THY- Euroleague

Kabir azabı!

11 Ağustos 2017 Cuma

Önceki hafta “İnsanın ölümüyle âhiret hayatı başlar. Bu durumda âhiret, kabir (berzah) hayatı, kıyamet, ba’s (yeniden dirilme), haşir ve mahşer, defterlerin dağıtılması, hesap, mîzan, sırat, şefaat, cennet ve cehennem gibi devreleri kapsamaktadır” demiş ve kabir (berzah) hayatı ile ilgili bilmemiz gereken hususları bir ilmihal seviyesinde özetlemeye çalışmıştık. Burada ilmihal denilince genelde düşülen bir yanılgıya değinmek zorundayız. İlmihal kitapları ve bilgisi söz konusu olduğunda adeta dudak bükercesine sanki çok basit ve önemsizmiş gibi bir algı ve bakış meydana gelmektedir ki bu çok vahim bir cinayettir. Maalesef genelde anlayış budur. Halbuki bu zihniyet bilgi, bilinç ve kulluk gerçeğinin tam tersi bir tutumdur. Ne güzel ifade edilmiş: “Efzal’ül ilmi ilmihal ve efzal’ül ameli hıfz’ul hal”  Bu meyanda edebiyatın şiir, piyes gibi birçok türünde şaheser eserlere imza atmış üstad Necip Fazıl Kısakürek merhum hayatını adeta şöyle özetlemiştir:

“Yandı kitap dağlarım, ne garip bir hal oldu!

  Sonunda bana kalan, yalnız ilmihal oldu” (1972)

Tabii ki burada kastedilen İslam’ın sadece iman, ibadet gibi bazı kısımlarını alan diğer bölümlerini yok kabul eden kitaplar değildir. Dinimizi iman, amel (ibadet, muamelat ve ukubat) ile ahlak bölümlerini içeren eserlerdir. Ki bunlar her Müslümanı ilgilendiren konularda öğrenilmesi farz-ı ayın (zorunlu) olan bilgileri ihtiva eder.

Kabir (Berzah) hayatı ve kabir azabına gelince Yüce Rabbimiz mealen şöyle buyurdu:

“Onlar sabah akşam ateşin karşısına getirilirler. Kıyamet koptuğunda da: ‘Haydi, Firavun hanedanını en şiddetli azaba sokun!’ denilir.” (Mü’min, 46)

Bu âyet-i celilede verilen mesaj şudur:

“Âyet kabir azabına işaret eder. Kabirde azap ruhlaradır. 

İbn Mes’ud (r.a)’dan rivayet edildiğine göre kâfirlerin ruhları siyah kuşların bedenine girip sabah akşam cehenneme karşı tutulurlar, bu iş kıyamet gününe kadar böylece devam eder.
Buharî ve Müslim tarafından nakledilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (a.s.) ister cennetlik, ister cehennemlik olsun, ölen kişiye kabirde, sabah akşam gideceği yer gösterilip ‘İşte dirildikten sonra gideceğin yer!’ denileceğini bildirmiştir.” (K.Kerim Meali)

“Kabir azabının gerçek olduğuna bu âyetle de istidlâl edilmiştir.” (Diy. Vakfı Meali)

Ayet-i kerime bu sabah-akşam ateşe sunulmalarının ölümden sonra fakat kıyametin kopmasından önceki bir zaman dilimine rastladığını ima ediyor. Bu kabir azabı da olabilir. Çünkü bundan sonra şöyle deniyor: ‘Kıyamet koptuğu gün Firavun adamlarını azabın en şiddetlisine sokun’. Öyle ise bu azap kıyamet gününden öncedir. Ve bu gerçekten çetin bir azaptır. 

