• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI
05 Ekim 2019

Akademisyenler anneleri ziyaret etsin, göreve başlasın!

Zaman zaman kulağımıza hoş gelen teklifler yapılır.

Şu konuda, bu konuda..

“Bir toplumsal uzlaşmaya imza atılmalı. Siz de buna katkı sunun” denilir.

Hangi konuda olursa olsun, tabii ki uzlaşmadan yana olmamız gerekir. Sulhden yana olmamız gerekir.

Kavgadan uzak durmamız gerekir.

“Sen dedin, ben dedim” kısır çekişmesini terk etmemiz gerekir.

Ama bunu yaparken de, dürüstlüğü asla elden bırakmamamız gerekir..

Gazetelerde, internet sitelerinde, televizyonlar haberler..

“Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza atanlar hakkında, Anayasa Mahkemesi karar verdi, ‘Suç yok’ dedi. O halde, akademisyenler görevlerine de dönmeliler..”

Anayasa Mahkemesi kararı gereği, cezaevinde olan tek tük birkaç kişi salıverildi.

Yargılamaları sürenler beraat ettirildi, ettirilmeye devam ediyor..

Ama..

“Bu bildiriye imza atanlar hapise konulmamalı” kararı başka bir şey..

 Anayasa Mahkemesi’nin bu yönde verdiği karar sonrasında, “İdare mahkemeleri de, akademisyenleri göreve iade etmeli” demek başka..

Henüz, Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda verdiği bir karar yok.

Evet, “Hapse girmeleri gerekmez” denildi..

Ancak, “Görevden atılmaları doğru değil, tekrar görevlerine başlatılmalılar” şeklinde bir karar, henüz verilmedi..

Önce bu yöndeki algıyı düzeltelim ve sanki Anayasa Mahkemesi kararı, akademisyenlerin görevlerine iadesini de kapsıyormuş gibi algı oluşturulmasının yanlışlığını tespit edelim.

Bu konunun henüz yargısal sürecinin tamamlanmadığını, çoğunun idare mahkemelerinde görülmekte olduğunu, sonrasında Danıştay’a gideceğini, ondan sonra da Anayasa Mahkemesi’ne gitme ihtimali bulunduğunu hatırlatıp, devam edelim:

“Anayasa Mahkemesi, zaten bir oy farkla ‘Hapis cezası gerekmez’ kararı verdi. Ama görevden atma konusunda, aynı yönde karar vermesi mümkün değil.. Çünkü hapis cezası, memuriyetten çıkarmadan çok daha ağır bir karar.. Hapis cezasını bile kıl payı gereksiz gören mahkemenin, memuriyetten çıkarma konusunda akademisyenlerden yana karar vermesi, pek muhtemel değil.”

  Bakmayın siz, PKK seven medyanın yazdıklarına, çizdiklerine..

Çokça tartışıldı ama..

Anayasa Mahkemesi bile, şu an için akademisyenler bildirisinde sorun olduğunu kabul etti, sadece hapis cezasını aşırı buldu..

Şimdi gelelim teklifimize..

Akademisyenler, “barıştan yana imza”da ısrarcı iseler.

Bu imzayı, hapis cezası verilirken iddia edildiği gibi, “PKK’ya destek amacı ile imzalamamış” iseler..

Anayasa Mahkemesi’ndeki kendilerinden yana oy kullanan üyeleri de mahcup etmemek istiyorlarsa..

Bir adım atmalılar..

Bir adım atmalılar ve ondan sonra, “Bizi görevlerimize döndürün” demeliler..

Nedir o adım?

Başkaları, başka adımlar da önerebilir.

Ama benim teklifim, aktüel olan bir konuda, daha önce imza attıkları bildiri ile de ters düşmeyecek bir hareket..

Çocukları PKK’ya kaçırılan annelerin, HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki eylemlerine gidip, onlara destek vermek..

Ters bir teklif yaptığımı sanmayın..

PKK’lılara, “PKK’yı kınayın” teklifinde bulunuyormuşum gibi algılamayın..

Anayasa Mahkemesi diyor ya..

“Hazırlanmasında veya imzalanmasında güdülen diğer amaçlar ne olursa olsun ve hangi dil ve üslup kullanılırsa kullanılsın nihai olarak bildiride o tarihlerde sürmekte olan çatışmaların sona erdirilmesi talebinin baskın olduğu değerlendirilmiştir.”

Aynı kararda yine deniliyor ya:

Dolayısıyla bildirinin örgütün başa çıkılması imkânsız bir güç olduğu ve amacına ulaşabileceği kanaatini toplum üzerinde oluşturmak, örgütün terör eylemlerine karşı olan kişi ve kuruluşları ortadan kaldırmak, sindirmek, halkın örgüte aktif desteğini sağlamak amacıyla ilan edildiği kanaatine ulaşılmamıştır.”

