İlacı var, fakat kesin tedavisi yok!
Romatoid artrit otoimmün kaynaklı kronik, iltihabi bir hastalıktır. Otoimmun hastalıkların tamamı bağışıklık sistemi hastalığıdır. Bağışıklık sisteminin aşırı duyarlanması sonucu vücudun kendi dokularını harap etmesiyle ortaya çıkar. Esas olarak eklemlerde kendini göstererek ağrı, önce ödem sonra sertliğe yol açar.
Sebebi bilinmemektedir. Ancak bilim adamları genetik hastalık olduğuna inanırlar. Ek olarak enfeksiyonlar ve sigara, stres ve benzeri çevresel etkenler bulunmaktadır.
Romatoid artrit kadınlarda erkeklere oranla 3 kat daha fazla görülüyor. 35-55 yaş aralığında başlar ancak daha erken de ortaya çıkabilir.
Belirtileri
Romatoid artrit eklemlerin esas olarak kıkırdak zarında olmak üzere eklem ve etrafındaki dokularda iltihap oluşturur. Başlangıçta kol ve bacaklardaki küçük eklem yerlerinde; el bilekleri ve parmak eklemlerinde başlar. Eklemde şişme, ağrı, uyuşukluk ve sıcaklık hissi oluşur. Hastalarda hareketleri kısıtlayan sabah sertliği sık görülür, bu sertlik gün içinde giderek azalır.
Eklemlerle ilişkili olmayan diğer belirtiler de olabilir, mesela güçsüzlük, genel huzursuzluk hissi, yorgunluk, ateş gibi.. Ayrıca tendonların üzerinde ve yüksek gerilim olan yerlerde ağrısız sert yumrular belirir.
Tedavisi
Romatoid artrit için erken tanı ve tedavi çok önemlidir çünkü böylece hastalık kontrolü, semptomların azalması ve her şeyden önemlisi ilerlemesini yavaşlatma sağlanabilir.
Romatoid artrit doktoru, romatologdur.
Aklınızda olsun, ilaçlar kısmen iyileştirse ve hastalığın ilerlemesini önleseler de romatoid artriti tamamen tedavi eden bir ilaç yoktur!
Bakın neden, nasıl oluyor?
Hatırlarsınız baştan "Otoimmun hastalıkların tamamı bağışıklık sistemi hastalığıdır. Bağışıklık sisteminin aşırı duyarlanması sonucu vücudun kendi dokularını harap etmesiyle ortaya çıkar." demiştik.
"Aşırı duyarlanma" nasıl oluyor?
Biliyor musunuz çoğu modern hayatımızın getirdiği yükler..
Yediğimiz gıdalarla, soluduğumuz hava ile veya cildimize temas eden maddeler yoluyla birçok zararlı unsur vücudumuza giriyor.
Laboratuvar ürünü bir sürü yapay gübre, zirai ilaç, toksinler ve katkı maddeleri ile kuşatılmış bir durumdayız.
Yine bakteriler, virüsler, mantarlar da gerek ağız yoluyla gerekse solunum yoluyla vücuda girebiliyor.
Bedenimizin en önemli giriş kapılarından olan derimizden ve mukozadan da birçok madde de vücuda girmekte. Şehrin kirli havasındaki partikülleri soluyoruz.
Hanımlar güzelleşmek uğruna kozmetik ürünlerin içindeki sayısız yararlı yararsız kimyasallara bulanmakta; sürüp sürünmekte!
Vücuda giren bütün maddeler bağışıklık sistemimiz tarafından anında belirleniyor. İyisi kötüsü ayrılıp, ayıklanıyor ve ardından zararlı olanları yok etme savaşına girişiyor.
İşte "aşırı duyarlanma" dediğimiz durum bu! Bağışıklık sistemimiz bedeni korumak için haddinden fazla yorgun düşüyor.
Bu yorgunlukta zaman zaman "iyiyi-kötüyü" ayıredemez hale gelebiliyor.
Kötü diye iyiyi de yok etme çabasına girişebiliyor.!
Yani beden savunmamız artık kendi kendini vurur, kendisiyle savaşır duruma düşüyor.
ONUN İÇİN DİKKAT
Beslenme yanlışları,
Basit şeker ve rafine karbonhidrat tüketiminin artması,
Glüten ve lektin içeren gıdalar,
D vitamin eksikliği,
Omega-3 azalması,
Katkı maddeli ve aroma ile tatlandırılan suni gıdalar,
Kimyasal gübreler
Genetiği değiştirilmiş olan tarım ürünleri,
Ağır metaller,
Hormon kullanılan ve suni yemle beslenen hayvanlardan elde edilen ürünler,
Gereksiz yere yapılan aşılar tehlikedir..