Kan şekerine karşı ürküten uyarı! Gizli sinsi tehlike! Osman Müftüoğlu tablo şu diye yazdı: Listede kimler var?
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu yüksek kan şekeri riskine yönelik dikkat çeken tespitler yaptı...
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu yüksek kan şekeri riskine yönelik dikkat çeken tespitler yaptı...
Sabah yazarı Prof. Dr. Müftüoğlu, bugünkü köşesinde diyabetteki gizli tehlikeye dikkat çekti. Müftüoğlu, "Yüksek kan şekeri çoğu zaman sinsi ilerler ama bedendeki yıkıcı etkisi hiç de sessiz değildir." diye yazdı.
"Dünya genelinde diyabetli sayısı 530 milyonu geçti ve asıl korkutucu olan şu: Her iki kişiden biri bu sinsi hastalık diyen Müftüoğlu, şöyle devam etti: Yani tablo şu: Şekeriniz sinsice yükseliyor, organlarınız "ben iyiyim" diyor ama içeride ciddi bir yıpranma, sessiz bir paslanma başlıyor. Şimdi bu tehlikeye dikkatlice bakalım.
Kimler listede! Yüksek şeker, damar duvarını adeta karamelize edip sertleştirir. Bu durum plak oluşumunu hızlandırır. Diyabetli bireylerde kalp krizi riski maalesef 2-4 kat artar. Damarlar daraldıkça tansiyon yükselir, o kusursuz dolaşım ağı bozulur. Bacaklara giden kan azalırsa yürürken kramplar başlar. Yani damarda yol daralmış, trafik kilitlenmiş, kalp ağır stres altında kalmıştır. Diyabet, böbrek yetmezliğinin en sık görülen nedenlerinin başındadır. Diyabetlilerin yaklaşık yüzde 30-40'ında kalıcı böbrek hasarı gelişir. İlk sinyal idrarda protein kaçağıdır. Bu durum, süzgeç görevi gören filtrenin delindiğini gösterir. Süreç ilerlerse yol diyalize kadar gider. Kısacası böbrekler işi bırakırsa, vücut kendi çöplerini içeride depolamaya başlar.
Diyabetik retinopati, yetişkinlerde kalıcı körlüğün bir numaralı nedenidir. Hastaların yüzde 35'inde retina hasarı görülür. Gözün arkasındaki kılcal damarlar kanar, görme bulanır. Katarakt riski 2 kat artarken, glokom (göz tansiyonu) tehlikeli şekilde yükselir. Göz bakar ama görüntü net değildir, manzaraya sinsi bir perde iner. Hastaların yüzde 50'sinde "nöropati" denilen sinir hasarı gelişir. Ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve yanma sık görülür. Ama en tehlikelisi tam his kaybıdır. Ayağınıza batan çiviyi fark etmezsiniz; küçük bir çizik kapanmayan koca bir ülsere dönüşür. Mide sinirleri bile etkilenip sindirimi yavaşlatır. HbA1c son 3 aylık ortalama şeker yükünüzü gösterir. Tek günlük kaçamağın değil, alışkanlıklarınızın fotoğrafıdır. Yüzde 5.6 ve altı güvenlidir. Yüzde 5.7-6.4 prediyabet (gizli şeker), yüzde 6.5 ve üzeri diyabet eşiğidir. Yüzde 7 ve üzeri organ hasarı riski, yüzde 8 ve üzeri yüksek risk, yüzde 10 ve üzeri ise kırmızı alarmdır. A1c yükseldikçe risk lineer değil, katlanarak artar. Yüzde 6'dan 8'e çıkmak basit bir artış değil, risk sıçramasıdır." Öte yandan Bugün tıbbın ulaştığı noktada iyi yaşlanmayı, her detayı planlanması gereken ciddi bir "mühendislik projesi" olarak görüyoruz diyor. Yaşlanma niçin bir mühendislik projesidir? Bilimsel verilere göre biyolojik yaşımız, değiştirilebilir ve yönetilebilir bir durumdur. Sağlığımız artık sadece laboratuvarlara değil, evimizdeki akıllı