Dağ, insanlık tarihinin 'kendini aşma' arzusunun yeni bir evresi içinde olduğuna dikkati çekerek, "Prometheus’un ateşi çalması ya da Gılgamış’ın ölümsüzlük yolculuğu, insanın sınırlarını aşma tutkusunu gösterir. Bu tutku, doğa üzerinde egemenlik kurma arzusuyla akılcı ve bilimci 'aydınlanma'yı doğurdu. Sonrasında makineler aracılığıyla insan emeğini ve hayat tarzını dönüştüren Sanayileşme, ardından 20. yüzyılda bilgisayar ve dijitalleşme insan zihnini teknolojik sistemlerle bütünleştirme çabası doğdu. İnsan, yalnızca doğayı değil, kendi biyolojik varlığını da dönüştürme eşiğinde. Dolayısıyla makine-insan birleşimi, tarihin doğal akışında (Batı) insanın teknolojiyle iç içe gelişim sürecinin hızlandırılmış (teknoloji yoluyla) evrimsel sıçrama noktası olarak görebiliriz." dedi. Transhümanizm tartışmalarının modern çağın en radikal kırılma noktalarından biri olduğunu düşündüğünü aktaran Dağ, biyo-teknoloji, yapay zeka ve sibernetik alanında olan çalışmaların insanı salt bir biyolojiye veya "teknolojik cihaza" indirgeme riskini taşıyabileceğini söyledi. Dağ, İnsanın yalnızca biyolojik beden (beşer) veya bilişsel bir makine değil aynı zamanda kültürel ve metafizik bir varlık olduğunu belirterek, "Bu tür (transhümanist) projeler, insanı ve hayatı sadece madde planında görüyor. Oysa insan ve hayat çok katmanlı bir yapı. Bu yapı görmezden gelinirse insan işlevsel, optimize edilebilir bir organizma muamelesi görür. Bu da “dehümanizasyon” dediğimiz, insanın hakiki ve asli değerlerini kaybetme tehlikesini beraberinde getirir." ifadelerini kullandı.