Öyle ise, buyrun Diyarbakırlı anneleri ziyarete..

Yapın ziyaretlerinizi..

Öpün annelerin ellerini..

Sonra dönün üniversitelerdeki görevlerinize..

Tekrar başlayın, gençleri eğitmeye..

Tabii biz böyle yazıyoruz diye, akademisyenler, Diyarbakır’daki anneleri ziyaret eder etmez, görevlerine dönecek değiller..

Bir ayrıntıyı da atlamayalım..

“Uzlaşma” dedik ya..

Akademisyenler bir adım atacak..

Diyarbakır’daki anneleri ziyaret edecekler.

Devlet de bir adım atacak..

Anayasa Mahkemesi kararı sonrasında, özellikle de Diyarbakır’daki anneleri ziyaret etmeleri sonrasında, bu akademisyenlerin “gerçekten samimi şekilde barış istedikleri kanaatine ulaşıldığı” tespitini yapacak..

Ardından da görevlerine iade edecek..

Çok mu zor?

Çok mu imkansız?

Mağdur olduklarını iddia eden akademisyenler için de.

“Devlete karşı teröristleri savunuyorlar” diyen resmi otorite için de.

Çok kolay gerçekleştirilecek adımlar bunlar..

Ama, “Barış istiyoruz, barış. Barış istiyoruz diye cezalandırıldık” diyen akademisyenler..

Şimdilik kötü bir söz söylemek istemiyorum.

“Biz şu kişiyi veya bu kişiyi ziyaret etmeye mecbur muyuz? Biz köle miyiz” derlerse..

O zaman da, bu kişilerin açmış oldukları idare mahkemelerindeki davalarda, patır patır verilir kararlar: “Devlet, teröristler sıkışınca barış isteyip, anneler teröristlerden çocukların isteyince, ‘Biz köle miyiz’ diyen akademisyenleri çalıştırmak zorunda değildir” kararını verir..

Olay kapanır..

Devletin kölesi değilsiniz.

Eyvallah.

Ama, PKK’nın da kölesi olmayınız..

PKK’nın kölesi olmayı gönüllü olarak üstlenip, PKK’ya kaçırılan çocukların evlerine geri dönmesi ve böylece “barış”a küçük bir katkı sunma sözkonusu olunca, “Biz devletin kölesi değiliz” derseniz..

Devlet de size, “Sizin köleniz değiliz, beyler..” der..

Devlet de size, “Sizi çalıştırmak zorunda mıyız?” der..

Bu vesile ile..

Sırrı Süreyya Önder’e de aynı teklifi yapıyorum.

Anayasa Mahkemesi kararı ile dün tahliye olan HDP eski milletvekili Önder, gerçekten tahliye olmayı hakettiğine inanıyorsa..

Mahkemede yaptığı savunmadaki gibi, “Biz dün de barış istedik. Bugün de barış istiyoruz. Yarın da barış isteyeceğiz” sözlerinde samimi ise..

Buyursun, Diyarbakır’daki anneleri ziyaret etsin..

Anayasa Mahkemesi’nin kendisi için verdiği kararla yaraladığı kamu vicdanını onarsın..

Biz de inanalım kendisine; “Gerçekten barış istiyormuş” diye..

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Tufan

Sen namlu zoruyla askere kaçırilan yoksul fakir sefil leri yaz .rejim bu trollerin beynine simdilik hdp yi KÜrt siyasi iradesini montelemis bunların sucu yok yani gazeteci değil siniz öngörü analiz sorgu yok rejim başı düdük çalyor hücum ediyorlar. Dur diyor duruyorlar rejim başı 23 haziran istanbul secimi icin apo dan meded umdu siz havuzcularda n çit çıkmadı suspus apoya duduk çalcak havuzcular hücum komiksiniz omurgalı olsaydınız be gazetecilik şerefli namuslu işidir ama siz havuzcular şerefsiz namusuzluga cevirdiniz
  • Yanıtla

Öz Vanlı

Bilim adamı dediğimiz sözüm ona akademisyenler devletini bilim ve teknolojide en ileri ülkeler seviyesine çıkaracak icatlar bulmalı teknolojiler geliştirmeli. Devlet, üniversitelerin personel yapılanmasını en ince detayına kadar araştırıp güncellemelidir. Bugün bir öğretmenin dört beş katı maaş alan akademisyenin bu ülkeye zerre miskal faydası olmuş mu buna bakmalı.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23