Mevlid ile dirilmek!
Mevlid ile dirilmek!
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Peygamber Efendimizin veladeti; bize belli gün ve gecelerde kutlanan bir gün olmaktan çıkarıp hayat tarzımızda dinimizin hâkim olduğu günler olduğu unutulmamalıdır. Batı’nın İslâm’ı hayat tarzı olmaktan çıkarıp kendilerinin yerleştirdiği belli gün ve gecelerde gittikleri kiliselerde yaptıkları âyinlere benzetme hedeflerini de unutmayalım.
Hazreti Peygamber’in dünyaya gelmesi, dünyadaki en önemli dönüm noktasıdır. Zira 40 yaşından sonra kendisine vahiy gelmeye başlayınca şirk toplumunun bütün kurduğu zulüm binasının bütün duvarlarını yıkmaya başladı. Köleleri azat etmeyi teşvik etti. Onları özgürleştirdi, kucakladı. Diri diri gömülen kız evlatlarını hayata kattı. Ellerini uzattı ve onları topraktan çıkardı. Çaresiz anneleri sevindirdi. Gözyaşlarını dindirdi. Ümitsizlere ümit aşıladı
Putların hâkimiyetine son verdi. Artık puta tapıcılık tarihe karıştı. Allah’tan aldığı vahiyle kumarı, haram para ve kul hakkı olarak isimlendirdi. İçkiyi yasakladı. Faizi haram olarak ilan etti. Bunları düşünürken her tarafa virüs gibi giren ve girdiği her şeyi bozan Siyonizm’in emrine girildiğinde hayatımıza giren putları kırmamız şarttır. Gündemi belirleyen bir Peygamberin ümmeti olduğumuz halde bizler; olayların peşinden giden, “nefs muhasebesi” yapmayan, internet, sosyal medya ağının esaretinden kurtulamayan hâldeyiz. Para, makam mevki, şan şöhret, servet ve Rabbimizin bahşettiği imkan ve konum sarhoşluğunun çevirdiği putları kıramıyoruz. Hac’da şeytanı taşlarken de her taş atışımızda hayat tarzımıza giren şeytanların bile farkında olmadan şeytan taşlıyoruz.
Bir gün Resul-i Ekrem, Hazreti İbrahim (AS) hakkındaki şu ayeti okudu: “Rabbim! Bu putlar insanların çoğunu yoldan çıkardılar. Artık kim bana uyarsa bendendir; kim de bana karşı gelirse, elbette Sen çok bağışlayan, koruyup gözetensin.” (14 İbrahim, 36). Ardından Hazreti İsa’nın (AS) Kur’an’daki şu sözlerini söyledi: “Onlara azap edersen, onlar zaten Sen’in kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette Sen güç ve kudret sahibi, her şeyi yerli yerince yapansın.” (5 Maide, 118).
Daha sonra Peygamber Efendimiz ellerini açıp, “Allah’ım, ümmetimi koru, ümmetime acı!” diye dua etti ve ağladı.
Peygamber Efendimizin; Vicdana çağrı yaptığını, aklı çalıştırın dediğini, bağnazlıktan uyandırdığını, çaresiz olanlara çare olduğunu, dünyanın haritasını değiştirdiğini düşünmeden tefekkür ve tezekkür etmeden mübarek gecelerin kandilini kutluyoruz.
Peygamber Efendimizin ümitsizlere ümit aşıladığı, sevgiyi yaydığını, haksızlık edenden intikam almadığını, kin ve nefreti toprağa gömdüğünü, gülümsemeyi öğrettiğini hayatımıza yansıtamıyor, “üsveyi hasene/örnek Müslüman” olamıyoruz.
Peygamber Efendimizin; Yalana, dolana, talana müsaade etmediğini, “Helal kazanacaksın, helale harcayacaksın” dediğini, dediğini de önce kendisinin uyguladığını iç dünyamıza söyletemiyoruz. Seküler, Laik ve Kemalizmin hep istismar edip zulmederken öne çıkardığı “kadın meselesi”ni Peygamberimizin çözdüğünü anladıkları dil ve şekilde anlatmamız şart. Peygamberimiz; kadın dövmeyi acizlik olarak niteledi. Kadına itibar kazandırdı. Erkek ve kadını kanun, hukuk ve dini hassasiyette eşitledi. Yaradılışı anlattı. Yaradılışın gizemini öğretti. Kalplere dokundu, manevi ışık oldu.
Allah’ı sevmeyi öğretti. “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı övdükleri gibi beni aşırı övmeyin. Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Resûlü’ deyin.” Buyurarak mütevazılıkta zirve oldu.
Mütevazı yaşadı, İz bıraktı. Önceki yalan, yanlış, iftira izlerini sildi, silkeledi. Allah’ın herkesin ve her şeyin Rabbi olduğunu anlattı. Uyuyanları uyandırdı. “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar” buyurdu. İki âlemi yaklaştırdı. Kıyamet kopacakken elinizde bir filiz varsa onu ekin buyurdu. “Meyvelerde kurt ve kuşların da hakkı var” buyurdu. Her buyruğuyla binlerce boşluğu doldurdu. Ama ne yazık ki yeterince tanıtılmadı.
Resulüllah Efendimize ihtiyacımız her gün daha da çoğalıyor. Bu günler dirilmemizin, diriliş ruhu taşımamızın, kendi medeniyetimiz olan İslâm Medeniyeti ile buluşmamızın, din kardeşliğimizi yaşayarak/yaşatarak “Mü’minler ancak kardeştir” ayetinin tecelli ettiği günlerdir. Salat ve selam olsun Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselama.