Bu Amentüsüzler Dünyanın Her Yerinde Aynı
İnsanlık tarihi, “amentü sahipleriyle” “amentüsüzlerin” mücadelesiyle doludur. Amentü sahipleri zaferden değil, seferle yükümlü olduklarını bilir ve inanırlar.
Amentüsüzlerin ise inanabilecekleri, dayanabilecekleri, kendilerine istikamet belirleyebilecekleri bir inançları olmadığı ve sadece midelerine, cüzdanlarına, imtiyazlarına, güçlü olmaya, kalmaya ve yaşamaya tapındıkları için hiçbir kutlu değerleri yoktur. Dolayısıyla amentü sahiplerinin inandıkları ebedi âleme de inanmamak için direnirler.
Amentü, ahiret ve dünya dengesini kurabilenlerin mihenk noktasıdır ve amentü ancak bedelini ödeyen insanlara nasip olan bir hâldir.
İhsan Fazlıoğlu’nun ifadesiyle; “Amentüsünün bedelini ödemeye hazır olmayan insanların imanı, kuru bir gürültüdür”.
İlim ehli, “amentünün basit bir mesele olmadığını” söyler. Amentü; hayat görüşümüzün ilkelerini belirleyen, iki dünyaya da anlam katan ilkelerin bütünüdür.
Amentüsüzlerin her fırsatta devlet-millet bütünlüğüne saldırmaları, yanlarına amentü soslu kimseleri almaları, milletimizin amentüsüne olan hazımsızlıkları sebebiyledir.
•
Bu meselenin daha iyi anlaşılması için Cahiliye döneminden bir örnek anlatılır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 40 inanmış amentü insanıyla tebliğe başladığı sırada, Mekke’de okuma yazma bilen insan sayısının on-onbeş kadar olduğu söylenir.
Bunlardan birisi de Ebû Cehil’dir. Ebû Cehil, devrinin güçlü kimselerindendir ve cehaletin önemli temsilcilerindendir.
Şimdi. Eğer Ebu Cehil İslam’ı seçseydi, iman etseydi, malıyla-mülküyle yine dönemin en güçlü Müslümanı olabilir miydi? Elbet olurdu.
Hatta Peygamberimizin yanında çok önemli vazifeler alabilir, gücüne güç katabilir, Efendimizden sonra devlet yönetimine bile geçebilirdi.
Ebu Cehil, “Kelime-i Şehadet” getirdiğinde, “Eşhedü” dediğinde, nasıl bir yükü yükleneceğini, yüklendiği yükü taşımanın ağırlığını ve nelerden vazgeçmesi gerektiğini bildiği için ısrarla ve inatla, amentüsüzlüğünü sürdürdü ve iman etmeme adına amentü sahipleriyle sürekli mücadele etti.
Anlaşılan o ki, cahiliye döneminden beri o cephede bir değişiklik yok ve olacak gibi de değil. Geçelim.
•
Amentü, istikameti belli olan insanların yol haritasıdır. Bu hususta Hz. Ali Efendimizden bir örnek aktaralım.
Hz. Ali efendimiz bir kaleyi kuşatır. Kale düştü düşecek vaziyettedir ama akşam namazının da vakti girmiş ve geçmek üzeredir.
Komutanlardan birine şu talimatı verir. “Askerin yarısı mücadeleye devam etsin, diğer yarısı da namazı eda etsin, vakit geçmesin”.
Komutan mukabele eder ve:
- “Efendim kale düştü düşecek. Biraz daha bekleyelim sonra eda ederiz” deyince, Hz. Ali efendimizin cevabı muhteşemdir:
- “Uğruna savaştığımız imani değerlerimizi ihmal ederek zafer kazanmanın ne anlamı var. Zafer için uğruna savaştığımız değerlerimizden vazgeçersek, o zafer hileli olur”.
Ezcümle:
Amentü sahipleri, Hz. Ali efendimizin istikameti üzere yürüdükleri müddetçe hiçbir güç, amentü insanlarını yolundan çeviremeyecektir.
Ancak Allah çevirebilir. Çevirirse de hayır vardır, çevirmese de. Biz Amentüye sadakatle yükümlüyüz.







