--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu Evliliklere Keramet Değil Mucize Lazım!

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
18

Ülkece en çok ne konuşuyoruz? 

Evlilik, aşk konuşuyoruz… 

Erkek ve kadın arasındaki o tuhaf ve kaçınılmaz ilişkiyi konuşuyoruz. 

Diziler de, kitaplar da, dergiler de, şarkılar da başka şeylerin etrafında dönmüyor aslında . 

Ne konuşuyorsak altında, üstünde, arkasında muhakkak bu var.  

Beş çaylarında, altın günlerinde, kahvehanelerde, dost sohbetlerinde, sokaklarda, tavla masasında, okul sıralarında gündem bu. 

Neden başka ülkelerin yaptıkları dizilerde; siyaset, bilim, felsefe, tarih özne olarak var olabiliyor ama bizim yaptıklarımız siyaset, bilim, din, tarih ile ilgili görünüyor olsa da alttan alta hep aşk ve evlilik ile ilgili oluyor… 

Neden anneler kız ya da erkek çocuklarının kendileri için en verimli, en üretken olabilecek zamanlarını,evlilikle ilgili baskı yaparak zehir etmeyi bir görev ediniyorlar? 

Neden hayatının kalitesini artırmaya çalışan, hayallerinin peşinden koşan gençlere toplum öcü gözüyle bakarak, onları illa evlilik yükümlülüğünün altına sokmaya çalışıyor?    

Yirmili yaşlarda bir genç kız ya da delikanlı -bir sağlık sorunları yoksa- evlilikle iligili yoğun bir aile baskısı altındadırlar muhtemelen. 

“Senin kız hala evlenmedi mi?” sorusuyla tanınan elalem çetesi, gördükleri her yerde annenin başının etini yedikleri için, anne de kızına dünyayı dar eder. Erkek için durum pek farklı değildir. Anneler, ablalar her daim, savaşta ya da barışta, markette veya pazarda kız arar dururlar. Erkeğin baba evinde fazlaca kalışı, uzatılmış ve bitmesi beklenen bir misafirlik gibi algılanır. 

Evli olanlar çok huzurlu da, bekarlar da aynı huzurdan tatsın mı istenir acaba?  

Evliliğin, “aşk”ın bunca önemsenmesinin, herkeslere ısrarla tavsiye edilmesinin; her dizide başrol, her şarkıda nakarat olmasının belirgin bir nedeni var bence. 

O da, şu galiba… 

Evlilik ya da aşk, ataletten canı sıkılan insanlar için bireysel sorunlarından bir kaçış yolu olarak görülüyor. Veya kendini geliştirmeye kapalı bizimkisi gibi bir toplum için tek eğlence biçimi olarak…  Ama evlilik meselesinde tek belirleyici çevre baskısı değil. 

****

Genel olarak Türk gencinin hobileri yoktur. 

O, boş zamanının büyük kısmını sosyal medyada, televizyon başında, müzik dinleyerek, oyun oynayarak, alış veriş yaparak veya arkadaşlarıyla kafelerde boş muhabbetler çevirerek geçirir. Okumak, düşünmek, kendini geliştirmek, kafasını ve ruhunu zenginleştirmek gibi eğilimleri çok sınırlı olduğu için de, hep bir ruhsal boşluk/açlık içindedir. O boşluğu popüler kültür ürünleri ile doldurmaya çalışsa da olmaz. 

Bu ergence boşluğun diğer adı: Anlamsızlıktır… 

Anlamsızlık sarmalında kıvranan kız ya da erkek de aile ve çevre baskısı olmadan bir ilişki ihtiyacı içine girebilir, evlenmek isteyebilir. Hatta istekten öte buna muhtaç olduğunu düşünebilir. Çünkü genç, kendi başına mutsuzdur. Çünkü ne sosyal medyada öldürülen, ne de televizyon başında geçirilen yahut arkadaşlarla tüketilen zaman, kişisel anlam ihtiyacını karşılayabilecek doyuruculuktadır. Dolayısıyla genç içinde bulunduğu mutsuzluktan ancak bir başka mutsuzla hayatını birleştirerek kaçabileceğini düşünür.   

