• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
İdris Günaydın
İdris Günaydın
TÜM YAZILARI

Dereden tepeden

06 Ekim 2023
A


İdris Günaydın İletişim: [email protected]

JİLET

1960’lı yıllarda memleketimde, köyümde erkekler yüzlerini iki yanı keskin jiletlerle tıraş ederlerdi. Yaşı müsait olanlar bilir. Yeni jilet almaya imkânı olmayanlar, şehre gitmeye zamanı olmayanlar körelen jiletlerini bileylerdi. Buna halk arasında “bileğilemek” denirdi.

Jilet nasıl bileylenir?

Jileti bir cam bardağın içine dikey olarak koyup işaret parmağınızla üzerine bastırarak bardağın içinde ağız kısmı cama sürterlerdi.

Faydası olur muydu bilmem ama Cuma Namazına camiye gittiğimde veya bir düğünde, davette, cenazede nice insanların yüzlerinde üzerine tükürüklü kâğıt yapıştırılmış çizikler, kesikler görürdüm.

Bir de, jilet kör olduğundan tam kazınamamış sakallı alanlar…

Ayna yok!? 

O yıllarda evlerimizde ayna yok. Tıraş olmak için çoğu evlerde yuvarlak cep aynası… veya gölgeye düşürülmüş pencere camları...

Sonra tek ağızlı permatikler çıktı. Sonra çift bıçaklılar daha sonra üç bıçaklılar…

RADYO

Köyde üç veya dört radyo ancak bulunurdu. Radyoların duruşu güzel ve muntazamdı. Üzerlerinde bir dikdörtgen batarya, neredeyse radyo kadar... Sağ ve sol yanlarında ikişer silindirik iri pil… Antene bir kablo bağlı ve o kablonun bir ucu pencereden uzatılmış toprağa gömülmüş…

Akşam saat yediye doğru (on dokuz) mahallelerden insanlar radyolu evin yanlarına doluşur, harmanda, avluda yerini alır ve ajansı beklerdi.

Saat tam on dokuz. “Düüüt, düüüt, düüüt… Saat on dokuz. TRT haber merkezinin hazırladığı haberleri sunuyoruz. Önce özetler…”

MİLLETİN VARLIĞINI KENDİ 

VARLIĞINDAN ÖNDE TUTANLAR!

Hasan Amca… Aliosman Oğlu Hasan Hakyemez… Bir akşamüstü ajansı dinliyor. Bir haber:  “….. de yolun sağından soluna geçmek isteyen bir kişi aracın altında kalarak öldü...”

Haber bu kadar. Ama Hasan Amca ağlıyor. Niçin ağlarsın sorusuna verdiği cevap: “Bir Müslümanın başına bir hal gelse gözyaşlarım sel olur. Bütün kâfirler kırılsa ruhum duymaz…”

1974 Kıbrıs Savaşı günleri… Bir kampanya başlatıldı sanırım devlet tarafından. TSK’ya yardım seferberliği… O gün Giresun nefes alınmaz bir kalabalığa şahit olmuş. Fakir halk köylerden kamyonlarla veya yürüyerek; kimi eşekle kimi atla gelmiş… İnsandan geçilmiyor Giresun’un dar sokakları. Bankaya para yatırıyorlar. Çoğu para yatırmayı da bilmiyor. Kuyruk şehrin dışına taşmış…

GÜBRE

En az iki buçuk dönüm bir araziyi kazmalarla sürüp (herklemek) deniyordu; oraya başta mısır olmak üzere lahana, salatalık, marul, fasulye ve pazı ekilirdi. Çok arazi ekilirdi ki; gaye şehirden parayla mısır almamak.

Bu yazıyı okuyanlar “amaaan…ne var iki buçuk dönümde?” diyebilirler. Ancak arazinin % 70 eğimli olduğu bir köyden bahsediyorum. Eşek yok, çift yok, at yok, traktör v.s zaten yok.  

Köyde yol yok ki!?

