• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
7
Yeniakit Publisher
Japonya'nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi 81 yıl sonra: Siyasi yüzü olmaya aday

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Japonya'nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi 81 yıl sonra: Siyasi yüzü olmaya aday

Japonya'da 81 yıl ardından sonra Japonyanın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi Çin’in yükselişi, Kuzey Kore’nin nükleer ve füze programları ve Rusya’nın giderek daha saldırganlaşan dış politikası ve Washington’ın müttefiklerinden daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istemesi Tokyo’yu bu mirasın sınırlarını yeniden çizmeye zorluyor.

#1
Foto - Japonya'nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi 81 yıl sonra: Siyasi yüzü olmaya aday

Japonya'nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi silahlanan “yeni” Japonya'da yaşanan dönüşümün siyasi yüzü olmaya aday.

#2
Foto - Japonya'nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi 81 yıl sonra: Siyasi yüzü olmaya aday

II. Dünya Savaşı, 15 Ağustos 1945'te Japonya'nın teslimiyetiyle fiili olarak sona ermişti. Savaşın ardından, atom bombalarının hedefi olan Japonya'da yeni bir pasifist ve savaş karşıtı dönem başladı. Şimdi, 1945’te kurulan dünya düzeni çözülürken Tokyo da o gün çizilen sınırları birer birer aşıyor: Silahlanıyor, silah ihraç ediyor, nükleer tabularını tartışıyor

#3
Foto - Japonya'nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi 81 yıl sonra: Siyasi yüzü olmaya aday

Milyonlarca Japon’un dahi ilk kez duyduğu bu ses İmparator Hirohito’nun, II. Dünya Savaşı’nı fiili olarak sona erdiren teslimiyet konuşmasıydı. Japoncası Gyokuon-hōsō, Türkçesi kabaca İmparatorun Mücevher Sesi Yayını olan bu konuşmadan önceki 9 gün içinde Hiroşima ve Nagazaki kentlerine iki atom bombası düşmüş, on binlerce Japon hayatını kaybetmiş, Sovyetler Birliği savaş ilan ederek Mançurya’ya saldırmış, dolayısıyla Tokyo büyük bir askeri ve siyasi açmaza sürüklenmişti. Buna rağmen ‘imparatorun mücevher sesi’, savaşı sona erdirme kararını Japonya'nın yenilgisi olarak değil, insanlığın tamamen yok olmasını önlemek için verilmiş bir karar olarak çerçeveledi. Bu söylem, 1945 sonrası oluşacak yeni dünya düzeninin Japonya ayağının da temel kolonlarından biri oldu.

#4
Foto - Japonya'nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi 81 yıl sonra: Siyasi yüzü olmaya aday

Teslimiyetin ardından başlayan Amerikan işgali sırasında hazırlanan ve 1947’de yürürlüğe giren anayasanın ünlü 9. maddesiyle Japonya, savaştan egemen bir hak olarak feragat etti. Savaş öncesi Japon kimliğinin merkezindeki imparatorluk ve askeri güç anlatısı geri plana itildi. Yerine savaş karşıtlığı ve ekonomik kalkınmayı merkeze alan yeni bir ulusal kimlik inşa edildi. Şimdi, 81 yıl sonra, Çin’in yükselişi, Kuzey Kore’nin nükleer ve füze programları, Rusya’nın giderek daha saldırganlaşan dış politikası ve Washington’ın müttefiklerinden daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istemesi Tokyo’yu bu mirasın sınırlarını yeniden çizmeye zorluyor. 1945’ten sonra güvenliğini askeri gücünü sınırlamakta ve ABD ittifakında arayan Japonya, 1945 düzeninin sarsıldığı bir dünyada bu kez güvenliğini daha fazla silahlanmakta arıyor. Takaiçi: Yeni Japonya’nın ‘şahin’ yüzü Japon pasifizminin sona erip ermeyeceği uzun yıllardır tartışma konusu. Ancak bu dönüşüm artık anayasanın nasıl yorumlandığına ilişkin teorik tartışmaların ötesine geçmiş durumda. Geçen ekimde göreve gelen ülkenin ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi, silahlanan “yeni” Japonya’da yaşanan dönüşümün siyasi yüzü olmaya aday. Bu noktada Takaichi’nin, ülkenin savaş sonrası savunma politikasının sınırlarını zorlayan eski başbakan Shinzo Abe’nin siyasi mirasçılarından biri olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Takaichi, başbakan olmadan önce de Japonya’nın pasifist anayasasının değiştirilmesini ve Japon ordusunun anayasal statüsünün açık biçimde tanınmasını savunuyordu. Başbakan olduktan sonraysa bu çizgiyi daha ileri taşıdı.

