• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Filistinlileri katledenlere tek bir dava yok! ‘Organize Yahudi terörü’

Yeniakit Publisher
Cem Kaya Giriş Tarihi:
Filistinlileri katledenlere tek bir dava yok! ‘Organize Yahudi terörü’

İşgal altındaki Batı Şeria’da 2020 yılından bu yana katledilen 1100'ü aşkın Filistinli için tek bir dava dahi açılmadığı ortaya çıktı. İsrail’in eski üst düzey yetkilileri dahi yaşanan vahşeti organize terör olarak nitelendirerek uluslararası mekanizmaları göreve çağırdı.

Guardian’ın hukuk verileri ve kamu kayıtları üzerinde gerçekleştirdiği analiz, İsrail’in bu on yılın başından itibaren işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinli sivilleri öldüren kendi vatandaşları hakkında herhangi bir kovuşturma yürütmediğini; bunun da süreklilik arz eden bir şiddet kampanyasına fiilî bir cezasızlık zemini sağladığını ortaya koymaktadır.

Söz konusu saldırılar, eski başbakan Ehud Olmert’i, polis ile ordunun suç ortaklığı ve zaman zaman doğrudan iştirakiyle sürdürülen devlet destekli yerleşimci şiddetinden “Filistinlileri ve bizi [İsraillileri]” korumak amacıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) müdahalesini talep etmeye sevk etmiştir.


 

Olmert, Guardian’a gönderdiği yazılı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştır:

“Yalnızca sessiz kalmamaya değil, aynı zamanda Lahey’deki UCM’nin dikkatini bu meseleye çekerek yaptırım tedbirleri almasını ve tutuklama emirleri çıkarmasını sağlamaya karar verdim.”

Eski İsrailli güvenlik komutanları da Filistinlilere yönelik “neredeyse her gün” meydana gelen saldırıların durdurulması için acil tedbir alınması çağrısında bulunmuştur. Ülkenin mevcut askerî komutanına hitaben kaleme aldıkları açık mektupta, “Yahudi terörizmi” ile mücadele edilmemesinin varoluşsal bir tehdit teşkil ettiği uyarısında bulunmuşlardır.

Bu ay içerisinde, İsrailli yerleşimciler ile polis güçleri işgal altındaki Batı Şeria’da 10 Filistinli sivili öldürmüştür. Öldürülenler arasında, Ramazan alışverişinden dönen beş ve yedi yaşlarındaki iki erkek çocuk ile anne ve babaları da bulunmaktadır; ailenin tüm fertlerinin başlarından vurularak öldürüldüğü belirtilmektedir.


 

Söz konusu mektupta şu ifadelere yer verilmiştir:

Cezasızlık zırhı ile korunan vahşet

 “Artık bir avuç kanun tanımaz holigandan söz etmiyoruz. Karşımızda, zaman zaman üniforma taşıyan kişilerin de dahil olduğu; masum insanlara ateş açan, sivillerin mallarını ve evlerini yakan organize bir faaliyet bulunmaktadır.”

Daha önce kamuoyuna yansımamış olan bu mektubun imzacıları arasında, biri aynı zamanda savunma bakanlığı da yapmış iki eski İsrail ordusu komutanı, Mossad ve Şin Bet’in beş eski başkanı ile dört eski emniyet genel müdürü yer almaktadır.

Hukukun işletilmesi çağrısında bulunan bu isimler, geçmiş askerî başarıları İsrail silahlı kuvvetlerinin “ahlakî gücü” ile ilişkilendirmiş ve bunun gelecekteki askerî başarılar açısından da hayati önem taşıdığını belirtmişlerdir. Mektupta, “Bu olmaksızın var olma hakkımız yoktur” denilmektedir.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2020 yılından bu yana işgal altındaki Batı Şeria’da İsrailli askerler ve yerleşimciler tarafından en az 1.100 Filistinli sivil öldürülmüştür; bunların en az dörtte biri çocuktur. Bu ölümlerle ilgili olarak ise hiç kimse hakkında suç isnadında bulunulmamıştır.

Kamu kayıtları ile hukuk hakları kuruluşu Yesh Din’in verilerine göre, işgal altındaki Batı Şeria’da İsrail güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen ve iddianame düzenlenmesiyle sonuçlanan son ölümcül saldırı 2019 yılında meydana gelmiştir. Bir İsrail vatandaşının işlediği ve iddianameye konu olan son öldürme fiili ise 2018 yılında gerçekleşmiştir. İsrail’de bir mahkeme, bu hafta verdiği kararda, sanığın Aisha Rabi’ye isabet eden taşı atan kişi olduğuna hükmetmiştir.


