Maalesef eğitim öğretim yorgunuyuz
Eğitimin gayesi, “ideal ve irade sahibi insan yetiştirmek” değil midir? Hele başında bir de “Milli” kavramı varsa.
Eğitimin başlıca amaçlarından birisi de kendisini bu topraklara ait hisseden insanlarımızın “ana kucağından mezar ocağına kadar” milli değer yargılarıyla devletine, milletine muti olmak değil midir?
Bu satırları okuyanların acı acı güldüğünü, kimisinin dudak büktüğünü ve “Sen nerede yaşıyorsun” dediklerini kulaklarımı rahatsız edecek şekilde hissediyorum.
Hakikaten de öyle! Sanki atmosferin bilinmeyen bir tabakasında yaşıyor ve dünyaya hiç gelmemiş, hatta Türkiye’de yaşamayan birisi gibi yazdığımı kabul ediyorum.
“Eğitimin öncelikli gayesi her yaştan her insana tefekkür etmeyi” öğretmek değil midir? İşte eğitimin-öğretimin ve ÖSYM’nin başında bulunanlar bu hakikati anlamamak için direnmekteler.
“Direndiklerini nereden çıkarıyorsun efendi” sorusuna cevap vereyim. Üniversite giriş imtihanında Türkçe sorularından dört tanesine bakılmasını öneririm.
……………..
Oysa kendi öz kaynaklarıyla eğitimde milli değerlere uygun sistemini oluşturmuş eğitimcilerimiz, müteşebbislerimiz var.
Bu isimlerden birisi de Pazartesi günkü yazımda “Sahne Senin” adlı kitabını paylaştığım Dr. Kemal Tekden’dir.
Sağlık alanından sonra eğitim sektörüne de “yerli-milli pencereden” baktıklarını ifade ederek şunları söylüyor:
- “Gençleri düşünmekten uzaklaştırıp uyuşturmanın bir başka yolu da bence onları bilgiye boğarak uyuşturmaktır.
Eğitim sistemiz içinde neye yaradığını anlatıp cazip hale getirmeden o kadar çok bilgi yüklemek istiyoruz ki çocuklara, sorgulamak bir yana onları sonunda kitap okumaktan bile nefret eden insanlar haline getirmeyi başarıyoruz maalesef.
Bıkkınlık içindeki çocuklar sonunda bu bilgilerin ne işe yarayacağını düşünmeye bile gerek duymuyorlar ve sadece diploma için gerekli olduğunu düşünüyorlar.
Onlara göre; bilgi sınav içindir, sınav geçince kitapları yakabilirsiniz bile, işi bitmiştir çünkü. Burada gençleri suçlamanın doğru olmadığını belirtmek istiyorum. Çünkü biz onlara ne verirsek onun karşılığını alıyoruz ancak”.
……………….
Mesela şöyle bir soru sorsak, günümüzde ilk ve orta öğrenciler içerisinde okulunu seven kaç öğrenci vardır? Söyleyelim. Eylül’de okullar açılmasın diye bekliyorlar.
Üniversiteler için de aynı kanaat söz konusu. Üniversiteler öğretim ve öğrenimden çok farklı etkinlikler için gidip gelinen mekânlar olarak görülmekte.
Çünkü eğitim sistemimiz taptaze fidanları, toprağına uygun şekilde sulamadığı, yetiştirmediği ve zihinlerdeki yabancı otları çapalamadıkları için mesele çıkmaza girmektedir. Burada sözü yine Kemal Tekden’e bırakalım:
“Bilgi teorik düzeyde kaldığı ve bize etki yapmadığı sürece boşa gidecek bir çaba olarak kalacaktır. Benimsenmemiş bilgi unutulacaktır ve bizi yormaktan başka işe yaramayacaktır”.
Ezcümle:
Maalesef eğitim-öğretim yorgunuyuz. Nasıl yorgun olduğumuzu televizyonlardaki bilgi (!) yarışma programlarını izleyerek görebilirsiniz.
Nice iki üniversite bitirmiş kimseler, Çanakkale Kahramanımız Seyit Onbaşı’nın adını duymadığını söylüyor. Daha ne cehaletler…







