“Eski Türkiye”yi yönetenlerin din algısı
“Eski Türkiye”de 1950 öncesinde dine bakışı konuşuyor, Afet İnan imzasıyla çıkan “Medeni Bilgiler” isimli kitaptan iktibaslar (alıntı) sunuyorduk.
Bu kitabın önemi, Afet İnan’ın da son baskıların önsözünde itiraf ettiği gibi, Atatürk’ün İslâm Dinine ilişkin görüşlerini içermesidir. Zira Atatürk söylemiş, Afet Hanım yazmıştır.
Peygamberimizin hırkasıyla ve halifelikle ilgili olarak şu görüşlere yer veriliyor:
“… Mısır’da belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler; hırkasıdır diye, bir palaspareyi halifelik belgesi ve üstünlüğü olarak altın sandıklara koydular Halife oldular.”
“Palaspare”nin sözlük anlamı, “eski püskü, kirli, yırtık pırtık”tır…
Bahsi geçen hırka ise Osmanlı ceddimiz tarafından Hırka-i Saadet dairesinde altın sandıkta muhafaza edilen Peygamberimize ait Hırka-i Şerif’tir.
Fetihler ağır sözlerle eleştiriliyor:
“Kimi zaman doğuya, kimi zaman batıya, kimi zamanda dört bir yana saldıra saldıra Türk ulusunu Allah için, peygamber için topraklarını, çıkarlarını ve benliğini unutturacak yalnız Allah yolunda olacak denli derin bir kendinden geçmişlik ve yorgunluk beşiğinde uyuttular.”
Ahiret inancı “dinsel dogma” sayılıyor:
“Ulusal duyguyu yok eden, bu dünyaya değer verdirmeyen; yoksulluklar ve yoksunluklar ve kötülükler baş göstermeye başlayınca da, asıl gerçek mutluluğa öldükten sonra öbür dünyada kavuşulacağı inancını aşılayan dinsel dogma ve dinsel duygu…”
Aynı kitapta insanın yaradılışı, “insan tabiatın mahlükudur” cümlesiyle açıklanıyor.
“Mahlük”un bir “Halık”ı olduğuna göre, burada tabiat Allah yerine konulmuş demektir…
Ve dinlerin mahiyeti…
“Tarih bize öğretir ki, bütün dinler milletlerin cehaletleri yardımıyla utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur (Atatürk’ün el yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan )…
Bir cümle daha…
“Muhammed’in ölümünden Ebu Bekir’in ölümüne kadar geçen kısa bir müddet zarfında bunlardan (sahabelerden) hiçbiri mevcudiyetini ihsas edemedi: Bunlar tamamen alıklaşmışlardır (a.g.e).
Düşünülen Türkiye de şöyle özetleniyor:
“… din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk Milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti… Artık Türk, cenneti değil… son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk Milletinde bıraktığı (kötü) hatıra…”
Bugünkü CHP’yi yönetenlerin bayıldıkları ve her kuruluş yıldönümlerini afişlerle kutladıkları Halkevlerinde oynanan tiyatro eserlerinde sürekli olarak din adamlarının ve dindarların aşağılandığını (örnek: Üç perdelik Halk Komedisi, 1938 İstanbul, Devlet Matbaası), imamların, din adamlarının ve dindarların incitilmesi ve gözden düşürülmesi için özel bir gayret gösterildiğini bilmezseniz, hâlâ aynı kafa yapısı taşıyan kimi bürokratların nasıl bir yapıya dayandığını kestiremezsiniz.
Ders kitaplarında okutulan tarih kitaplarında, “Müslümanlığın uydurma bir din” olduğunun öğretildiğini, kutsal dini değerlere “hurafe” dendiğini, böylece dini inançların tahkir ve tezyif edildiğini bilmezseniz, bugün bazılarının hücrelerine kadar işleyen “din düşmanlığı”nın sebebini algılayamazsınız.