“Alevi Katliamı!”
CHP milletvekillerinden biri (hangisi bilmiyorum, zaten pek de fark etmiyor), Anayasa Komisyonu toplantısı sırasında, konu ile uzaktan yakından ilgisi bulunmayan Yavuz Sultan Selim’e “zalim” ve “katil” gibi sıfatlarla hakaretler yağdırmış, “Aleviler böyle inanıyor” diyerek de güya hakaretlerine zemin oluşturmuştur.
Kimse kimsenin inancını değiştirmek zorunda değildir. Ama tarihten söz ediyorsak, dönemin şartlarını dikkate almak ve her söylediğimizi belgelere dayandırmak zorundayız.
Bir bakıyorsunuz, Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu, hiç gereği yokken meydan mitinginde Osmanlı’yı aşağılayıcı ifadeler kullanıyor, bir bakıyorsunuz hemen ardından bir milletvekili Yavuz Sultan Selim’e hakaret ediyor.
Belli ki CHP’de tepeden tırnağa bir “Osmanlı düşmanlığı” var. Öyle olmasaydı yakın tarihimize damga vuran “Alevi kırımı”ndan da bahseder, kendi partilerinin mutlak iktidarı zamanında Dersim’in acımasızca ve ilkesizce bombalanmasını, çoluk-çocuk, suçlu-suçsuz ayırımı yapılmadan insanların katledilmesini ısrarla görmezden gelmezlerdi.
Anlaşılan niyet gerçeğe ulaşmak değil, Osmanlı’ya bulaşmak ve bu suretle kendilerine oy vermeyen Osmanlı sevdalılarından intikam almak…
Sebep ne olursa olsun, özellikle Alevi çevrelerde yaygın bulunan ve “mutlak doğru” nazarıyla bakılanbu bilgi, konu üzerinde geniş araştırmalar yapan tarihçiler tarafından doğrulanmamaktadır.
Nitekim akademisyenlerin çoğu bu sayının gerçeklikten uzak olduğunu söylüyorlar. Meselâ tarihçi Mustafa Akdağ, “Bu pek şişirilmiş bir sayıdır” diyor, “çünkü bu padişah devrine ait pek çok mahkeme defterleri hâlâ elimizdedir. Bunlar üzerinde yaptığımız araştırmalarda, bu çapta kitle idamlarına rastlayamadık. Eğer öyle kanlı bir olay geçseydi, bu defterlerde yer alması zorunlu idi.”
Prof. Feridun Emecen ise, “Bu rivayetin nasıl doğduğu, nereden çıktığı ile ilgili araştırmalar yaptım. Bir defa Osmanlı belgelerinde böyle bir katliama rastlamadım. Belgelerde tek Safevi yanlısı propaganda yapan ajan ve bunlara sempati duyup yayan kimi tarikat dervişlerinin takibi, ayrıca yine bunlara alttan yardım eden tımarlı sipahilerin belirlemeleri ile ilgili kayıtlar var” diyor.
Biliyoruz ki, 40 bin Alevi’nin Yavuz tarafından katledildiğine dair herhangi bir bilgi, tek istisna ile dönemin kaynakları olan “Selimname” literatüründe geçmez. O istisna İdris-i Bitlisi’nin “Selimşahname” isimli kitabıdır. Bitlisi, yıllarca Yavuz Sultan Selim’in yanında bulunmuş ve önemli hizmetler görmüştür. Döneme ilişkin bilgileri toplamış, fakat kitaplaştıramadan ölmüştür. Daha sonra oğlu Ebulfazl Mehmed Çelebi, babasının notlarını derleyip toplayarak ve kendi görüşlerini de ekleyerek babasının eserini tamamlamıştır.
Meşhur iddia bu eserde yer alıyor. Sonra yazılan kitaplarda ise aynen tekrarlanıyor. Bu suretle yanlış yaygınlaşıyor.
Robert Mantran (Osmanlı İmparatorluğu Tarihi) gibi gerçeği arayan bazı Batılı tarihçiler bile bu tür iddiaları “desteksiz atış” manzumesinden sayıyor ve şöyle diyor:
“Göründüğü kadarıyla, bu ‘büyücü avı’, özellikle olaylara bulaşan tımar sahiplerini yerlerinden atmak ve bilinen elebaşları öldürmekten ibaret kaldı. 1513 ya da 1514’te olan 40.000 Alevi’nin kırılması efsanesini destekleyen hiçbir kanıt yok elimizde.”
Onca cesedi nereye gömdüler? Olayın yaşandığı Tokat, Sivas ve Yozgat üçgeninde yıllardan beri yollar, havaalanları, tüneller yapılıyor, ama toplu mezara rastlanmadı.
Ayrıca, 40 bin erkeğin katledilmesi demek, o zamanki nüfus yoğunluğuna göre, 10 civarında şehrin yetişkin erkek nüfusunun ortadan kaldırılması demektir ki, Osmanlı gibi bir tarım toplumunda üretimin ciddi biçimde düşmesi neticesinde devlete ödenen yıllık vergilerin azalmasını gerektirir. Böyle bir azalma yok.
Dahası, Şah İsmail, İran’a hâkim olduğunda büyük bir Sünni temizliğine girişti ve 40-50 bin civarında Sünni katletti. Devrin kaynaklarında açıkça yer alan bu gerçeği kimsenin dillendirmemesi de çok enteresan!