Bugünlere el bebek gül bebek gelinmedi
İnsanoğlunun “insan olabilmesi” için, yaratılış fıtratına Hakk katından yüklenen melekelerden birisi “vefa” duygusudur.
Bu duygu, hamilelik döneminde anne tarafından beslenir yahut beslenmez. Beslenenler insanca yaşarken, beslenmeyenler vefa yerine “cefa” üretirler.
Cefa üretenler, içinde yaşadıkları topluma ve devlete karşı sürekli düşmanlık hisleriyle hareket ederek her şeye muhalefet ederler.
Vefa duygusu güçlü kimseler ise dini ve milli değerlerle büyüyen, yetişen, yaşayan, devletine-milletine hizmet eden insanlardır.
Yüz yıldır millet ve devlet olarak, devletin-milletin başına çöreklenmek isteyen iç-dış güçlere karşı, vefası ve imanı güçlü insanlarımızla vatan savunulması yapılmaktadır.
Şimdi bugünlere “Elbebek, Gülbebek” gelinmediğini hatırlatmak için, İstiklal Mücadelemize dair üç hatıra paylaşmak istiyorum.
……………..
Yaşanmış bu vefalar, İstiklal Mücadelemizde Anadolu’ya tek giriş kapısı olan İnebolu’dan Ankara’ya ulaşan yol üzerindeki tespitlerdir.
“Kastamonu’nun Seydiler ilçesinden Şerife Bacı, 1921 yılının ilk aylarında, İnebolu’dan aldığı cephanelerle Kastamonu’ya doğru yola çıkmış, kar ve aniden bastıran tipi sırasında Kastamonu Kışlası yakınlarına kadar gelmişse de donmaktan kurtulamamıştır.
Fırtına ve tipinin sabahında bir bebeğin ağlama sesini duyan devriye ekibi, sahibi donmuş bir kağnı arabası ile karşılaşmıştır.
Devriye ekibi kağnıda üzerleri kardan etkilenmemesi için battaniye ile örtülmüş cephane ile cephanenin arasında kuru otlara yatırılmış bir bebek bulmuştur”.
…………….
“…. İnebolu’dan Çankırı’ya kadar cephe gerisindeki hizmetlerin yüzde doksanının kadınlar tarafından yapılmakta olduğunu görmekteyiz. Bu fedakâr kadınların arkasında emzikte çocukları olan mübarek analar da vardır.
Yavruları kucaklarında, kağnıları önlerinde, Ankara’ya cephane naklediyorlar. Allah bu millete yakında necat ve uzun müddet sulh ve saadet nasip edecektir”.
……………..
“Kafileye yaklaştıkça uzun sükûtu yırtan bir kadın sesi yahut bir çocuk feryadı yükseliyordu.
Biz soğuktan titrerken, tek yorganını da arabaya örten bir ninenin, çıplak ayaklarla karları çiğnediğini görünce, içimde takdirle karışık bir merhamet sızladı.
Arkasına sardığı peştamalı, içinde ara sıra hıçkıran bir çocuğun üzerine bile örtmeden, yorganını niçin arabaya serdiğini sormak istedim:
- ‘Üşümez misin sen nine? Bak çocuk donacak, yorganı örtsene’ diye işaret ettim. Bu sözü garip bir tarzda karşıladı.
Cevap beklediğimi anlayınca mukaddes bir şeye teveccüh eder gibi kağnıya doğru koştu, ‘Kar serpiyor, millet malıdır, nem kapmasın evladım’ dedi.
Ve yorganın uçlarını iyice serdi, kar sepeliyordu. O zaman anladım ki, cephaneleri ıslatmamak için bu fedakârlığı yapıyor; o vakit deminki merhametten utandım.
Aman Yarabbim! Fedakârlığını bildirmek bile istemiyor. Bu alicenaplık karşısında secde etmeyen ruh ve aşk olur mu”?
………………
Ezcümle: İşte bugün devleti ve milleti ayakta tutan bu ruh ve aşktır. Bu ruh, vefanın gereğidir.







