Nur Serter’in gözlerindeki kini unutamadılar!
28 Şubat postmodern darbesinin antidemokratik uygulamalarıyla pek çok hayat alt üst oldu. En büyük darbeyi alanlar da hiç kuşkusuz, en temel haklardan biri olan eğitim hakkı ellerinden alınan başörtülü üniversite öğrencileriydi. Bir nesli adeta kayıp hale getiren o karanlık günler en büyük darbeyi ise kurduğu ikna odalarıyla vurdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü öğrencisi Fahriye Karaaslan, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencisi Kadriye Alev ve Edebiyat Fakültesi Dokümantasyon ve Enformasyon Anabilim Dalı öğrencisi Nevin Öner Karakuş, ikna odası mağdurlarından yalnızca birkaçı. Bu üç isim, ikna odalarında maruz kaldıkları psikolojik harbin detaylarını Yeni Şafak’a anlattı. Bakırköy İHL mezunu olan ve 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü kazanan Fahriye Karaaslan, “1997 de başlayan başörtüsü yasağı alınan tepkiler sonucunda biraz durulmuştu. Bu anlamsız yasağın kalkacağını ümit ederek okul kaydına gittik.O sene farklı bir uygulama yapmışlar, yeni kayıtlar Avcılar Kampüsü’nde, diğer kayıtlar Beyazıt'taki Eczacılık Fakültesi bahçesinde yapıldı.Tabiki amaç, yeni gelen öğrencilerle diğer öğrencilerin birbirine destek vermesini önlemekti. Bu psikolojik yıpratmanın ilk aşamasıydı. İkinci aşaması; sonradan adına "ikna odaları" denen yerlerde verilen telkinler, telkinlerin işe yaramadığını fark ettiklerinde ise "tehditler" oldu. Kampüsün etrafında velilerimizle gergin bir bekleyiş içerisindeydik. İlk olarak bizlere sırayla kampüs kapısından girmemiz ve velilerin dışarda kalması söylendi. Kampüs içine girdiğimizde bir binanın giriş katına yönlendirildik. Kayıt yapan memurların masaları vardı. Görevliler başörtülü olanların ayrı bir sıra olmasını söyledi. Diğer öğrenciler gibi kayıt bölümüne geçerken bizleri yan tarafta, gelişigüzel paravanla çevrilmiş bir odaya sırayla aldılar. Uzun bir sıra vardı. Ben ve kardeşim sıranın ortalarına geçtik. Maksadımız ilk çıkan öğrencilerden içerde olup bitenleri öğrenmekti. Çıkan öğrencilerden bazıları ağlamaktan konuşamıyordu.Kimisi belli ki başörtüsünü açmış, başörtüsünü düzelterek çıkıyordu. Onların bu halini gördükçe gerginliğimiz, korkularımız iyice artıyordu. Bir öğrenci: “Başlarımızı odada açmamızı istiyorlar, kamera kaydı alıyorlar, başımızı açmadan ve imza atmadan kayıt yapmıyorlar” dedi. Ne yapabiliriz diye birkaç arkadaş düşünmeye başladık.Son çare, onlara okulda açağımıza söz verelim, belki kayıt yaparlar dedik. Niyetimiz sonrasında okulda açmak değil, kayıt olabilirsek en azından ilerde aftan yararlanabilmekti.3 kişi içeri girdik. Bizim girdiğimiz odada iki bayan vardı. Biri 55-60 yaşlarında sonradan hoca olduğunu öğrendiğimiz bir kadın Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden geldiği belirtilen bir psikolog vardı. Zaten okulun bahçesinde başta bu dernek olmak üzere birkaç dernek ve vakfın standları yer alıyordu. Başımızı açmamız karşılığında bu derneklerden burs alabilmemiz için yardımcı olacaklarını söylemişlerdi. Bizimle genelde hoca olan kişi konuşuyordu.