Vicdan kanaması geçiriyoruz!
Yıllar önceydi: Bir delikanlı, nişanlısını sokak ortasında yanağından öptü diye kıyamet kopmuş, dükkânlardan fırlayan esnafla sokakta yürüyenler az daha delikanlıyı linç etmişti.
“Ahlâksız, namussuz, alçak, utanmaz!..” gibi çığlıklar hâlâ kulaklarımda çınlar.
Şimdi bin beteri ekranlarda yapılıyor. Kadim “edeb-ahlâk” anlayışımızdan, “ar-haya” duygumuzdan, “sıkılma-utanma” hissimizden geriye kalan kırıntılar da evlilik programları vasıtasıyla silip süpürülüyor...
Nereden nereye geldik!
Düşünün ki, görücüye çıkmaya bile utanan kadının torunu, ekranda “eş” arıyor. Bu uğurda envai çeşit şaklabanlıklar yapmaktan çekinmiyor. Dokunmalar, sarılmalar, kahkahalar gırla! Her gün şehit veren Türkiye’nin varlığıyla dalga geçiliyor sanki...
Öte yandan; genç kızlarla genç erkekler aynı eve kapatılıp güya tanışmaları, akıbet evlenmeleri amaçlanıyor...
Aile yapımız, geleneksel ahlâk anlayışımız, toplum düzenimiz alabora! Ne erkeklerde “Türk delikanlısı” havası, ne kızlarda “Türk kızı” utangaçlığı...
Annelerin bile âlet edildiği aile boyu müthiş bir arsızlık, hatta teşhircilik almış başını gitmiş...
Bir Allah’ın kulu da “Ne oluyor yahu?” demiyor. “Böyle gelmiş, böyle gider” havası içinde, umarsızca seyredip duruyoruz...
“Fakat bu maskaralıklar devâm edip gitmez,
“ ‘Adam, benim neme lâzım!’ demekle iş bitmez.” (M. Âkif).
Hayır, böyle gitmez! Zaten böyle de gelmemiştir. Bizim aile yapımız sağlam, karakterimiz sağlam, namusumuz sağlam, kısacası mayamız sağlamdı...
Çünkü imanımız ve ailemiz sağlamdı!
Yıllar önce İsviçreli meşhur profesör Gaston Jezz, aile yapımızı inceledikten sonra, şu hükmü vermişti: “Türk milletinin elinden aile hayatını alırsanız, geriye çok bir şey kalmaz!”
Acaba amaç bu mu?.. Amaç aile hayatımızı yerle bir edip toplumu terbiyesizleştirmek mi?.. Bazı televizyonlar ve bazı programlar buna mı çanak tutuyor?.. Rezillik dizboyu!.. Sorumsuzluk zirvelerde!.. Umursamazlık pik yapmış!
Öyle bir hale geldik ki, alt geçitte bir kadına tecavüz edilirken, görgü şahitleri tabana kuvvet kaçıyor...
Medyadaki müstehcenliğin ve yanlış “modernleşme”nin kışkırttığı “azgınlık” bir taraftan tecavüzcülerin sayısını artırırken, diğer taraftan boşanmaları ve kadına yönelik şiddeti artırıyor. Aklıma yine Mehmed Âkif’in meşhur dizeleri geliyor:
“Ey vatansız ey derbederler, ey deni kundakçılar!
Milletin, az çok, duran bir dini, bir namusu var...
Şimdi tevbet onların... Yansın da onlar öyle mi?
Tarumar olsun bütün Müslümanlık alemi...
Ey, hayâ namında bir hissin vücudundan bile,
Pek haberdar olmayan yüzsüz, hayâsız, bak hele!
Arkasından takla attın en deni bir şöhretin;
Düştü takken, çıktı cascavlak o kel mahiyetin!..
Aili bir inkilab olsun!” diyen me’yus olur,
Başka hiç bir şey kazanmaz, sade bir deyyus olur.
Çünkü «çıplak» inkilabatın rezaletidir sonu...
Ey deni kundakçılar, biz sizde çok gördük onu!”
Bir “vicdan kanaması” geçiriyorum, ama inşallah akıbetimiz hayrolur!