Bu yüzden kişiler anlamsızlık ihtiyacından kurtulmak için de evliliğe yahut bir ilişkiye sarılırlar.  

Tıpkı uçurumdan düşen bir insanın bulduğu ilk dala tutunması gibi… 

****

Evlilik kararı alındığında aileler mutlu olurlar. Nihayet o kutsal “evlilik” hedefine onların evlatları da erişecektir. Artık kutlu bir sorumluluk yüklenileceği için de bekarlığın somurtkan zamanları geride kalacaktır. Genç çift kaçınılmaz olarak mutlu olacaktır. Çevre, evlilikte keramet olduğuna inandığı için, müstakbel karı-koca da her şeyin harika gelişeceğinden, evlilik sihirli değneğinin onların saçma hayatlarını anlamlandıracağından kuşku duymazlar. Böylece kendilerini bekleyen acı sona doğru, konvoy halinde, davul zurna eşliğinde, halaylar çekerek, yılan dansları yaparak ilerlerler…

Fakat filmin sonu umdukları gibi gelişmez. 

Cicim ayları geçip, sohbetler azalıp, diziler sıkıcı hale gelip, sinemada eğlenceli film kalmadığında… Sadece vakit öldürmek için yapılan şeyler de tat vermez olunca veya sosyal medyada yaprak kımıldamağında sisler dağılır ve ufukta mutsuzluk adasının silüeti görülmeye başlanır. Taraflar tuhaf bir yanlışın içinde olduklarını hisseder ama ne olduğunu tam olarak dile dökemezler. 

Her şey nedense bir anda sıkıcılaşmaya başlamıştır! 

Mutsuzluktan kaçabilmek için birlikte gerçekleştirilen planlar da bir süre sonra yararsızlaşır. Bu sefer herkes kendi odasında, kendi telefonu veya kendi televizyonuyla bir başına mücadele etmek durumunda kalacaktır mutsuzlukla. Bu işleri daha da kötü hale getirecek ve çiftin arasına duvarlar örecektir. 

Eğer talih yaver gitmez ve bir bebek kopacak kıyameti sadece kısa bir süreliğine ertelemezse, mutsuzluk aileyi esir alacaktır.     

Herkes mutsuzluğa başka bir bahane üretecektir. O tatile gidilmediği, o araba alınmadığı, o eve taşınılmadığı, o özel gün hatırlanmadığı, o iltifat edilmediği veya bitmeyen iletişim kazaları nedeniyle mutlu olunamamış olacaktır. 

****

O ilişki veya evlilik yürümemiştir, taraflar mutsuz olmuşlardır çünkü onlar zaten geçmişte de mutlu değillerdir. ilk yanlış, evlilik esnasında değil, o gençlerin eğitimlerinin ta en başında, aile ocağında, anne baba eliyle, kültürün telkiniyle yapılmıştır. O gençler maalesef, başkasına muhtaç ve bağımlı yetiştirilmişlerdir. Mutlu olmamış, edilmişlerdir. Hayatta haz namına ne varsa hepsi önlerine hazır gelmiştir. 

Onları mutlu etmenin başkalarının görevi olduğuna inanmışlardır. 

Bu yüzden eşlerinden de kendilerini mutlu etmeyi bekleyerek geçer hayatları. Onlar eşlerinden, eşleri onlardan… 

Bu kişiler kendi kendilerine ürettikleri, onlara coşku veren bir uğraşa, anlama sahip değillerdir. 

Daha doğrusu böyle bir anlamı nasıl meydana getirecekleri konusunda en küçük bir fikirleri dahi yoktur. 

Kafaları da ruhları da, bir futbol topunun içi kadar boştur. 

