hayatın değişimlerine o kadar uyum sağlayabiliyor.” dedi. Keltek’e göre Kurban Bayramı’nın hatırlattığı en önemli meselelerden biri de buydu: “Bazen insanı büyüten şey, daha fazla tutmak değil; gerektiğinde bırakabilecek kadar güçlü olabilmekti.” dedi.