• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Bir ölüm bin diriliş!

26 Aralık 2016
A


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

“Bir ölür bin diriliriz” deriz ya, bu salt kuru bir slogan değil, tarihin tasdikinden geçmiş bir hakikatin ifadesidir.

Elbette olumsuz şartlar ve o şartların ürettiği bir takım sıkıntılar olacaktır. Önemli olan şartlara teslim olmamak, olumsuzluklar karşısında yılmamak, yıkılmamak, asla pes etmemektir.

Bazen dış destekli ihanet şebekeleri tarafından çelmelenir, düşebiliriz. Maharet düştüğümüz yerde ayağa kalkıp ebediyet yürüyüşümüze kaldığımız yerden devam etmektir.

Tıptı Kosova’daki gibi… Biliyorsunuz I. Kosova Savaşı meydanında Padişah’ımızı (Sultan I. Murad) şehit vermiştik.

Muzaffer Padişah, büyük zaferden sonra savaş meydanını gezerken, Sırplı komutan Miloş Obiliç (yahut Kabiloviç) ölü numarası yaptığı yerden hızla doğrulup hançerini Padişah’ın göğsüne saplamıştı.

İlk şaşkınlık demi geçer geçmez sistem devreye girmiş, Yıldırım Bayezid üzerine karar kılınıp bu kez onun önderliğinde fetih yürüyüşü sürdürülmüştür.

Elbette Obiliç’in tek amacı, Kosova Zaferi’nin intikamını almak değil, Türklerin Balkanlar’daki ilerleyişini durdurup önce Bizans’ı, sonra da tüm Avrupa’yı Türk tehdidinden kurtarmaktır.

Ankara Savaşı da başka bir çelmedir…

1402’nin 20 Temmuzunda cereyan eden ve Osmanlı Devleti’nin parçalanıp dağılmasıyla sonuçlanan Ankara Savaşı, tarihimizin acı sayfalarından biridir.

Bu savaşta Osmanlı Ordusu kâmilen dağılmış, Osmanlı Padişahı iki oğluyla (Musa ve Mustafa Çelebiler) birlikte Timur Han’a esir düşmüş, Anadolu’daki eski beylikler hortlamış, Anadolu birliği yerle bir olmuş, akabinde şehzadeler arasında “baht kavgası” başlamıştır. 

Tarihimizin “Saltanat-ı Fasıla” ya da “Fetret Devri” dediği bu dağılma dönemi 1402 ile 1413 yılları arasında tam onbir yıl sürmüştür. Bu devir kardeşin kardeşi vurduğu vahim bir anarşi devridir.

Çelebi Mehmed, ne olursa olsun birlik-beraberlikten umut kesmeyen diri yüreklilerle birlikte devleti yeniden toparlamış (1413), o tarihten kırk sene sonra ebedi hasrete (Kostantiniyye fethi) ulaşacak kıvama getirmiştir.

1402’de yerle bir olup 1413’e kadar sallantıda kalmış bir devletin, kırk sene sonra İstanbul’u fethedecek bir güce kavuşması, ibretle üzerinde durulması gereken muhteşem bir olaydır. Bu zafer, olumsuzluklar karşısında pes etmeyen imanlı yüreklerin zaferidir. 15 Temmuz da böyle değil mi?

Ve Çanakkale Zaferi: Alnımıza vurulan “Hasta Adam” damgasına rağmen kazanılan bu zafer, bugün için de bir “Diriliş müjdesi”dir.

Hatırlayalım ki, Çanakkale Zaferi, İngiliz önderliğinde birleşen Avrupa ile Rusların onyedi yıl aralıksız savaştırıp yıprattıktan sonra, nihayet  “Hasta Adam” damgasını vurup son ölümcül darbeyi indirmek üzere gelen “düşman”a karşı verilmiş canhıraş bir varlık mücadelesidir. Tarihi zaferlerle ve medeniyet nimetleriyle dolu bir milletin ateşle imtihanıdır… 

Oysa yıllarca savaşmaktan yorgunduk. İmparatorluğun geniş coğrafyası içinde aralıksız savaştırılmış, Trablusgarp’tan Balkanlar’a kadar tüm vatan sathını kanımızla sulamış, başta insan, para ve silah kaynaklarımız olmak üzere, hemen hemen tüm kaynaklarımızı tüketmiş, iç isyanlarla dış saldırılar kıskacında tükenmiştik.

En tükenmiş zamanımızda geldiler, ama öyle bir ders aldılar ki, sonsuza kadar unutamıyor, o korkunun etkisiyle her fırsatta üzerimize geliyorlar.

Gelsinler. Biz hâlâ aynı milletiz. Namık Kemal’in deyişiyle, “Bu kan yine o kandır!”

“Osmanlı adı her duyana lerze-resândır,

Ecdâdımızın heybeti ma’rûf-u cihândır…

Fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır!

Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz,

Osmanlılarız can verir, nâm alırız biz!” 

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23