Fakat evlilik veya ilişki, kendisinde bir keramet olmadığını, onlara, hem de kafalarına vura vura anlatacaktır. Mutsuzluk uçurumundan düşmemek için birine tutunmanın yanlışlığını, o tutunmanın, tutunan kişiyi de aşağı çekeceğini gösterecektir onlara. Çünkü iki boş kafa ve hayatın yaptığı evlilikten mutluluk çıkması için, keramete değil mucizeye ihtiyaç olacaktır ve mucizeler de geçmişte kalmıştır. 

Kendi kendine mutlu olamayan, hayatının kendi başına bir kalitesi, zenginliği, doyuruculuğu olmayan bir kimsenin, mutlu olması ya da bir başkasını mutlu etmesi asla mümkün değildir. Mutlu olmak için başkasına ihtiyaç duyan, asla mutlu olamaz. Kimse kimseyi sonsuza dek mutlu edemez. Birey olmayı becerememiş insanların ailelerinden, toplum baskısından veya kendi yalnızlıklarından kaçmak için yuva kurmalarının sonu kaçınılmaz olarak hüsrandır. 

Bana göre bugün aile ile ilgili büyük krizin nedenlerinden biri bu mutsuz insan profilidir. 

Aileler mutsuz çocuklarına evlilik telkininde bulunurken bu olguyu dikkate almalı. 

Gençler de evliliği bir kaçış olarak görmekten uzak durmalı. Gençler kendi zihinsel, duygusal ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanacak şekilde eğitilmeli ve ancak ondan sonra evliliğe adım atmalı. Çünkü sağlam bir aile için en az iki, sağlıklı, olgun, mantıklı ve kendi kendine yeten insana ihtiyaç var.    

Yorumlar

(18)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

insan bizatihi mucizedir

23 Ocak 2020 11:57

evlilikte keramet vardır elbet, yeterki sen kerameti görecek vasıfda ol. Hem çalıştım hem okudum, üniverste son sınıfdayken ortaokul mezunu bir hanımkızla evlendim, 2 çocuğum oldu. evlilikte kerameti görmek için lazım olan: saygı, tevazu, kanaatkarlık, hedef. Türkiyede yaşamıyorum.

Yaşlı Doçent

22 Ocak 2020 11:48

Sayın Cumhurbaşkanımız; emeklilik hakkını elde etmiş olan yaşlı Doçentleri, Profesörlüğe başvurmak için gerekli olan 5 yıllık bekleme süresinden muaf tutmanızı saygılarımızla istirham ediyoruz.

Talha saygin

22 Ocak 2020 04:02

Dile getirilen problemlerin erken yaşta evlilikle hiçbir alakasının olduğunu zannetmiyorum sayın yazar bey. Bununla elbette ki çocuk yaşlarda evliliği kastetmiyorum. Yazıda dile getirilen sıkıntı ve problemler 40! li 50! li yaşlarda evlenildiginde sanki hiç olmayacak mi? Aksine daha fazla olur. Kadının özellikle de ailedeki rolü göz ardı edildiğinde bu tür yazılar kolaylıkla kaleme dokulebiliyor. Bir bayan 3 çocuğunu en iyi bir şekilde topluma kazandirirsa bundan öte kazanım mi olur. Aksi halde kadına erkek sorumluluğunu yuklerseniz bu hem kadının harab edilmesi hem de sağlıklı bireylerin yetisememesine neden olacaktır. Dolayısıyla bir bayanın topluma katkısı erkeginden çok daha fazladır. Ayrıca evlilik ile ilim eğitim araştırma son bulmaz ki yerine göre artan bir ivmeyle devam eder. Ayrıca en verimli yaşlar neden 40 li 50 li yaşlar değil de 20 li 30 lu yaşlar olsun ki. Ne dersiniz 40 50 den sonra mi evlenip yuva kuralim