Sabah ve akşam ateşe sunulmaya onu görme, acısını ve sıcaklığını gerçekten hissetme şeklindeki bir cezalandırmadır. -Aslında bu da ağır bir azaptır- 

Veya bu sunulma, bilfiil oraya girme şeklinde gerçekleşmektedir. “Arz” (sunma) sözcüğü çoğu zaman dokunma ve bir şeyi bizzat yapma anlamında kullanılır. Bu ise daha dehşet vericidir... Sonra kıyamet günü olduğunda daha şiddetli bir azaba sokulurlar!” (Seyyid Kutup, Fi Zılal’il Kur’an)

Bugün bu konuda yani kabir azabı hususunda bazı ilahiyyatçılar insanlarımız genciyle yaşlısıyla olmazsa olmazımız olan Allah’ın varlığına ve tekliğine iman noktasında hayatı algılamak ve yorumlamak hususunda şirk illeti ile Yusuf suresi 106. ayetine konu olmuşken gayb alemi ile ilgili bir hususu tartışmaya açmak hem de demegoji üslubuyla kime hizmettir, kimin ekmeğine yağ sürmek demektir? Önce yukarıda işaret ettiğimiz ayet-i celileyi mealen bir hatırlayalım sonra da gayb alemi ne demektir, ona cevap arayalım. Yüce mevlamız mealen buyurdu:

“Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler.” (Yusuf, 106); S,Diy. Vak. Meali.   

Burada  merhum Arif Nihat Asya’nın şu dizelerde yıllar öncesinde sergilediği  duyarlık ve bilinç karşısında genelde ilahiyatcıların ne ile uğraştıklarını bakıp anlamak ve anlamdırmak ne mümkün!

Merhum şöyle hayıflanıyor ve feryat ediyor:

Elçi geldin, elçiler gönderdin...

Ruhunu Allah’a,

Elini ümmetine verdin.

Beşiğin, yurdun, yuvan

Mekke’de bunalırsan

Medine’ye göçerdin.

Biz bu dünyadan nereye 

Göçelim, yâ Muhammed?

 ***

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet

Altın devrini yaşıyor...

Diller, sayfalar, satırlar

“Ebu Leheb öldü” diyorlar.

Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed

Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

 ***

Neler duydu şu dünyada

Mevlidine hayran kulaklarımız;

Ne adlar ezberledi, ey Nebî,

Adına alışkın dudaklarımız!

Artık, yolunu bilmiyor;

Artık, yolunu unuttu

Ayaklarımız! (Naat’tan)

Evet, kabir hayatı ve azabı gayb alemi ile ilgilidir.

“Gayb ‘gözle görülmeyen; akıl, duyular vb. beşerî bilgi vasıtalarıyla bilinemeyen varlıklar, ilişkiler ve oluşlar’dır. Allah, vahiy, kader, yaratılış, ruh, kıyametin zamanı, kabirde olacaklar, yeniden dirilme, toplanma, sırat, terazi, cennet, cehennem, hep gayb âlemine dahildir. Bunlar hakkında bilgi alınabilecek iki kaynak vardır: Vahiy ve ilham. Akıl, ancak bu iki kaynaktan alınacak bilgiler üzerine tefekkür yoluyla açıklamalar getirebilir.” (Prof. Dr. Hayreddin Karaman ve Diğerleri, Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, Ankara 2006, c.1, s. 71,72)

“Gayb’a iman,duyularla algılanamayan ve insanın deney ve gözlemlerine konu olamayan şeylere- inanmaktır. Allah, melekler, vahiy, öldükten sonra dirilme, Cennet, Cehennem vs.nin tadılıp koklanamayacağı ve ölçülüp tartılamayacağı bilinen bir gerçektir; bu tür şeyler fiziksel dünyadaki birçok durumda olduğu gibi, uzmanlara (peygamberlere) güvenilerek kabul edilmelidir. Bu nedenle, sadece, ‘gayb’e inanan bir kimse Hidayet’ten bir pay alabilir. Sadece duyularla algılanabilen şeylere inanan kimseye gelince, o bu Kitap’tan hidayet alamaz.” (Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an, c.1, s. 48)

İnşaallah, haftaya devam edeceğiz.

 

YORUM YAZ