Vefa insanı iman insanıdır
Dünkü yazıda “vefa” üzerine paylaşımda bulunmuştuk:
“İnsanoğlunun “insan olabilmesi” için, yaratılış fıtratına Hakk katından yüklenen melekelerden birisi “vefa” duygusudur.
Bu duygu, hamilelik döneminde anne tarafından beslenir yahut beslenmez. Beslenenler insanca yaşarken, beslenmeyenler vefa yerine “cefa” üretirler” demiştik.
Dün böyle söyleyince bugün de aynı hususa devam etmek istedim. Bizim medeniyetimiz, vefa insanlarıyla, gönül insanlarıyla, yürek insanlarıyla doludur.
Bu isimlerden birisi de sırat-ı müstakim üzere yaşadığına dair her mü’minin şahitlik edeceği Mahir İz hocamızdır. (28 Ocak 1895 İstanbul-9 Temmuz 1974 İstanbul)
Lafı uzatmadan Mahir hocamızın talebelerinden merhum Prof. Dr. Osman Öztürk’ün tespitleriyle, “vefa insanlarının nasıl iman insanları olacaklarına” dair özelliklerini paylaşalım.
•
- Maaşını aldığı gün hemen zekâtını verirdi.
- Bir misafir gelsin de ona ikramda bulunayım diye kulağı kapıda, gözleri yolda olurdu.
- Talebelerini gözünün bebeği gibi kollar, mezun olduktan sonra da alakasını devam ettirirdi.
- Bir başkasına nasıl faydalı olabilirim diye geceleri uykularını bölerdi!
- Dedikodu bilmezdi. Talebeleri ve dostlarının ikbali, hayatının en mes’ud anlarıydı.
- Yeni bir şey aldığında evvelce mevcut olanı muhakkak tasadduk ederdi.
- Yaşamasını bilmek ve sevmekle beraber dünyaya metelik kıymet vermezdi.
- Bir memlekete gittiğinde, evvela o memleketin âlimlerini tespit edip, sonra köyde dahi olsa onları ziyaret ederdi.
- 25 kuruşluk posta pulu dahi olsa kimseye yük olmamayı şiar edinirdi.
- Usulünce ve üslubunca Hakkı tebliğ ve tavsiyede mania tanımazdı.
- Verdiği sözü hiç aksatmadan ve hakkıyla ifa ederdi.
- Herkese mesleğine ve meşrebine göre hitap etmesini bilirdi.
- Üzerine aldığı vazifeyi kış, kar ve fırtına demeksizin yerine getirirdi.
- Bir kuruş maaş almaksızın, 75 yaşında karda tipide Erenköy’den, Bağlarbaşı’na Yüksek İslam Enstitüsüne aylarca derse gelirdi!
- Mahallesinin bekçisine, postacısına ve çöpçüsüne maaş bağlardı.
- ‘İnsanlara teşekkür borcunu ödemeyen kimse, Allah’a şükretmiş olmaz’ diyerek en küçük ikramlara en büyük teşekkürle mukabele ederdi.
- Her tanıştığı gence Osmanlıcayı bilip bilmediğini soran ve bilmiyorsa onu öğretmenin en büyük bir milli vazife olduğunu, çünkü bunun mazi mefahirimizin ve kültürümüzün bu yazı ile tespit edilmiş olduğunu anlatarak, işin ehemmiyetine dikkati çeken ve derhal ilk dersi yapmaya sa’y ederdi.
- “Asıl olan insanın kendini ve haddini bilmesidir. Şunu da unutmamalı ki; yağcılardan ve goygoyculardan hoşlananlarda kemâl aranmaz” derdi.
- “Günahı göz işlerse de belasını gönül çeker! Gözler bakar, gönlü rahatsız olur ve hafıza zayıflar” derdi.
- “Din cemiyet içindir! Müslüman, başkasının elinden tutan insan demektir. Hakkın rızası, kulun rızasına bağlıdır. Allah’ı memnun etmek için kulu memnun etmek lazım” derdi.
•
Mahir İz ve Osman Öztürk’ün ruhları için el-Fatiha.