#5
Foto - Japonya'nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi 81 yıl sonra: Siyasi yüzü olmaya aday

Japonya’nın silahlanma çelişkisinin son adımıysa bu ayın ilk günlerinde atıldı. Tokyo yönetimi, ülkenin savunma stratejisini ortaya koyan Savunma Beyaz Kitabı isimli belgeyle silahlanmanın ekonomik refahı artıracağı tezini ülkenin resmi savunma politikası ilan etti. Belge, beklendiği gibi Çin, Rusya ve Kuzey Kore gibi tehditlerin altını çiziyor hatta Pekin’in askeri faaliyetlerini “Japonya’nın karşı karşıya olduğu en büyük stratejik meydan okuma” diye tanımlıyor. Fakat yeni olan bu değil. Japonya Savunma Bakanlığı, ‘Çin tehdidine karşı silahlanma’ anlatısının yanına yeni bir gerekçe daha ekleyerek savunma yatırımlarının teknolojik gelişmeyi, ekonomik büyümeyi ve toplumsal refahı artıracağını savunuyor. Bir başka deyişle savaş sonrası kimliğini pasifizm üzerine kuran Tokyo, artık savunma sanayisinin ekonomik büyümenin motorlarından biri olabileceğini söylüyor. Savaş sonrası Japon modelinde ekonomik refah, askeri harcamaların sınırlı tutulmasının gerekçelerinden biriydi. Yeni anlatıda ise silahlanmanın kendisi ekonomik refahın araçlarından biri haline geliyor. Bu anlayış Beyaz Kitap’ın kapağına dahi yansımış durumda. Kapakta bekleneceği gibi füzeler, tanklar veya uçaklar değil anime tarzında çizilmiş mutlu bir aile ve yüksek teknolojili bir kent yer alıyor. Japonya’daki askeri ve zihinsel dönüşümün belki de en çarpıcı ayağı ise nükleer silahlar. Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombalarının atılmasının ardından nükleer silah karşıtlığını ulusal kimliğinin parçalarından biri haline getiren Japonya’da, yıllarca siyasi açıdan dokunulmaz kabul edilen bir konu artık açıkça tartışılıyor. Bu tabunun merkezinde Japonya’nın 1967’den beri benimsediği “üç nükleer olmayan ilke” bulunuyor: Japonya nükleer silah üretmeyecek, bulundurmayacak ve ülke topraklarına sokulmasına izin vermeyecek. Ne var ki Takaiçi daha başbakan olmadan önce bu ilkelerin üçüncüsünü sorgulamaya başlamıştı. 2024’te yayımlanan Ulusal Güç Araştırması isimli kitabında, ABD’nin Japonya’yı nükleer caydırıcılıkla koruması beklenirken Amerikan nükleer silahlarının ülkeye girişini yasaklamanın gerçekçi olmadığını savundu. Başbakan olduktan sonra da geri adım atmadı. Geçen kasımda parlamentoda, hükümetin güvenlik stratejisini yenilerken üç ilkenin aynen korunacağını garanti etmeyi reddetti. Aralık ayında ise Takaiçi’nin ofisinde görev yapan üst düzey bir güvenlik yetkilisinin Japonya’nın kendi nükleer silahlarına sahip olması gerektiğini söylediğinin ortaya çıkması ülkede büyük tartışma yarattı. Tartışmayı son olarak Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi ileri taşıdı. Koizumi temmuz ayında, hızla değişen güvenlik ortamında Japonya’nın savunma politikasını “hiçbir seçeneği dışlamadan” tartışması gerektiğini söylerken nükleer silahlara da açıkça işaret etti. Takaiçi’nin iktidar ortağı Japonya İnovasyon Partisi ve iktidardaki Liberal Demokrat Parti içindeki bazı isimler de ABD’nin nükleer silahlarının Japonya’ya konuşlandırılmasının ya da Amerikan nükleer caydırıcılığı üzerinde Tokyo’ya daha fazla söz hakkı verecek bir sistemin tartışılmasını istiyor. Bu tartışmanın zamanlaması ise Japonya açısından son derece sembolik. Takaiçi, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombalarının atılmasının 81’inci yıl dönümünde “üç nükleer olmayan ilkeye” bağlılığını tekrarladı. Ancak hükümet yıl sonuna kadar ülkenin temel güvenlik belgelerini yeniden yazmaya hazırlanıyor. Gazete Oksijen'e göre, Yaşanan tüm bu tartışmalar da Japonya’nın 80 yıllık nükleer tabusunun ne kadar daha korunacağına ilişkin soru işaretlerini artırmış durumda. Zira Hiroşima'da nükleer silahsız bir dünya sözü veren Japon başbakanı, aynı anda Amerikan nükleer silahlarının Japonya'ya girişini yasaklayan ilkenin geleceğini de tartışmaya açık bırakıyor.

