• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

15 Temmuz’un tarihi temelleri

21 Aralık 2016
A


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Sultan Dördüncü Murad’ın “tebdil çıkma”ları meşhurdur...

Sık sık kılık değiştirip, güvendiği birkaç sadık adamıyla birlikte İstanbul sokaklarına çıkar, camileri, çarşıları, hanları, hamamları, dükkânları dolaşır, halkın nabzını tutardı.

Amacı, o tarihte isyan halinde bulunan Kapıkulu Ocakları’nın (Yeniçeri ve Sipahiler) Ağalarına (generallerine) karşı halkı bilgilendirip bilinçlendirmekti.

Malum: Sultan Dördüncü Murad dönemi, son derece büyük “fitne” kazanlarının kaynadığı bir dönemdir. Sultan I. Ahmed’den sonra tahta çıkarılan Sultan I. Mustafa, askerin siyasete müdahalesi sonucu saltanatta bir yılını bile dolmadan tahttan indirilmiş, yerine geçen Sultan II. Osman (Genç Osman), yine isyan sonucu alçakça katledilmişti...

Böylece padişahlık sırası Dördüncü Murad’a gelmişti, ama henüz çocuktu. Onbir yaşlarındaydı. Bu durumda devlet umuru, ister istemez annesi Mahpeyker Kösem Sultan’ın nahif omuzlarına binmiş oluyordu.

Yeniçeri ve Sipahi ağaları da başıboşluğun tadını almışlar, devlet yönetimine her anlamda müdahale etmeyi alışkanlık haline getirmişlerdi.

Padişahın en güvendiği yöneticilerin kellelerini istiyor, direndiği zaman tehdit ediyor, kumpas üstüne kumpas kuruyor, kendisi ve annesi hakkında iğrenç dedikodular yayıyorlardı.

Bu dedikoduların çoğu İran menşeliydi ve İran casusları tarafından tüm ülkeye yayılıyordu. Bugünkü deyişle Hanedan’a bir nevi “algı operasyonu” uygulanıyor, bunun sonucu olarak da her gün biraz daha yalnızlaşıyordu. 

En güvendiği adamlarından Sadrazam Filibeli Hafız Ahmed Paşa, isyancı Yeniçeriler tarafından paramparça edilip (10 Şubat 1632) yandaşları Topal Recep Paşa’yı sadrazam yaptıklarında (10 Şubat 1632), dişlerinin arasından tıslamış, “Günü gelince hesabı sorulur” demişti.

O gün geldiğinde, “Padişah adına” devleti yöneten annesini Eski Saray’a (İstanbul Üniversitesi’nin idare binası), isyancıların saraydaki sözcüsü konumuna gelen Sadrazam Topal Recep Paşa’yı ölüme gönderdi (18 Mayıs 1632).

Recep Paşa’nın, vaktiyle sarayın iç avlusunda toplanıp Padişah’ın avluya çıkması için bağırıp çığıran isyancı Yeniçerilere itaat etmesini Padişah’a önerip, Yeniçeri karşısına çıkmak üzere iken, “Her ihtimale karşı abdest alasüz Hünkârım” diyerek, öldürüleceği hususunda içine korku salmaya çalıştığını unutmamış, katlettirmek üzere huzuruna çağırdığı Sadrazam’a, “Beri gel bre topal zorbabaşı” dedikten sonra, “Abdest al bre kâfier!” diye çıkışmıştı.

Cesedini kudurmuş yandaşlarının önüne attırdı. Çok şaşırdılar. Genç padişahtan böyle bir meydan okuma beklemiyorlardı.

Ama Padişah tedbirini almış, vaktiyle temas kurduğu İstanbul halkını siyasete ve devlete sahip çıkmak üzere çoktan meydanlara çağırmıştı.

15 Temmuz’un temelleri işte o gün atıldı. Siyasi idare o gün halkın iradesiyle bütünlenip devlete sahip çıktı.

Sarayı kuşatan isyancı Yeniçeriler halk tarafından kuşatıldı. Bu durumda ya halkla savaşacaklar ya da siyasi iradeye tabi olacaklardı. Halktan birkaç kişiyi katlettiler, ama topyekûn bir savaşı göze alamadılar. Teslim oldular.

Dördüncü Murad işte o gün “Sultan Murad” oldu. O gün iradesini ispat etti ve dizginleri ellerine aldı.

Yeniçeri ve Sipahi ağalarına “sadakat yemini” ettirdi. Ardından orduyu temizlemeye başladı. İsyana karışanları ayıkladı. Kimini cellâta, kimini zindana gönderdi. Orduyu tekrar eğitip Bağdat’ı tekrar fethetti.

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23