Cafer-i Tayyar, henüz 25 yaşlarında bir delikanlıydı. Bir grup müslüman ve eşi Esma ile birlikte Resûl-i Ekrem’in emriyle Mekkeli müşriklerin zulmünden kurtulmak için beraberce Habeşistan’a hicret etmişlerdi.
Bundan haberdar olan müşrikler, Müslümanları iade etmesi için Necaşi’ye bir heyet gönderdi.
Heyetin başkanı olan Amr b. As, Necaşi’nin huzuruna çıktı ve Müslümanların iade edilmesini istedi.
Necaşi, Amr’ı dinledikten sonra, kendisine sığınan müminleri de dinlemeye karar verdi.
Onları huzuruna çağırdı. Hz. Cafer ve arkadaşları, içeri girerken gelenekte olduğu üzere kralın huzurunda secdeye kapanmamışlardı. Necaşi, bunun sebebini sorduğunda, “Biz, Allah’tan başka kimsenin önünde secde etmeyiz” diye cevap verdi Hz.Cafer.
Afrika kıtası, bu sözü ilk defa onun ağzından duymuştu. Necaşi, Hz.Cafer’e, yeni peygamberin neler getirdiğini sordu.
Cafer-i Tayyar’ın bu soru üzerine Habeş Kralı Necaşi’ye verdiği cevap, Resûl-i Ekrem’in hayatını, gayesini, mesajını, risaletini özetleyen bir konuşmaydı:
- “Ey hükümdar! Biz, cahiliye zihniyetine sahip bir kavimdik. Ağaçtan, taştan yapılmış putlara tapardık. Kendiliğinden ölmüş murdar hayvanları yerdik. Helal-haram nedir bilmezdik. Kız çocuklarımızı diri diri toprağa gömerdik. İnsanlık dışı bütün kötülükleri işlerdik. Akrabamızla ilgilenmezdik. Komşuluk hakkı diye bir hak tanımazdık. Kuvvetli olanlarımız, zayıf olanlarımızı ezerdi. Zenginlerimiz, fakirlerin sırtından geçinirdi. Hak ve hukuka riayet etmezdik. Biz bu haldeyken Allah Teâlâ, bizim içimizden asil, doğru, emin, güvenilir, iffetli bildiğimiz birini Peygamber olarak gönderdi. O, bizi bir olan Allah’a imana davet etti. Yalnızca O’na ibadet etmeye çağırdı. Atalarımızdan miras kalan putlara tapmaktan bizleri kurtardı. Doğru söylemeyi öğretti. Emanete riayet etmeyi öğretti. Akrabayla iyi geçinmeyi öğretti. Komşuları gözetmeyi öğretti. Bütün kötülük ve günahları, kan dökmeyi haram kıldı. Yalancı şahitlik yapmaktan, yetim malına el uzatmaktan men etti. Namuslu kadınlara iftira atmayı yasakladı. Biz de onu doğruladık. Allah’tan ona gelenlere tâbi olduk. Sadece Allah’a ibadet ettik. O’na hiçbir şeyi ortak koşmadık. Halkımız bu sebeple bize düşman oldu. Bize zulmettiler. Allah’ı bırakıp eskisi gibi putlara tapmamızı istediler. Dinimizi yaşayamaz olduk. Baskı ve zulümler dayanılmaz bir noktaya geldiğinden senin ülkene sığındık. Senin adaletine geldik. Seni başkalarına tercih ettik. Senin himaye ve komşuluğuna can attık. Ey Hükümdar! Biz senin yurdunda hiçbir kötülüğe maruz kalmayacağımızı umut ediyoruz.” (İbn Hanbel)
Necâşî, Hz. Ca’fer’e dedi ki:
- Sen, Allah’ın bildiklerinden biraz biliyor musun?
- Evet, biliyorum.
- Ondan bana biraz oku!
Hz. Ca’fer de Meryem sûresinin ilk âyetlerini okumaya başladı. O okudukça Necâşî ağlıyordu. Gözlerinden akan yaşlar sakalını ıslatıyordu.
Necâşî dedi ki:
- Ey Ca’fer! Bu tatlı ve güzel kelâmdan biraz daha oku!
Hz. Ca’fer, Kehf sûresinden okudu. Necâşî, kendisini tutamayarak: - “Vallahi, bu aynı kandilden fışkıran bir nûrdur. Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ da onunla gelmiştir” dedi.
Necâşî daha sonra Kureyş elçileri Amr ile Abdullah’a döndü:
- “Haydi dönûp gidin. Vallahi ben ne onları size teslim eder, ne de onlara bir kötülük düşünürüm” dedi.
Amr b. As, müslümanların Hz. İsa hakkında çok kötü sözler kullandıklarını söyleyerek Necâşî’nin kararını değiştirmeye çalıştı.
Necâşî Cafer-i Tayyar’a sordu:
- Siz Meryem oğlu Îsâ hakkında ne biliyorsunuz?
Hz. Ca’fer şöyle cevap verdi:
- Biz Hz. Îsâ hakkında, Peygamber efendimizin bize Allahü teâlâdan getirip tebliğ eylediğini söyleriz. O’nun Allah’ın kulu ve Resûlü olduğunu, dünyadan ve erkeklerden vazgeçerek Allah’a bağlanmış iffetli bir kız olan Hz. Meryem’den babasız olarak dünyaya geldiğini kabûl ederiz. Allahü teâlâ Hz. Âdem’i topraktan yarattığı gibi Hz. Îsa’yı da babasız yaratmıştır deriz”.
Necâşî, elindeki bastonuyla yere bir çizgi çizdi ve dedi ki:
- “Yemîn ederim ki Meryem oğlu Îsâ da sizin söylediğinizden fazla bir şey değildir. Arada bu çizgi kadar bile fark yoktur”.
Sonra Hz. Ca’fer ve beraberindekilere dönüp: “Haydi siz de güven içerisinde kaldığınız yere gidin. Size söven cezalandırılır, sizi döven cezalandırılır” deyip, adamlarına da “şu Mekkeli iki adama verdikleri hediyeleri geri verin, bizim ona ihtiyacımız yok, onları gönderin” dedi.