Kötü geçen çocukluk günlerinin insanları nasıl derinden etkilediğinin bir yeni bulgusu da “kanser tehlikesi”ne çıktı.
ABD'de yapılan araştırmaya göre, duygusal, fiziksel veya cinsel yönden kötü muameleye maruz kalan çocukların, erişkin olduklarında akciğer kanserine yakalanma riski artıyor.
Çocuklukta kötü deneyimler yaşayan 17 bin 337 yetişkinin sağlık bilgileri, bunların normal bir çocukluk yaşayan insanlara nisbetle 3 kat daha fazla kanser riski altında olduğunu gösterdi. Bu insanlar özellikle akciğer kanseri tehdidi altına giriyor.
"BMC Public Health" dergisinde konu olan ABD’de yapılan araştırma, aile içindeki şiddete ve boşanmaya şahit olan, ebeveynlerinde ruhsal bir hastalık bulunan, anne ya da babası hapse girmiş veya uyuşturucu bağımlısı olan çocukların uzun vadedeki sağlık sorunlarını inceledi.
Araştırma, çocuklukta stres ve travmaya yol açan durumlarla karşılaşmakla, 14 yaşından sonra sigara içme ihtimali arasında önemli bir bağlantı olduğunu gösterdi. Bu bağlantı, bilim adamlarını akciğer kanseri riskini araştırmaya yöneltti.
Sonuç hiç de istenmeyen ölçüde kötü çıktı. Çocuk sigaraya alışıyor ve ölümcül sağlık tehditleri yaşıyordu.
Anne baba kavgası çocuğu dışarıya açık hale getiriyor
Anne-baba çocuk için hayattaki iki temel güven unsuru. Birbirlerine karşı ses yükselmesi, kötü kelimelerin seçilmesi ve başka bazı davranışlar, çocukta birbirlerini, dolayısıyla onu sevmediklerini düşündürüyor.
Öfke patlamaları, şiddet kullanılması gibi durumlarda ebeveynlerinin, anne-baba dışında ‘başka bir şeye’ dönüştüklerini görüyorlar. Öfkenin kendilerine yönelmesinden korkuyorlar. Onlara karşı duydukları güven duygusu sarsılıyor.
Arada sırada meydana gelen küçük tartışmalar çocuğu incitmez. Çocuk, karşılıklı fikir alışverişini bu şekilde öğrenebilir, çocuğa farklı görüşlere saygı duymayı öğretmek için de iyi bir fırsat olur.
Erkek çocukları bu ortamda daha saldırgan ve öfkeli davranırlarken, kızlar içlerine atıp daha duygusal tepkiler verebiliyor.
9-10’lu yaşlarda çocukta suçlu arayışı başlıyor. Yani taraf belirlemeye başlıyor.
Ergenlik çok daha sıkıntılı. Zaten dışarıya yönelmeye ve arkadaş ilişkilerinin önemi artmaya başlar. Bu süreçte aile içi kavgalar ergenleri iyice uzaklaştırabiliyor.
Evdeki huzursuz ortamdan etkilenen çocuklar tırnak yeme, yalan söylemek, uyku bozukluğu, idrar kaçırma ve saldırganlık gibi belirtiler gösterebiliyor. Bazıları her şeyi kavgayla ve sınır zorlamayla halletmeye çalışıyor.
Şımartmak da tehlikeli
Uzmanlar, anne-babanın karşılık beklemeden çocuğa sürekli bir şeyler vermesinin, çocuğun gelecek hayatıyla ilgili ciddi problemler yaşamasına sebep olabileceğini vurguluyor. Çocuk, 'aşırı derecede alma' ile bencilleşebilir. Hep alarak yetişen bir çocuk, "Her zaman hak ettiğim her şeyi almak için fazla çalışıp çabalamaya, yeteneklerimi geliştirmeme gerek yok" gibi bir algı geliştirebilir.
Anne-baba tabii ki fedakârlık yapacak. Fakat karşılıksız olarak değil, çocuğa karşılıklı kazanımları olacağı bilincini vererek yapılmalı. Mesela "Bugün çok fazla ödevin olduğu için yatağını ben topluyorum, sen de ödevlerini güzel bir şekilde yapmalısın" demek gibi.
Sevginin, ilginin, maddi imkanların sınırsız ve şartsız bir şekilde verilmesinin, çocuğun dış dünya ile ilişkisini doğrudan etkileyebiliyor.
"BENİM OLMADI, BEBEMİN OLSUN" ZİHNİYETİ
Özellikle kendi çocukluğunu yaşayamamış, çabalamak zorunda kalmış bir anne-baba, çocuğuna hep vererek, aslında kendi çocukluğundaki yoksunluklarını gidermeye çalışabilir.
Yani ebeveyn kendi çocukluğunda sahip olamadıklarını çocuğuna fazlasıyla sağlayarak bilinçaltına itilmiş duygularını tatmin edebiliyor. Kendi giyemediklerini fazlasıyla çocuğuna alıyor ya da çocukluğunda çalışmak zorunda kaldıysa kendi çocuğuna bunu yaşatmamak için onun her işini kendisi halletmeye çalışıyor.
Bu tutum, çocuğu zamanla çevresindeki insanlarla ilişkisinde hep ilgi bekleyen, ne yaparsa yapsın kabul edilmek isteyen biri haline getirebilir. Böyle bir çocuk veya yetişkin, durumunu fark edip, kendi çabasıyla veya tedavi ile kişisel senaryosunu değiştirmezse kendisini hayattan hep alacaklı hisseder. Çevresinin ona borcu hiç bitmez gibi gelir.
İnisiyatifi yeterince gelişmeyeceği için, daha fazlasını isterken, daha azını yapar.