Bu eğimde tarlaya konulabilecek tek gübre hayvan gübresi… O da sırtla taşınacak. Evin yanından en az yüz elli metre tarlanın eteğine in çık… Sırtta şelek…

Hayvan gübresi? Her evde en az beş sığır olurdu. Eti, sütü ve gübresi için beslenir, arada tosun danalar da satılıp parası bir gelir sayılırdı.

Her yıl kasım ve aralık aylarında, havanın güneşli olup olmamasına göre, en az bir ay gazel süpürülürdü. Ormanlar pırıl pırıl hale gelirdi. Fındık bahçeleri pırıl pırıl olurdu. Gazeller toplanmış ve ahırlara yığılmış…

Bahçelerimizde fındık verimi, tarlalarımızda mısır verimi düşük! Çünkü hayvan gübresi yeterli gelmiyor. Bahçelerin gazellerini de süpürüp alıyoruz. Bahçeye gübre olmuyor dökülen yapraklar…

Sonra suni gübre çıktı. Önce yarım çuval, bir çuval alındı. Gübre, verimi artırınca artık şehirden mısır almaya gerek kalmadı. Verim yüksek. Sonra tarlalar fındık bahçesine dönüştürülmeye başlandı. Derken köylere araba yolları açıldı. O imkân ile fındık bahçeleri için de gübre almaya ve atmaya başladık. Fındığın verimi artınca, yavaş yavaş mısır yerine buğday alınmaya başlandı. Derken buğdayla, değirmenle uğraşmak yerine çuvallarla un… Zenginleşiyorduk. Her evde radyo, yetmedi teyp…

Çocuklarımız ilkokuldan sonra ya sanata ya ortaokula gitmeye, sonuçta da para kazanmaya başladılar. Eve fındık parasından başka para girmez iken ikinci bir para girer oldu. Nihayet böyle böyle Merhum Özal devrine geldik. “Çiftçi Bağkuru” denilen bir sistem önerdi millete. Çoğunluk bunu benimsedi. Az ödedi ve emekli oldu. Köylerimiz çiftçi bağkurundan emekli olanlarla doldu bir anda. Fakirliğin, yoksulluğun ilk kırılması, ciddi anlamda böyle gerçekleşti.

Arkasını biliyorsunuz. Şimdi, üç köyün bir kamyonu varken, sonra iki köyün bir kamyonu varken, sonra köyün bir minibüsü varken, sonra her mahallede bir minibüs dolmuş varken… Saydım; sadece bizim mahallemizde yirmi altı özel arabası olan var. Köyde, köyde…

Gurbettekileri saymıyorum. Kızlardan köy dışına gelin gidenleri saymıyorum; yirmi altı…

Demirel, devri iktidarındaki zenginleşmeyi örnek verirken Türkiye’de, bir yılda ne kadar buzdolabı, çamaşır makinası satıldığının rakamını veriyordu.

Şimdi arabayı bile örnek versek ayıp kaçıyor.

Gazeteci Emin Çölaşan, Merhum Özal’a demediğini bırakmadı. “Turgut Nereden Koşuyor?” diye kitap bile yazdı.

Şimdi de Tayyip Beye ve bu hükümete demediğini bırakmıyor.

Sormak lazım kendisine: Turgut’un nereden koştuğunu öğrendin mi? Turgut akıldan koşuyormuş. Tayyip Erdoğan da samimiyetten ve çalışkanlıktan… Bir de liderlikten...

Sen oturduğun yerden ahkâm kesmeye devam et. Kim duyarsa!... Vesselam.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ah ulan ah..

Şimdi ne oldu? Felsefe kitaplarını okuyup okuyup da işine gelen yerlerin az altını cizmedin..

Ot yşl...

Ya gerçekte cehennem neresidir? Buna en gzl cevabı veren ise dostoyevs ....cehennem insanın kalbinde sevginin bittiği yerdir.... ve osho ilave eder iyi insanlar cennete gider değil iyi insanlar nereye giderse cennet olur .....idris hcm bunu demek istemiş ....
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23