El Kadar Toprağımız Olsun
“El kadar toprağımız olsun, tek üzerinde diken olsun”.
Savaşlara ve seferberliğe katılmış, kıtlık yaşamış, yokluk ve yoksulluğa mahkûm edilmiş, kendi öz vatanında parya duruma düşmüş-düşürülmüş büyüklerimiz, söz konusu toprak olunca böyle derler:
-“El kadar toprağımız olsun, tek üzerinde diken olsun”. Bu sözdeki acıyı ve manayı anlamak ve idrakine varabilmek için öncelikle kişinin kendisini bu coğrafyaya ve topluma ait hissetmesi gerekir.
El kadar toprak çok şey ifade eder bizim halkımız için. Topraklarımız bereketlidir. Ensar ve muhacir topraklarıdır. Ensar’a da yetmiştir, muhacire de. Yeter ki, ihanet edilmesin.
Dertlerimizi sayıp dökmeyi çare olarak görmemeli ama çenemin çokluğundan dün diyeceklerimi tam diyemedim. Şunları da söylemeliyim.
Çok acımasız bir şekilde toprak israfı içerisindeyiz. İster ekonomik, ister siyasal, isterse kültürel olsun, hayatın her alanında savurganlık gösterdiğimiz gibi topraklarımızın kullanımında da acımasız bir savurganlık savrulmasındayız.
…………………
Hafta sonu İstanbul’dan Ankara’ya seyahat etmek icap etti.
Mevsim yaz, Anadolu bereket çarşısı gibidir, bu sebeple otobandan gitmek yerine güzergâh değiştirip, topraklarımızın bereketini görelim istedik.
Sakarya’dan Geyve üzerine dönüp, Taraklı, Göynük, Nallıhan, Beypazarı, Ayaş üzerinden Ankara’ya vasıl olduk.
Seyir halinde güzergâhımız boyunca görebildiğimiz kadarıyla verimli araziler üzerine ihtiyaçtan öte konfor amaçlı yapılmış konutların yapıldığını rastladık.
Toprak ve savurganlık üzerine zihnimiz altüst olurken, Ankara’da çevre yoluna çıkıp, Gölbaşı’na doğru seyretmeye başlayınca, daha büyük bir vahametle karşılaştık.
Bölgenin 25-30 yıl öncesini bilirim. Tamamı tarım arazisiydi. Neredeyse Konya ovasının buğdayı kadar buğday yetişirdi.
Buğday ekilecek arazilere binalar ekilmişti. Gerçi yeni değil, yıllardan beri 100 km’lik çevre yolunun etrafındaki verimli tarlalara blok ekiliyordu lakin savrulmanın hâlâ devam ettiğini görmek acıydı.
Hele “İncek” tarafına doğru güzelim tarlalar nasıl harap edilmiş. Gölbaşı ve çevresi bina çöplüğüne dönmüş. Vicdanların üzerine cüzdanlar örtülmüş.
Kime ne diyelim bilmem ki? Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye ulaştıralım bari meramımızı.
Bu saatten sonra Tarım Bakanı’nın da yapacağı bir şey yok ama yine de Ankara çevre yolunun etrafını boydan boya bir dolaşsa da derdimize ortak olsa.
Gerçi sadece Ankara’nın çevresi değil, neredeyse bütün il ve ilçelerimizde toprak savurganlığı had safhada maalesef.
……………..
Ezcümle:
Tüketimde gösteriş savurganlığı, insanın vicdanını-aklını kör eder ve umursamaz kılar.
Hayatın hangi devresinde olursa olsun; açgözlülük savurganlığın, tok gözlülük sadeliğin kapılarını açar. Tokgözlü toplumlar, gösteriş harcamalarından kaçınırken, açgözlüler gösteriş harcamalarında yarışırlar.
Dünyadan vazgeçmeyenler bilmeliler ki, vakti saati geldiğinde dünya onlardan vazgeçecektir. Kendi hesabımıza yaptığımız savurganlığın bedelini biz ödemesek bile bizden sonrakiler ödeyecektir. Her savurganlık mutlaka bedel ödetir.