 

Eski yetkililerden "organize terör" itirafı

İşgal altındaki Batı Şeria’da öldürülen Filistinlilerin çoğundan İsrail güvenlik güçleri sorumlu olmakla birlikte, 7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğünde gerçekleştirilen saldırıların ardından, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaş sürecinde İsrailli sivillerin şiddet eylemleri de belirgin biçimde yoğunlaşmıştır. Bir BM komisyonu, çeşitli insan hakları kuruluşları ve soykırım çalışmaları alanındaki uzmanlar bu savaşı soykırım olarak nitelendirmektedir.

İsrailli yerleşimciler tarafından işlenen cinayet, kundaklama, hırsızlık ve diğer suçlar — buna kameraya kaydedilmiş olaylar ile cinsel saldırı iddiaları da dahildir — neredeyse bütünüyle cezasız kalmıştır.

Yesh Din’in verilerine göre, 2020 ile 2025 yılları arasında işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetine ilişkin polis soruşturmalarının %96’sından fazlası iddianame düzenlenmeksizin sonuçlandırılmıştır. Toplam 368 dosyadan yalnızca sekizi, yani yaklaşık %2’si, tam veya kısmi mahkûmiyetle neticelenmiştir.

Olmert, “hükümet çevreleri tarafından yardım edilen, desteklenen ve teşvik edilen” şiddet yanlısı yerleşimcilerin yürüttüğü sürecin bir etnik temizlik kampanyası niteliği taşıdığını belirterek uluslararası kovuşturma çağrısında bulunmuştur. Ona göre, Filistin köylerinde yaşanan pogromlar, “bir zamanlar Avrupa’da Yahudilere yöneltilen saldırıları” hatırlatmaktadır.


 

Yargı sistemi katilleri koruyan bir kalkana dönüştü

Olmert açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştır:

“İsrail’deki kolluk kuvvetleri görevlerini yerine getirmediği takdirde, belki de uluslararası hukuk makamları, gözlerimizin önünde Yahudi teröristler tarafından işlenen suç fiillerinden Filistinlileri ve bizi kurtarmak için gerekli olanı yapacaktır.”

İşgal altındaki Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimci nüfusu, Olmert’in ve bugün şiddete karşı ses yükselten güvenlik elitlerinin komuta yahut siyasî iktidar pozisyonlarında bulunduğu dönemler de dahil olmak üzere, onlarca yıldır istikrarlı biçimde artış göstermektedir.

Uluslararası Kriz Grubu’nun kıdemli İsrail/Filistin analisti Amjad Iraqi, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullanmıştır:

“Filistinliler bu İsrailli eleştirileri memnuniyetle karşılayabilir; ancak bu eski yetkililerin önemli bir kısmının yerleşim projesinin genişlemesini, dolayısıyla yerleşimci ve askerî şiddetin yayılmasını kolaylaştırdığını unutmuş değiller.”


 

Iraqi sözlerini şöyle sürdürmüştür:

“Bu tür İsrailli eleştirmenler çoğu zaman, mevcut aşırı sağ hükümetin devrilmesi hâlinde yerleşimci şiddetinin kontrol altına alınabileceği izlenimini vermektedir. Bunun elbette belli bir etkisi olacaktır; ancak bu yaklaşım, yerleşimlerin devletin bütün siyasî yelpazesi boyunca şekillendirilmiş ve yönetilmiş yapısal bir proje olduğu gerçeğini göz ardı etmektedir.”

Birçok İsrailli ayrıca yerleşimci saldırıları ile İsrail polisi ve ordusunun güç kullanımı arasında bir ayrım kurmaya çalışmaktadır. Bununla birlikte Olmert, üniforma taşıyan İsraillilerin Filistinli sivilleri öldürdüğü “fazlasıyla çok” hadise bulunduğunu kabul etmesine rağmen, yalnızca sivil şiddet bakımından UCM müdahalesi çağrısında bulunmuştur.

Verilerin mevcut olduğu en son dönem olan 2020–2024 yılları arasında, İsrail güvenlik güçlerinin Filistinlilere zarar vermeleri hâlinde haklarında suç isnadında bulunulma ihtimali, yerleşimcilere kıyasla daha da düşük kalmıştır.

Yesh Din’e göre, Filistinliler söz konusu dönemde işgal altındaki Batı Şeria’da İsrailli askerlerin yol açtığı zararlara ilişkin 1.746 şikâyette bulunmuştur; bunların 600’den fazlası öldürme vakalarıyla ilgilidir. Ancak bu başvuruların %1’inden daha azı iddianame ile sonuçlanmıştır.


