--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu Amentüsüzler Dünyanın Her Yerinde Aynı

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
2

İnsanlık tarihi, “amentü sahipleriyle” “amentüsüzlerin” mücadelesiyle doludur. Amentü sahipleri zaferden değil, seferle yükümlü olduklarını bilir ve inanırlar.

Amentüsüzlerin ise inanabilecekleri, dayanabilecekleri, kendilerine istikamet belirleyebilecekleri bir inançları olmadığı ve sadece midelerine, cüzdanlarına, imtiyazlarına, güçlü olmaya, kalmaya ve yaşamaya tapındıkları için hiçbir kutlu değerleri yoktur. Dolayısıyla amentü sahiplerinin inandıkları ebedi âleme de inanmamak için direnirler.

Amentü, ahiret ve dünya dengesini kurabilenlerin mihenk noktasıdır ve amentü ancak bedelini ödeyen insanlara nasip olan bir hâldir.

İhsan Fazlıoğlu’nun ifadesiyle; “Amentüsünün bedelini ödemeye hazır olmayan insanların imanı, kuru bir gürültüdür”.

İlim ehli, “amentünün basit bir mesele olmadığını” söyler. Amentü; hayat görüşümüzün ilkelerini belirleyen, iki dünyaya da anlam katan ilkelerin bütünüdür.

Amentüsüzlerin her fırsatta devlet-millet bütünlüğüne saldırmaları, yanlarına amentü soslu kimseleri almaları, milletimizin amentüsüne olan hazımsızlıkları sebebiyledir.

Bu meselenin daha iyi anlaşılması için Cahiliye döneminden bir örnek anlatılır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 40 inanmış amentü insanıyla tebliğe başladığı sırada, Mekke’de okuma yazma bilen insan sayısının on-onbeş kadar olduğu söylenir.

Bunlardan birisi de Ebû Cehil’dir. Ebû Cehil, devrinin güçlü kimselerindendir ve cehaletin önemli temsilcilerindendir.

Şimdi. Eğer Ebu Cehil İslam’ı seçseydi, iman etseydi, malıyla-mülküyle yine dönemin en güçlü Müslümanı olabilir miydi? Elbet olurdu.

Hatta Peygamberimizin yanında çok önemli vazifeler alabilir, gücüne güç katabilir, Efendimizden sonra devlet yönetimine bile geçebilirdi.

Ebu Cehil, “Kelime-i Şehadet” getirdiğinde, “Eşhedü” dediğinde, nasıl bir yükü yükleneceğini, yüklendiği yükü taşımanın ağırlığını ve nelerden vazgeçmesi gerektiğini bildiği için ısrarla ve inatla, amentüsüzlüğünü sürdürdü ve iman etmeme adına amentü sahipleriyle sürekli mücadele etti.

Anlaşılan o ki, cahiliye döneminden beri o cephede bir değişiklik yok ve olacak gibi de değil. Geçelim.

Amentü, istikameti belli olan insanların yol haritasıdır. Bu hususta Hz. Ali Efendimizden bir örnek aktaralım.

Hz. Ali efendimiz bir kaleyi kuşatır. Kale düştü düşecek vaziyettedir ama akşam namazının da vakti girmiş ve geçmek üzeredir.

Komutanlardan birine şu talimatı verir. “Askerin yarısı mücadeleye devam etsin, diğer yarısı da namazı eda etsin, vakit geçmesin”.

Komutan mukabele eder ve:

- “Efendim kale düştü düşecek. Biraz daha bekleyelim sonra eda ederiz” deyince, Hz. Ali efendimizin cevabı muhteşemdir:

- “Uğruna savaştığımız imani değerlerimizi ihmal ederek zafer kazanmanın ne anlamı var. Zafer için uğruna savaştığımız değerlerimizden vazgeçersek, o zafer hileli olur”.

Ezcümle:

Amentü sahipleri, Hz. Ali efendimizin istikameti üzere yürüdükleri müddetçe hiçbir güç, amentü insanlarını yolundan çeviremeyecektir.

Ancak Allah çevirebilir. Çevirirse de hayır vardır, çevirmese de. Biz Amentüye sadakatle yükümlüyüz.

 

Yorumlar

(2)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mustafa

7 Mayıs 2020 20:03

Allah subhanehu ve teala Müslümanları öze döndürdü, Farzı uygulattı resetledi, şimdi haremlik selamlık sünnetini uygulama zamanı. Allah subhanehu ve teala için herkez yerini bilsin. Ahzâb Sûresi / 35.Şüphesiz ki müslüman olan (Allah’ın emirlerine teslim olan) erkeklerle, müslüman kadınlar; iman eden erkeklerle iman eden kadınlar; itaat (ve ibadet)e devam eden erkeklerle itaat (ve ibadet)e devam eden kadınlar; doğru erkeklerle, doğru kadınlar; sabreden erkeklerle sabreden kadınlar; alçak gönüllü (ve saygılı) erkeklerle alçak gönüllü (ve saygılı) kadınlar; sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar; oruç tutan erkeklerle, oruç tutan kadınlar; mahrem yerlerini (haramdan) koruyan/hayalı erkeklerle mahrem yerlerini (ve görünümlerini haramdan) koruyan/iffetli kadınlar; Allah’ı çok anan* erkeklerle (Allah’ı çok) anan kadınlar (var ya, işte) Allah, onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır. Bu âyet-i kerîmede hayalı kadın ve erkekler tabiri geçmektedir. Bir toplumda erkek ve kadınların hayasız olmaları ve ırzlarını (namus, iffet, şeref ve vakarlarını) korumamaları, toplumda câhiliye (İslâm öncesi) belirtilerini gösteren hususlardır. Böyle bir toplum, ilim ve endüstride ilerlemiş de olsa İslâmî ve insânî seviye yönünden câhiliye toplumu durumundadır. Kadınlarının haya ve ırzlarını koruyan toplum, çok gelişmemiş bile olsa İslâm ve insanlık açısından medenî bir toplumdur. Nûr Sûresi / 59.Çocuklarınız bülûğ çağına ulaştıkları zaman, kendilerinden önceki (büyük)lerin izin istedikleri gibi, onlar da (yatak odasına girmek için) izin istesinler. Allah size âyetlerini bu şekilde açıklar. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Ahzâb Sûresi / 59.Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman, kendilerini baştan ayağa bolca örten, şeffaf olmayan) dış elbiselerini üzerlerine iyice giyinip örtsünler. Bu, onların (cariye veya hafifmeşrep değil, şerefli ve namuslu) bilinmelerine, (cinsel) taciz/sarkıntılık edilmemelerine daha elverişlidir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.5 İslâm öncesi (câhiliyyede) satılık köle/cariye kadınların vücutlarının çoğu çıplak bulunur, göz ve gönül doldurucu oluşuna göre fiyat biçilirdi. İslâm’ın gelişi ile bu durumun kalkmasına rağmen, toplum ahlâkını bozan çağdaşlık görünümü altında gönüllü cariyelerin, nikâhsız/metreslerin veya zevk, macera ve teşhir düşkünü kadınların ortaya çıkıp çoğalması iffetsiz erkeklere hoş gelse de, meydana gelen gayr-i meşrûluklar ve neticeleri hakiketen çok üzücüdür. 31 - Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz. Nur Sûresi 31

İlhan

7 Mayıs 2020 19:44

Laf ola beri gele. Saçmalama yarışı falan mı var Allah aşkına?

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle