ERKEN TANI ÖNEMLİ! Tiroit cerrahisinde ameliyatın önemli hedeflerinden birinin, ses tellerini hareket ettiren sinirlerin ve paratiroid bezlerinin korunması olduğunu belirten Prof. Dr. Arer, bu yapıların zarar görmesinin ses değişiklikleri veya kalsiyum metabolizmasıyla ilişkili sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Arer şöyle konuştu: "Tiroit ameliyatlarında ses tellerini hareket ettiren sinirlerin ve paratiroid bezlerinin korunması, ameliyat sonrası yaşam kalitesi açısından büyük önem taşımaktadır. Kullanılan yeni nesil teknolojiler, ameliyat sırasında bu yapıların değerlendirilmesine yardımcı olarak cerrahi karar verme sürecini desteklemektedir." Prof. Dr. Arer, ameliyat sırasında kullanılan intraoperatif nöromonitörizasyon (IONM) sisteminin ses tellerini hareket ettiren sinirlerin fonksiyonlarının değerlendirilmesine yardımcı olduğunu; Probe-Based NIRAF teknolojisinin ise herhangi bir boya veya ilaç kullanılmadan paratiroid bezlerinin doğal floresans özelliğinden yararlanarak cerrahın değerlendirdiği dokunun paratiroid bezi olup olmadığını saniyeler içerisinde doğrulayabildiğini ifade ediyor. Prof. Dr. İlker Arer, Probe-Based NIRAF teknolojisinin daha önce ülkemizde kullanıldığını, ancak intraoperatif sinir monitörizasyonu ile Probe-Based NIRAF teknolojisini aynı platformda bir araya getiren sistemin Türkiye'de ilk kez kullanıldığını belirtiyor. Prof. Dr. Arer, sistemin avantajlarını şöyle anlatıyor: "Bu sistem sayesinde ameliyat sırasında ek bir cihaza ihtiyaç duyulmadan hem sinir monitörizasyonundan hem de paratiroid doğrulama teknolojisinden aynı platform üzerinden yararlanılabiliyor. Bu yaklaşım, özellikle büyük guatrlar, tiroit kanseri nedeniyle gerçekleştirilen ameliyatlar, daha önce boyun bölgesinden cerrahi girişim geçirmiş hastalar ve anatomik olarak zor olgularda cerrahi planlamaya katkı sağlayabiliyor." Teknolojinin deneyimli cerrahın yerini almadığını vurgulayan Prof. Dr. Arer, bu sistemlerin cerrahın bilgi ve deneyimini destekleyen yardımcı teknolojiler olduğunu belirtiyor. HER TİROİT KANSERİNDE AYNI TEDAVİ UYGULANMIYOR Tiroit kanseri tanısı alan hastalarda tedavinin hastalığın özelliklerine göre planlandığını belirten Prof. Dr. Arer, bazı hastalarda tiroit bezinin bir bölümünün, bazı hastalarda ise tamamının çıkarılmasının gerekebildiğini söylüyor. Boyundaki lenf bezlerine yayılım söz konusu olduğunda ise cerrahiye lenf bezi diseksiyonunun eklenebildiğini ifade ediyor. Bazı seçilmiş hastalarda radyofrekans ablasyon gibi cerrahi dışı yöntemlerin veya belirli özellikleri taşıyan küçük boyutlu kanserlerde aktif izlemin gündeme gelebileceğini belirten Arer, bu konuda şunların altını çiziyor: "Özellikle küçük boyutlu bir kanser saptandığında 'Bunu takip edelim' ya da 'Mutlaka ameliyat edelim' şeklinde tek bir yaklaşım yok. Hastanın yaşı, tümörün özellikleri, risk faktörleri ve hastalığın bulunduğu bölge gibi birçok faktörü birlikte değerlendirmek gerekiyor. Tedavi kararı kişi bazlı verilmelidir." NOT: Tiroid kanseri kadınlarda erkeklere kıyasla yaklaşık 3 ila 4 kat daha fazla görülmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre bu hastalık, Türkiye'deki genç kadınlarda (25-49 yaş arası) meme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanser türüdür. Dünya genelinde de teşhis edilme hızı en çok artan kanser türlerinden biri olan tiroid kanseri, belirgin bir cinsiyet eşitsizliği göstermektedir.