• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

“Cansız performance”!

21 Mart 2017
A


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

“Osmanlı Türkçesinde Arapça, Farsça kelimeler vardı, Dil İnkılâbıyla onları atarak dilimizi özgürleştirdik” diyenler, aslında bir şey demiş olmuyor, sadece havanda su dövüyorlar.

Çünkü asırlar boyu kendi hançeremizde değişe değişe yeni bir telâffuz biçimi kazanmış, renk ve vurgu açısından “bizden”leşmiş kelimeleri “Arapça kökenli” diye temizlemek, dili kısırlaştırır.

Kaldı ki, Arapça ve Farsça kökenli kelimeleri atanlar, Fransızca, İngilizce, Lâtince kelimelere hiç dokunmadılar. Dokunmak şöyle dursun, Türkçe’nin içine yerleştirmek için özel çaba bile gösterdiler.

Karşı oldukları asıl nesnenin kelimeler olmadığını böylece anladık. Belli ki onları kelimeler değil, Arapların, Farsların Müslümanlığı rahatsız etmiş. O dillere aşina olmanın bir şekilde Kur’an’la irtibat kurmak olduğunu fark etmişler ve kelimelere savaş açmışlar.

“Allahüekber” yerine “Tanrı uludur” buradan doğdu.

“Ezan anlaşılsın diye Türkçeleştirildi” diyenler doğru söylemiyor, aslında ezan anlaşılmasın diye Türkçeleştirildi. Çünkü zaten eski şekliyle anlaşılıyordu. Zikir ve ilân içeren bir “dâvet” (namaza dâvet) olduğunu bebeler bile biliyordu.

Şimdilerde uysun uymasın, olsun olmasın İngilizce, Fransızca kelimeleri kekelemek moda oldu. Türkçemizden geriye kalan birkaç bin kelime de bu dillerin işgaline uğradı.

Gökdelenlerden oluşan yeni mahallelerin (çoktan beri “mahalle” demiyor, “site” diyoruz) mimari ve konum şekli açısından yeterince bize “yabancı” olması bir tarafa, bir de yabancı isimler veriliyor. Bazen İstanbul’da mı yoksa Manhattan’da mı gezdiğimi kestiremiyorum…

Binalar Manhattan, insanlar bizden! 

Yabancı kelimelerin yazıldığı gibi okunmaması da işin cabası. Avrupa’nın kelimeleri bile kendisi gibi ikiyüzlü: “Mall” yazıp “mol” okuyorsun! “Mel” okusan da bir şey değişmez, çünkü “mal” aynı mal!

Hele bir de “performans” (performance)kelimesi var ki, yere-göğe sığmıyor. Kızcağız ekranda şarkı söylüyor “performans” oluyor; bisikletçi bisiklet sürüyor, “performans”; boksör dövüşüyor, “performans”; oyuncu rol yapıyor bu dahi “performans”! 

Bunların arasında hiç bir fark yok mu peki? “İcra” edenle “ifa” eden, “teganni” ile “verim”, “gösteri” ile “oyun” ya da “oynayan”la “dövüşen” arasında hiç fark olmaz mı? 

Bu arada onlarca kelime daha unutulup gidiyor. Bir alıp on veriyoruz: Tıpkı Avrupa ile “gelişen ticaret”imiz gibi…

Şu “performans”ın bir de “canlı” türü var ki, çıldırmamak elde değil!.. 

Televizyon sunucusu ciddi ciddi izah ediyor: “Canlı performans izlediniz”…

İnsanı durduk yerde meraklandırıyorlar: “Acaba cansız performans”ı ne zaman izleyeceğiz? Ölünün bisiklete filan binmesini yani…

Ayrıca “izlemek” neyin nesi? Arkasından “takip” etmek mi, seyretmek mi? 

Bazen program arasında arıyorlar: “Efendim sizi ailece izliyoruz!” 

İyi de be kardeşim, biz oturuyoruz, siz oturuyorsunuz; oturan oturanı nasıl izler? Seyrediyor olmayasınız?

Bu arada evlilik programlarıyla birlikte dilimize yapışan “kriter”e ne demeli? 

“Efendim, evlilik kriterlerimi açıklıyorum”…

Açıklıyor: “Meeşi olcek, evi olcek, tomofili olcek…” Başka türlü “eletirik alamıyom!”

İyi de senin bu açıkladığın “kriter” değil, “şart”… Bu arada “ölçü”, “kıstas”, “mizan”, “mısdak” ne olacak?

Gitti güzelim Türkçem! Artık eskiciyi “Eskidji”, saatçıyı “Saatchi” biçiminde yazıyorlar! 

“Ghâvurcja” olsun da ne olursa olsun mu? 

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23