Kırsal Kalkınma ve Arazi Tahsisleri
Dünyayı yaşanır kılmak için hayatın odak noktasına savurganlığı değil, tasarrufu yerleştirmek gerek. Çünkü hiçbir kaynak sınırsız değildir.
Bu hakikatle hareket ettiğine inandığımız Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın talimatıyla hükümetimiz kırsal kalkınma çerçevesinde tarım ve orman arazilerini ekonomiye katmak üzere hibeler ve kiralamalar yapmaktadır.
Bir karış toprağın bir ağacın kıymetinin bilinmesi ve sahiplenilmesi gereken bir coğrafyaya sahibiz ve korumakla mükellefiz.
Yaşadığı toprakları vatan bilen namuslu her insanımız, kıyıda köşede lüzumsuz gibi duran taşına bile sahip çıkar ve heba etmez.
Devletimiz bu hususta vatanımızın her köşesinde, üretmek isteyen tüm çiftçilerimize her türlü kolaylığı sağlamakta ve güzel neticeler alınmaktadır.
Geçenlerde hatırlatmıştım. “El kadar toprağın olsun, tek üzerinde diken bitsin” diye. Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla her karış toprağımızın değerlendirilmesi büyük bir sevinçle karşılanmaktadır.
Hazineye ait atıl durumdaki tarım ve orman arazilerinin çiftçilerimize kiralanması, binlerce ailenin geçim kaynağı olmakta ve yüzleri gülmektedir.
Bu hal, istikrarın-huzurun-güvenin adıdır. Böylesine güzelliğin arkasından hoş olmayan bir tablo çizmek doğru olur mu bilmiyorum ama iyiliğe, güzelliğe, hakikate kapı aralamak için galiba yazmak lazım gelir.
…………….
Şimdi aynanın bir de diğer yüzüne bakalım. Anadolu’yu gezerken genelde şöyle şikâyetlerle karşılaşırsınız.
Devletimizin iyi niyetini, kendi kötü emellerine kurban edenlerden sıkça söz edilir.
Köylülerimize kiralanması gereken tarım arazileriyle orman arazilerinin, köylülere kiralanmasının, oralarda mukim olmayan kişi yahut kişiler tarafından engellendiği söylenir.
İncelenip araştırıldığında köylülerimizin haksız olmadıkları görülecektir.
Devletimizle milletimizin kucaklaşmasının önünde engel olanları tespit etmek elbet devletimizin vazifesidir ve bunu yapacak güçtedir.
Mesela tarım ve orman arazilerinin köylümüze kiralanması veya tahsis edilmesinin şartları, resmi gazetede yayınlanarak belirtilmiştir.
İlgili bakanlıklar bu kararnameye göre hareket etmek durumundadır. Eğer anlatılanlar doğruysa, bu kararlar nasıl aşılmakta ya da tabiri caiz ise kitabına uydurulmaktadır bilemem.
“Şikâyet etmek yerine araştırıp sormuyor musunuz” denildiğinde de; “Araştırıp soruşturuyoruz ama net cevap alabileceğimiz makamlara ulaşamıyoruz” denilmekte.
Burası artık eski Türkiye değil ama gözünü dünya hırsı bürümüşler eski. Cumhuriyetin kuruluşundan beri devletin sırtından inmeyen keneler var.
Hâlbuki ne kadar mal-mülk sahibi olsalar, boyları kadar toprağa yatmaktalar.
………………
Bir başka rastlanan şikâyetlerde şu:
Tarım Bakanlığının çiftçilerimize verdiği hibelerin yerli yerince kullanılmadığı, yüzlerce dönüm arazisi olan şahısların hibe aldığını ama arazilerini ekip biçmediği, devletten aldığı hibelerle geçindikleri ve mal mülk sahibi oldukları yönünde.
Ezcümle:
Farz edelim ki, bunların hiçbirisi doğru değil. O vakit Devlet Denetleme Kurulu, Tarım ve İçişleri Bakanlığı müfettişleri teftiş yaparak bizleri “yalancılıkla” suçlayabilirler.
Umarız ilgili bakanlıklar meseleyi ciddiye alır ve müfettişler araziye çıkar.







