THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

İttifakların ardındaki çatlaklar

11 Eylül 2018 Salı

İdlib kırsalının bombalanmasının yeniden başlatılması, silahsız sivillerin, kadınların ve çocukların üzerine evlerin yıkılması, Tahran zirvesinin medya aldatmacası olduğunu, İdlib›de her şeyin karmaşık olacağını ve kanlı bir katliamın çok uzak olmadığını gösteriyor.

Astana süreci ile birlikte Suriye konusunda karar alıcı üç ülke Rusya, İran ve Türkiye  ABD’yi saf dışı bırakmıştı. Türkiye, ABD’nin çeşitli bahanelerle başlattığı ekonomik ve askeri savaşın bedelini ödemeye devam ediyor. Türkiye bu süreçte çok da Rusya ile sıkı ilişki içinde olmaktan elbette hazzetmiyor. Bu birliktelik ABD’ye karşı denge politikası için gerekli  ve zaruri bir durum.

Fakat üçlü zirvede her ne kadar karşılıklı tebessümler, el tutuşmalar gibi samimi pozlar verilse de Suriye’de menfaat ve stratejik çıkarlar konusunda derin çatlakların bütün taraflar arasında olduğu gayet açıktı. 

Her ne kadar Rusya ve İran rejimi sıkı birer müttefik gibi dursa da aslında ikisi arasında da birçok anlaşmazlık olduğu dikkatten kaçmadı. Bunu anlamak için sadece masa etrafında söylenenlere değil sahada yaşananlara da bir göz atmak gerekir.

Ruslar en büyük ortakları olan İran’ın Suriye’de kalmasına başlangıçta izin verdiyse de İsrail ile yaptıkları sıkı görüşme sonrasında kalıcı bir şekilde Suriye’de kalmalarını reddetmişlerdi.

Bu nedenle, Rusya ile İran arasındaki gerginliğin sahada iyice arttığını ve İran’ın Rusya’dan bağımsız bir iş yapmaya kalkıştığı anda Rus müdahalesine maruz kaldığını görüyoruz. Tahran zirvesinden sonra dahi sahil bölgelerinde yaşanan çatışmalar neticesinde Rusların İran unsurlarını ve bazı şebbihaları tutukladıkları ortaya çıktı. Yine rejim askerleri ile YPG bileşenleri arasındaki çatışmalarda karşılıklı ölümler yaşandı.

Yine dikkat edilirse zirvede Türkiye, gerek Şii veya Sünni aşırı tüm askeri oluşumların İdlib›den çekilmesini istedi. Birbirlerini aşırı mezhep karşıtlığı üzerinden reddeden bu grupların bir sivil katliama yol açmasından endişe ettiği için Türkiye, İdlib içindeki aşırı grupları kendilerini feshetmeye çağırırken, İran’a ve Rusya’ya da benzeri şekilde savaşmak için başka ülkelerden gelen Şii milislerin de Suriye’den çıkarılmasını talep etti. Rusya bu teklifi kabul etmek zorunda kalırken İran reddetti. 

Rusya’nın stratejik planının Suriye’de tek başına etkin güç olarak kalmayı hedeflediği ve bazı bölgesel nedenler (İsrail talebi) ve uluslararası nedenler (ABD talebi) nedeniyle sükûnet sağlandıktan sonra Suriye’de İran varlığına tahammül etmeyeceği açıktır.

Rusya kendi çıkarları için Türkiye ya da İran’ın Suriye’yi her ne pahasına olursa olsun kontrol etmesine izin vermeyecektir. Çünkü bu iki ülkenin bölgesel güç olduklarını ve Rusya’nın çıkarlarına gerektiğinde karşı durabileceklerini bilmekte, bu nedenle adım adım tasfiye planları yürütmektedir.

Öte yandan; İsrail işini başkasına havale edip riske atmıyor. Ruslarla İran’ın etkisinin kırılması konusunda anlaşsa da İdlib’e İran güçlerinin yaklaştığını fark ettiği anda Rusya’yı dikkate almadan İran üslerini bombaladı.

İsrail aslında Esad rejiminden çok rahatsız değil, ancak bölgedeki karışıklığın kendi aleyhine dönmemesi için farklı hamleler yapıyor. Bazen muhaliflerin gücünü kırmak için İran’ın ilerleyişini görmezden geliyor. Muhaliflerin tasfiyesi sonrasında ise İran›ın Suriye ve Lübnan›da ve hatta Irak›ta askeri olarak güçlenmesini, gelişmiş füze kabiliyetlerini engellemek için sınırlı müdahalelerde bulunuyor.

Bunu sınırlı tutmasının nedeni de Rusya’yı çok da rahatsız etmemek ve İran ile geniş bir çatışmaya girerek işin kontrolden çıkmasına sebebiyet vermemek.

Herkesin tetikte olduğu bu süreçte İdlib’e muhtemel saldırı sonucunda Avrupa ülkelerine ulaşacak göç dalgası ve silahlı grupların bölgeye yayılması ile durumun kontrolden çıkmasına yol açacağı ve birçok aktörün dahil olacağı “savaş içinde yeni savaşlar” kaçınılmaz görünüyor.

 

YORUM YAZ