OHAL korona virüsünden daha tehlikelidir
OHAL ilanı hükümetin kendi ayağına çelme atmak olur. Gerçi Cumhurbaşkanımız Erdoğan kesinlikle OHAL ilan ettirmez ama yine de ne olur olmaz.
Gerçi OHAL ilan edilsin diyen çevrelere bakınca, mesele net olarak anlaşılmaktadır. OHAL isteyenlerin beklentisi devletin gücünün parçalanmasıdır.
Beline silah takanın, cebine yetki belgesi koyanın önünden esas duruşta geçeriz. Böyle bir fırsatı dört gözle bekleyen nice masum yüzlü hainler var.
OHAL isteyenler, kendilerini devletin ve milletin üzerinde görme arzusuyla yanıp tutuşanlardır, millet ve devlet onlar için sömürülecek varlıktır.
OHAL ilan edilince neler olup biteceğini devlet bilmiyor olabilir mi? Bilmez mi elbet bilir, özellikle Cumhurbaşkanımız Erdoğan çok daha iyi bilir.
Bilmeyenler varsa, onlar da lütfen 1960, 1980, 28 Şubat ve 15 Temmuz’u hatırlasın, o yıllarla ilgili anıları dinlesin veya okusunlar.
¥
Bugüne kadar ilan edilen sıkıyönetimlerden CHP’liler ve onlara sığınan çevreler istifade etmişler, ekonomik olarak zenginleşmiş ve devleti istedikleri gibi kullanmışlardır.
Dikkat edilirse sıkıyönetimi CHP ve yine onlara sığınanlar istemektedirler. Sıkıyönetimin ve darbenin ne mel’un bir şey olduğunu kendimle ilgili bana anlatılan hadiseyi nakledeyim.
27 Mayıs 1960 darbesinde bir yaşındaymışım. Darbe gecesi çok ağır hastalanmışım. Köyden kasabaya gidecek tek araç traktörmüş. Traktör sahibi de “Gece gitmem, çocuk ölmezse sabah götürürüm” demiş.
Sabah traktörle götürmüşler ama kasabanın girişinde askerler durdurmuş ve feryadıyla ortalığı yıkan çocuğun kundağına kadar arayarak yol vermişler.
Hastanede bir tek hademe varmış. O da çayını demlemiş, geleni gideni azarlıyormuş:
-“Darbe oldu haberiniz yok mu, üstüme gelmeyin sizi içeri tıktırırım” diye tehdit ediyormuş.
Bizimkiler de tehdit edilmiş ama figanım yeri göğü inlettiği için çaresiz doktoru evinden çağırmışlar, gelip bakmış, dudağını bükmüş ve “ölecek çocuğu buraya niye getirdiniz götürün” demiş ama bu arada teselli olsun diye de masasında duran iki penisilini vermiş.
¥
Bizi ilçeye getiren traktör sahibi korktuğu için geri dönmüş ve ortada kalmışız. Köye dönecek hiçbir vasıta yokmuş, olsa da kimse hareket edemiyormuş.
Halimizi gören ve karayollarında çalışan insaflı birisi; “Greyderciye kimse bir şey demez” diye beni greyderle götürmüş.
Hastalığımda bir gerileme yok aksine ilerleme varmış. Yakın köyden askerliğini sıhhiye eri olarak yapan birisi varmış onu çağırmışlar, o da bakmış, “Bu çocuk ölür mesuliyet alamam” diye çekip gitmiş.
Bütün çareler tükenince validem; “Allah’tan umut kesilmez, ölüm de Allah’tan” deyip, penisilinleri yapmış.
¥
Ezcümle:
Meraklıları için, olay mahrumiyet bölgesinde geçmiyor. Ankara’ya 60 km uzaklıkta bir köy.
Şimdi siz olsanız, sıkıyönetim ve darbelerin milletin menfaatine olduğunu söyleyebilir misiniz?







