Heykel saltanatı
Kanuni’nin Sadrazamı Pargalı İbrahim’in heykel merakı ve Sultan Abdülâziz’in küçücük bir heykelini yaptırması istisna tutulursa, Osmanlı’da heykel geleneği yoktur.
Meydanlara, bulvarlara, okullara, resmi dairelere heykel dikme hevesi cumhuriyetle başlamıştır. Yine de benim öğrencilik yıllarımda, kamuda ve özel sektörde bu kadar yaygın bir “heykel dikme yarışı” yoktu…
Bizim ilkokulun Başöğretmen’i Hikmet Bey, bir ara bu işe merak sarmış, ilkokulumuzun küçücük bahçesine bir Atatürk büstü dikmeyi kafasına koymuştu.
Önce cami imamından yardım istedi. İmam Cuma namazından önce cemaatten “heykel parası” toplayacak, o para ile okula heykel dikilecekti. Sonradan duyduğumuza göre, “Halk heykele para vermez” diyerek imam yan çizmiş. O gün Başöğretmen sınıfa barut fıçısı gibi girdi, girer girmez de patladı:
“Camiin minaresine, boyasına, duvarına para veriyorlar da Atatürk heykeline neden vermiyorlar? Bunlar cumhuriyet düşmanı!”
Bu kez bize yüklendi: Bir hafta içinde her öğrenci iki lira getirecekti.
Babam evde yoktu. Gemisiyle bilmem nerelere gitmişti yine. Annem ise konuya hiç sıcak bakmadı. Üstelik beni azarladı. Az daha dayak yiyordum.
Bereket versin, bir süre sonra Başöğretmen de büst dikmekten vazgeçti. Sanıyorum Milli Eğitim Müdürü’ne konuyu açmış, ama yüz bulamamıştı: “Böyle bir uygulamamız yok” filan demiş olmalı.
27 Mayıs (1960), 12 Eylül (1980) darbeleri ve 28 Şubat (1997) vesayeti dönemlerinde devlet zoruyla heykel dikme yarışı başladı, özellikle doğuya, TIR’lar dolusu tek tip Atatürk heykeli gönderdiler.
Özellikle 12 Eylül darbecileri bu işe o kadar önem vermiş, öyle bir baskı oluşturmuştu ki, özel şirketler bile girişlerine, koridorlarına Atatürk büstleri koyma gereği duymuşlardı. Ne de olsa “devlet hışmından korkulur”du.
Türkiye’de ilk Atatürk heykeli, cumhuriyetin ilanından sadece üç sene sonra dikildi. Bir eli belinde, bir eli yumruk şeklinde olan heykel Avusturyalı meşhur heykeltraş Heinrich Krippel tarafından yapılmış (çok iyi para aldığı söylenir), 3 Ekim 1926’da dönemin İstanbul Belediye Başkanı, Şehremini Emin Erkul tarafından, 3 Ekim 1926’da açılmıştır.
1926 yılı, Türkiye’nin başının Musul meselesiyle dertte olduğu bir yıldır. Ankara’da İngiltere ile Musul meselesi tartışılırken, İstanbul’da, Sarayburnu’na, yani Topkapı Sarayı’nın hemen altına ilk Atatürk heykeli dikilmiştir.
Musul meselesinin Türkiye aleyhine sonuçlanmasına çok üzülen Atatürk, Sarayburnu’na dikilen heykelini memnuniyetle karşılamış, memnuniyeti konuşmasına da yansımıştır:
“Muhterem İstanbul Halkının ilk defa heykelimi dikmek suretiyle gösterdiği yüksek kadirşinaslıktan ve resm-i küşat münasebetiyle hakkımda izhar buyurulan necip hissiyattan dolayı samimi teşekkürlerimi arzederim. Sözün bundan sonrası heykeltıraşlarındır.”
Gelin biz de bir heykeltıraşa sözü bırakalım ve “Atatürk Heykelleri” isimli kitabın yazarı Aylin Tekiner’i dinleyelim: “Bu piyasa (heykel piyasası) bizatihi devlet tarafından oluşturuldu ve pazar genişledi. 12 Eylül’ün ardından fazla arzla bir tür anıt modası yaratıldı ve talep zamanla farklı kurum ve kuruluşlara sıçradı. Bugün artık STK’lardan vakıflara, üniversitelerden lüks site girişlerine, benzinlikten kolejlere, hastanelere, kaymakamlıklara yani her yere Atatürk anıtı yerleştirilir oldu.”
Heykellerin topluma mesajını da şöyle açıklıyor: “Bu tek tip ve estetikten yoksun olan Atatürk anıtları bana kalırsa topluma şunu söylüyor: ‘Ben devletim ve her yerdeyim!’” (Aylin Tekiner,29 Temmuz 2010, Turkish Journal).