Refıgül Baltacı

22 Ocak 2020 00:03

Sayın Alı Osman bey Kesınlıkle her cümlenıze katılıyorum EVE ANNELER BABALAR LÜTFEN ELLERINIZI GENCLERIN VERECEĞI KARARDAN YAPACAKLARI EVLILIKLERDEN ÇEKIN !!!!!!! Karışmayın Dokunmayın ALLAH AŞKINA BÖYLE BIR YAZIYI KALEME ALDIĞINIZ IÇIN TEŞEKKÜRLER SAYIN YAZARIMIZ SELAM VE DUA ILE

Kolombiyalı Ahmed

21 Ocak 2020 23:11

Ali Abi gençler ilk orta lise lisans yüksek lisans doktora vs yapsınlar, 30-35 yaşlarında evlensinler, hanım adam ayrı ayrı çalışsın, 1 veya 2 çocuğu zor edinip, onu da dadıya emanet etsinler, ondan sonra inançlı aileden neden ateist, materyalist, bencil gençler yetişiyor ?? geç baba bu işleri, elbette evlenmek için evlenmek, içinde "aşk" olmayan evlilikten hayır gelmez, ancak bu "yetişme" işinin ucu bucağı yok, o dediğiniz genç kesim olsa olsa toplumda % 5 i geçmez gerçek manada, çoğusu afedersin kitap okumuş eşek kabilindeler, problem mahalle baskısında değil, sap ile samanın birbirine karışmasıdır, baba siz yol verin hanımlara iş sahasında çalışsınlar, çalışsınlar, sonra bu ablalar evlenip yuva kuracak diye medet umun, daha çok beklersiniz. aile kurumu çökmek üzeredir, bu bozuk düzende erkekliği elinden alınan, fino köpeği olmayı reddeden, deyyusluğu reddeden erkekler evlilik denen topun altına girmezler, alın size adım adım çöküş.

İsmail ÖZ

21 Ocak 2020 20:14

Muhterem hocam, öyle kilit noktalara değinmişsiniz ki, söylediklerinize harfi harfine katılıyorum, ancak mucizeler geçmişte kaldı kısmı,bence eksik anlam taşıyor. Peygamber efendimizi rüyasında görüp, rüya vesilesiyle hayatına bambaşka şekil veren kişilerde var diye düşünüyorum.. Bir de hocam, harfi harfine katılıyorum ama eğer toplumumuzun büyük çoğunluğu bu durumda ise, aile müessesesi sular seller gibi çöküntüler yaşıyorsa, çözüm öneriniz nedir? Analiz harika, ban göre olağanüstü. Yanlız çözüm ne? Yıllar yıllar önce ailelerin ve çevrenin yöneltmesiyle bomboş olmuş insana ve topluma, bu yaştan sonra getireceğiniz somut ve yapılabilir öneriniz nedir? Teşekkürler hocam

Zeki ASLAN

21 Ocak 2020 17:08

Korkusuz rumuzlu okur, özetlemiş: "Muslumanligi yasayamadigimizdan evlilikler catirdiyor." Evet, müsmanlık, Allah'ın istediği gibi yaşansa, keramet sahibi olunur. Bu da kişye yeter. Keramet de mucizenin benzeridir. Çünkü o da Allah'ın yardımıyla vücuda gelir.

turgut ertav

21 Ocak 2020 16:14

Evlilikte keramet vardır dediler,ocağıma incir ağacı diktiler.Başıma böyle keramet olacağı bilseydim, hiç evlenmezdim.

Korkusuz

21 Ocak 2020 14:49

Muslumanligi yasayamadigimizdan evlilikler catirdiyor.

Emine

21 Ocak 2020 14:17

Sayın yazar kesinlikle katılıyorum insanlar sorumluluk sahibi olmadan sihirli bir değnek olarak evlilik yapıyor sonra da bir yığın sorunu çözmek için uğraşıyor.Gerci tersi de doğru evlilikten kaçıyor bu da sorun çünkü fıtrata aykırı ne yapmalı sorumluluk sahibi olmadan olmaz çalışmalı çalışmalı .....vs.

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle