Siyasette Güç Değil Kişilik Önemlidir
Kişiliğine, kimliğine güvenmediği için bu özelliklerini başkalarına teslim etmiş siyasetçiler, devlet ve millet yönetiminde kendilerine değil, onları o noktaya sürükleyen güçlere tapar ve millet yerine, güç aldıkları odaklara kölelik ederler.
Devletine ve milletine inanan siyasi bir lider, kendisi gibileri etrafına toplayıp; ülkesini, halkını Batılılara şikâyet eder mi? Haçlılardan medet umar mı? Devletinin ve toplumunun geleceğini onlara peşkeş çekmek ister mi?
Milletten alamadıkları yetkiyi darbelerden, terörden, mafyadan bekler mi? Halkın iradesinden başka iradeye başvurur mu? Bu soruları çoğaltmak mümkün? Geçelim!
Kendisini topraklarımıza ait hisseden her ferdimizin, siyaset yapacak kimselerde aradığı şartlar bellidir ve siyasilere bu çerçevede bakarak takdirlerini belirtirler.
Gerçi bu nitelikler sadece siyasetçilerde değil, tüm insanlarımız için geçerlidir. Bazı özellikler şunlardır:
¥
Müslüman toplum olarak insanımızda aranan şartlardan birisi “tevhid”, ikincisi “doğal”, üçüncüsü “samimi”, dördüncüsü “muhabbet” sahibi olmasıdır.
Peki, bu faziletleri üzerinde taşıyan insanlara kimler güvenmez, kimler inanmaz, kimler muhalefet eder? Elbette bu ilkeleri reddedenler.
İnsan olmanın temellerinden dördünü taşıyan her insanımız; sevilen, sayılan, güvenilen merhamet ehli kimselerdir.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın sevilmesinin, inanılmasının ve güvenilmesinin sebebi nedir? Kişiliğidir, aranılan ve inanılan insan olmanın özelliklerini taşıdığı içindir.
Tam bunun tersine bir de R. Tayyip Erdoğan karşıtlarının kişiliklerine ve inanç değerlerine bakalım.
Kendi kişilikleriyle mi mücadele etmektedirler, yoksa bir takım merkezlerin gücüyle mi hareket etmektedirler? Muhalefet dillerine bakınca nerelere yamandıkları görülmektedir.
¥
Her medeniyetin insan tarifi başkadır. Çünkü her medeniyeti kuşatan inanç değerleri vardır ve insanlar o inanç bütünlüğü içerisinde yaşar, ülkelerine-toplumlarına bu çerçevede hizmet ederler.
Örneğin Hint medeniyeti Hinduizm ve Budizm, Çin medeniyeti Konfüçyanizm, Batı medeniyeti ise Hıristiyanlık ve Musevilik inançlarına dayanır.
Her medeniyetin dili de o medeniyetin yaslandığı kitaplarının dilidir. Bizim medeniyetimizin ve kültürümüzün temelini de dini-milli değerlerimiz oluşturur.
Maalesef yüz yıldır bu değerleri koruma mücadelesi vererek yorulmuş bir milletimiz ve devletimiz vardır.
Nihayet son onbeş yıldır bu cendereden çıkan ve hakiki hüviyetine dönmek için millet-devlet bütünleşmesi gerçekleştiren bir iradeye ancak sahip olabildik.
Bu irade, milletimizin ekseriyetinin desteğiyle iş başındadır. Milli iradenin inkişafı; kişiliğini, kimliğini, inançlarını sahiplenen milletimizin sayesinde olmuştur.
Bir diğer ifade ile bizim medeniyetimizin adı “İslam medeniyetidir”. İslam dininin doğurduğu medeniyettir.
İşte devlet-millet karşıtlığını kendilerine siyasi ideoloji belirlemiş kesimlerde kayış bu noktada kopmaktadır.
Ezcümle: İslam ve Müslüman kavramlarından ürktükleri kadar başka şeyden ürkmezler. Burası bir İslam ülkesi! Cumhurbaşkanı, hükümet, millet ne yapsın?
İslam tarihinin son iki bin yıllık tarihi bizimle anılmaktadır. Zavallılar bunu idrak edemiyorlar.







