Kültür ve Medeniyet
Bu haftaki kitabımız, 10 Temmuz 1975 tarihinde vefat eden mütefekkirimiz, münevverimiz merhum Nurettin Topçu’nun, Dergâh Yayınlarından çıkan ve yıllardır okunan, yine her daim okunması gereken “Kültür ve Medeniyet” isimli kitabı.
Bu coğrafyaya, bu vatana, bu bayrağa, bu devlete ve bu millete ait birer fert olmak isteyen yerli ve milli her düşünce insanımızın fikir ve zihin dünyasını imar ederek mamur hale getirip, hayata geçirecek bir eser.
Sözün sözde kalmadığı bir fikir ve düşünce havzasında; selim bir kalbe, kimliğe, kişiliğe, karaktere sahip olmak isteyenlerin birkaç kez okuyarak kendilerine rehber edinebilecekleri bir kitap.
Biz medeniyet kurucu bir milletiz. Bu hakikati kendimize kabul ettirmekte zorlandığımız bir çağda yaşıyoruz.
Iskartaya çıkardığımız ve “insana yaramaz” diyerek çöplüğe attığımız medeniyet kırıntılarını toplayan Batı’nın kapısına sığındığımız Tanzimat’tan bu yana, kendi kültür ve medeniyetimize bir türlü sahip çıkamadık.
Bakalım bu hususta Nurettin Topçu, “Kültür ve Medeniyet” kitabında ne diyor:
……………….
“Bir asırdan beri memleketimizin başta gelen derdi (kitabın ilk baskısı Kasım 1970) medeniyet meselesidir.
Geçmişte büyüklüğü dünyaca bilinen Türk milletinin medeni varlığa sahip olmadığını önce Batıyı tanıyanlar ortaya attı.
Tanzimat’la başlayan Batı münasebetleri, birçok nesillerin gözünü kamaştırdı. Aydınlar Batının yükselişindeki sırrı aramaya koyuldular ve bu araştırmayı yaparken, farkında olmadan kendi iç dünyalarını Batının içinde buldular.
Birbiri ardına birkaç nesil ‘Avrupa’ya benzemek için ne yapalım’ ‘Garplılaşma nasıl olmalı’ diye uzun zaman sayıkladılar.
O nesilleri Batı taklitçiliğine, hem de ruhları duymadan sürükleyen kuvvet, başlangıç noktasında bağlandıkları aşağılık duygusu olmuştu. Bu duygunun kendi içimize akıttığı zehir, bizi küçülttükçe küçülttü”.
………………..
Evet, bugün hâlâ dini ve milli meselelerden uzaklaşmanın ve hatta yok etmenin tek yolunun Batılılaşmak veya “batıllaşmak” olduğuna inanan zümreler, bu zehirle yaşamakta ve milletin başına, devletin başına musibet kesilmektedirler.
Bu topraklarda yaşayan hiç kimse, yüzlerce yıldır olup biten şeyleri yok sayamaz, saymamalıdır. Böyle saymak nankörlükten öte cehaletin ürünü ihanettir.
Kendi varlıklarını inkâr edenleri hiçbir toplum kayda değer bulmaz. Ancak sömürmek ve köleleştirmek için kullanır. Tam yahut yarı sömürge ülkeler ve milletler böyledir.
Yine Topçu’nun ifadesiyle; “Tarihin bütün hareketleriyle meydana gelmiş bulunan kültürümüz, bizim gerçek ruhumuzdur. Nasıl ki, bir insan başkalarının ruhuyla yaşayamazsa, bir millet de başka tarihlerin hadiseleriyle yaşatılamaz”.
……………….
Ezcümle:
İşte günümüzde milli birliğimizi bölük pörçük eden hakikatlerin başında, bir türlü kendi tarihimize ve medeniyetimize dönüş yapamamamızdır.
Kendimize dönmedikçe taklitçilikten kurtulamayacağımız aşikârdır. “Kültür ve Medeniyet” kendimize dönmemiz için reçeteler sunmaktadır.
Kitap hakkında:
Dergâh Yayınları:
212 518 95 79-80 [email protected]