cihazlara ve kolumuzdaki saatlere emanet. En sık aldığım sorulardan biri: "Hocam, yaş alırken sağlığımızı kaybetmek ve enerjiden düşmek kaçınılmaz bir son mu?" İnanın bana; yıpranarak yaşlanmak mecburi bir istikamet değil, bedeni kendi haline bırakmanın ve bu süreci doğru yönetememenin doğal bir sonucudur. Bugün tıbbın ulaştığı noktada iyi yaşlanmayı, her detayı planlanması gereken ciddi bir "mühendislik projesi" olarak görüyoruz. Bilimsel verilere göre biyolojik yaşımız artık değiştirilebilir ve yönetilebilir bir durumdur. Sağlığımızı sadece yılda bir gittiğimiz laboratuvarlara değil; artık evimizdeki akıllı cihazlara ve kolumuzdaki saatlere emanet ettiğimiz bu yeni nesil yaşlanma mühendisliğinin şifrelerine buyurun birlikte bakalım... Artık yaşlanmayı sadece aynadaki çizgilerde görmüyoruz, akıllı ekranlarda anlık olarak izliyoruz. Sürekli glukoz sensörleri, kan şekerimizin seyrini bize raporluyor. Harvard üniversitesi verilerinin de net bir şekilde kanıtladığı gibi; aynı gıdalar farklı bireylerde tamamen farklı şeker tepkileri yaratıyor. Yani artık "ben şekeri az yiyorum, bana bir şey olmaz" dönemi kapandı; vücudunuz o sensör aracılığıyla size anında cevap veriyor: "Bir dakika, o yediğin masum görünen simit kan şekerini adeta rokete bindirdi!" Bu cihazlarla yapılan kişiselleştirilmiş beslenme takipleri, insülin direncini klasik diyetlere göre yüzde otuz daha etkili düşürüyor.
Sadece şekerimiz değil, artık nefesimiz de bizimle konuşuyor. Yeni nesil nefes analiz cihazları, o anda vücudumuzun yakıt olarak yağ mı yoksa karbonhidrat mı kullandığını ölçerek "metabolik esnekliğimizi" takip ediyor. Harvard uzmanlarının vurguladığı üzere, metabolik esneklik doğrudan hücre sağlığımızla ve dolayısıyla ömür uzunluğumuzla ilişkili. Çünkü herkes aynı kahvaltıya aynı cevabı vermiyor. Birine çok iyi gelen o meşhur yulaf kasesi, diğerinde kontrolsüz bir şeker dalgalanması yaratabiliyor. Bu teknoloji, bedenin beslenmeye verdiği uyumsuzluğu daha siz kilo almadan fark ediyor ve size anında bir yol haritası sunuyor. Stresle mücadelede teknoloji artık imdadımıza daha fazla yetişiyor. Boyna takılan ve vagus sinirini uyaran küçük cihazlar, stres yönetimine bilimsel bir destek sunuyor. Stanford üniversitesi verileri de kanıtlıyor ki, bu uyarım bedendeki kronik iltihabı yüzde yirmi beş oranında azaltabiliyor. Eskiden sadece "sakin ol, derin nefes al" derdik. Şimdi sinir sistemine bu cihazlarla nazikçe şunu söylüyoruz: "Panik yok, motoru soğutma vakti geldi!" Bu yöntem, kalp atım değişkenliğini artırarak kalbimizi de koruma altına alıyor. Evimizdeki akıllı saatler ve yeni nesil ışık sistemleri sayesinde evlerimiz minik birer kliniğe dönüşüyor. Oxford üniversitesi raporlarına göre, bu tarz evde izleme sistemleri sayesinde ileri yaş popülasyonda acil servis başvuruları yüzde otuz sekiz oranında azalmış durumda. Üstelik güncel klinik çalışmalar, düzenli oksijen desteklerinin bedende yer işgal eden ve sağlam hücreleri de bozan o yaşlı "çürük elma" hücreleri temizlediğini, hücre ömrünü belirleyen telomerleri uzattığını açıkça gösteriyor.
WhatsApp İhbar Hattı
+90 (553) 313 94 23