 

Yesh Din Direktörü Ziv Stahl, durumu şu sözlerle değerlendirmiştir:

“İsrail’in hem sivil hem de askerî kolluk sistemleri, adalet mekanizmaları gibi işlememekte; daha ziyade failleri koruyan birer kalkan işlevi görmektedir. Bu sistemler sürekli olarak tıkanan soruşturmalar ve kapatılan dosyalar üretmekte; böylece hukukun üstünlüğünü değil, fiilî dokunulmazlığı öncelemektedir.”

Uzun yıllar boyunca İsrail hukuk çevreleri, mahkemeye intikal eden davaları, uluslararası mahkemeler nezdinde İsrail bakımından önemli bir savunma unsuru olarak değerlendirmiştir. Zira güçlü ve işleyen bir ulusal hukuk sistemi suçları etkin şekilde kovuşturduğunda, uluslararası mahkemelerin yargı yetkisini kullanma ihtimali zayıflamaktadır.


 

İsrailli insan hakları avukatı Michael Sfard ise şu değerlendirmede bulunmuştur:

“Sistem, hesap verebilirlik değil, cezasızlık üretmek üzere programlanmıştır. Ancak aynı zamanda, kolluk sisteminin işlediğine örnek gösterilebilecek son derece nadir hesap verebilirlik vakaları üretecek kadar da kurnaz davranmıştır.”

Sfard’a göre, son yıllarda hâkimler ve savcılar, bu davaların İsrailli sanıklara karşı kurulmuş bir düzenin parçası olduğu yönündeki asılsız ithamlar sebebiyle yoğun baskı altına alınmış; bunun sonucunda Filistinlilere yönelik şiddetin kovuşturulması büyük ölçüde durma noktasına gelmiştir.


 

Sfard, bu durumu şöyle özetlemiştir:

“Bu tablo [İsrail yargı sistemi açısından] son derece maliyetlidir. Cezasızlık nedeniyle uluslararası alanda bir bedel ödemiyoruz. İçeride ise, zaten başlı başına bir yalan olan bu hesap verebilirlik gösterisinin bedeli ödenmektedir.”

Şubat ayında, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Likud partisinden iki eski adalet bakanı, mevcut İsrail hükümetini işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik “aktif ve korkunç bir etnik temizliğe” müsaade etmekle suçlayan bir mektubu imzalamıştır.


 

Daha önce uluslararası basına yansımamış olan bu mektupta şu ifadeler yer almaktadır:

“Bu terör kampanyasını durdurmanın nihai hukukî ve ahlakî sorumluluğu İsrail hükümetine aittir. Ne var ki hükümet bunu yapmamaktadır.”

Mektup, her ikisi de Likud adına adalet bakanlığı görevini yürütmüş Dan Meridor ve Meir Sheetrit’nin de aralarında bulunduğu 20’yi aşkın tanınmış hukukçu tarafından imzalanmıştır.


 

Aynı metinde şu vurgu da yapılmıştır:

“Bu [yerleşimci saldırılarına], eylem veya ihmal yoluyla katkı sağlayan herkes sorumluluk taşımaktadır; buna askerler ve özellikle düzenli ve yedek kuvvetlerde görev yapan komutanlar da dahildir. Bu saldırıları gerçekleştirme veya bunlara göz yumma yönündeki emirler açıkça hukuka aykırıdır.”

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de geçen hafta yerleşimci şiddetine karşı tedbir alınmasını talep etmiş; “ülkedeki bütün makamları bu olguya karşı harekete geçmeye ve çok geç olmadan bunu durdurmaya” çağırmıştır. İşgal altındaki topraklarda fiilî egemenlik yetkisi İsrail ordusunun elindedir.

İşgal altındaki Batı Şeria dışında ise, 2020 yılından bu yana Filistinli sivillerin öldürülmesi nedeniyle İsrail güvenlik güçleri hakkında yalnızca iki iddianame düzenlenmiştir.

2021 yılında Doğu Kudüs’te otistik bir kişiyi vuran bir İsrail sınır polisi memuru, iki yıl sonra “pervasızca öldürme” suçlamasından beraat etmiştir. 2023 yılında ise bir teğmen, 2021’de Gazze’de İsrail tank ateşi sonucu öldürülen çiftçi Hasan Sami el-Borno’nun ölümü nedeniyle suçlanmıştır; ancak henüz yargılama süreci başlamamıştır.

İsrail polisi, yerleşimci şiddetini soruşturmama veya önlememe yönündeki eleştiriler konusunda yapılan yorum taleplerine cevap vermemiştir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

hasel

ÇARK,dönmeye İRANLA başladı.Yahudilerin korkunç sonu da GELECEK.Bütün dünyanın yüreğine su SERPİLECEK.

Vay vay

Turkiye dava açsın ama mavi Marmara davası gibi olmasın..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23