#6
Foto - Japonya'nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi 81 yıl sonra: Siyasi yüzü olmaya aday

İlk işaret, göreve gelir gelmez Pekin’le krize yol açan Tayvan sözleriydi. Takaichi, Çin’in Tayvan’a yönelik askeri harekâtının Japonya’nın varlığını tehdit eden bir duruma dönüşmesi halinde Japon kuvvetlerinin devreye girebileceğini söyledi. Japon liderlerin uzun süredir koruduğu stratejik belirsizlikten uzaklaşan bu açıklama, Pekin’in sert tepkisine ve iki ülke ilişkilerinin yılların en düşük seviyelerinden birine gerilemesine yol açtı. Takaichi ardından şubat ayındaki erken seçimi büyük farkla kazandı. Seçim zaferini takiben parlamentoda yaptığı ilk politika konuşmasının merkezinde yine güvenlik vardı. Japonya’nın II. Dünya Savaşı’ndan bu yana “en ağır ve karmaşık güvenlik ortamıyla” karşı karşıya olduğunu söyleyen Takaichi, ülkenin temel güvenlik belgelerinin yeniden yazılacağını, askeri ihracat üzerindeki kısıtlamaların gevşetileceğini ve savunma sanayisinin güçlendirileceğini açıkladı. Savunma harcamalarını milli gelirin yüzde 2’sine çıkarma yönünde önceki hükümetler döneminde başlatılan programı da hızlandırdı. Aradan geçen aylarda bu vaatlerin önemli bir bölümü somut politikaya dönüştü. Tokyo nisan ayında onlarca yıldır silah ihracatını sınırlayan kuralların en kapsamlı revizyonlarından birini yaparak savaş gemileri, füzeler ve diğer muharip sistemlerin yurtdışına satışının önünü açtı. Böylece Japonya bir yandan kendi ordusunu büyüten bir yandan da küresel silah pazarına dönmeye hazırlanan bir ülke haline geldi. Dönüşümün en sembolik adımlarından biri ise 31 Mart’ta geldi. Japonya, geliştirilmiş Type-12 karadan gemiye füzesini Kumamoto’daki Kengun üssünde operasyonel hale getirdi. Yaklaşık 1000 kilometre menzile sahip sistem Çin anakarasındaki hedeflere ulaşabilecek kapasitede. Böylece onlarca yıl, savunma doktrinini saldırıya uğradıktan sonra kendi topraklarını korumak üzerine kuran Japonya, artık olası bir çatışmada Japon toprakları dışındaki hedefleri vurabilecek kapasite oluşturmaya başladı. Üstelik bu kapasitenin devreye alınması, daha önce belirlenen takvimden öne çekildi.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23