Şehzade Mustafa Türbesi

  • Türbe, Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Şehzade Mustafa adına kardeşi II. Selim tarafından 1573 yılında inşa ettirilmiştir. 1553 yılında Konya Ereğlisi'nde vefat eden Şehzade Mustafa'nın naaşı Bursa'ya getirilerek önce başka bir yere defnedilmiş yaklaşık 20 sene başka bir yerde gömülü kaldıktan sonra adına yaptırılan türbesine defnedilmiştir. Türbenin mimarı Dergah-Ali çavuşlarından Mehmet Çavuş olup Hassa Başmimarı Sinan'ın tavsiyesiyle bu işin ona verildiği bilinmektedir. Yapının inşaatında Bursa Sarayı'ndan alınma mermer levha ve sütun gibi Bizans dönemine ait bazı yapı malzemeleri kullanılmıştır.

  • İç mekan duvarları 16. yüzyılın natüralist üsluplu İznik çinileri ile kaplı olup kalem işi süslemeler dikkat çekicidir. 19. yüzyılın sonlarında sıvanarak Barok süslemelerle kaplanan 16. yüzyıla ait özgün kalem işleri 2013 yılı restorasyonunda sıva raspası yapılarak yeniden ihya edilmiştir. Türbenin içinde bulunan dört sandukanın üçü Şehzade Mustafa, Şehzade Mustafa'nın annesi Mahidevran Hatun ve Şehzade Bayezid'in oğlu Osman'a ait olduğu bilinmektedir. Diğer sandukanın kime ait olduğu bilinmemektedir. 2013-2014 yılları arasında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından geniş kapsamlı restorasyona tabi tutulan türbe; 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak ilan edilen edilen alan içerisinde yer almaktadır.

  • ŞEHZADE MUSTAFA KİMDİR?
    Kanuni Sultan Süleyman ve Mahidevran Sultan'ın oğlu olan Şehzade Mustafa, 1515 yılında Manisa'da dünyaya geldi. Yavuz Sultan Selim’in 1520’de vefat etmesi üzerine Osmanlı tahtına oturmak üzere İstanbul’a giden babasının yanında başkente gitti.Annesi Mahidevran Sultan ile Hürrem Sultan arasında oğullarını tahta çıkarabilmek için büyük bir mücadele yaşandı. Şehzade Mustafa, 1534-1541 yılları arasında Saruhan Sancakbeyi olarak görev yaptı. Saruhan (Manisa), padişah adayının görev yaptığı yer kabul edilirdi. Dolayısıyla Şehzade Mustafa dönemin veliaht şehzadesiydi. 16 Haziran 1541 tarihinde Amasya Sancakbeyliğine atandı. Saruhan Sancakbeyliğine ise kardeşi Şehzade Mehmed getirildi. Halk ve askerler bu duruma sert tepki gösterdi. Bunun üzerine I. Süleyman doğu topraklarının güvenliği için şehzadenin Amasya'ya gönderildiğini ve veliahtlığının sürdüğünü açıkladı. Ardından, Mehmet’in beklenmedik şekilde 1543’te ölümünden sonra Saruhan Sancakbeyliğine Şehzade Selim getirilirken; Şehzade Mustafa ise 1549 yılında Konya Sancakbeyliğine atandı.Şehzade Mustafa'nın şahsına dair önemli verilerden biri de Bernardo Navagero adlı İtalyan elçinin yazdığı bir mektupta hakkında verdiği bilgilerdir. Diğer bir veri ise Guillaume Postel'in Osmanlı gelenek-göreneklerini ve siyasi durumunu anlattığı kitapta bulunmaktadır. 1536 yılında, Fransız kralı I. François, Kanuni Sultan Süleyman ile bir sözleşme imzaladı. Daha sonra resmi tercümanı ve tarihçisi Guillaume Postel'i yardımcı olarak Fransız elçisi olan Jean de La Forêt'in yanına, İstanbul'a gönderdi. Fransız tarihçi Guillaume Postel, "De la République des Turcs" (Türklerin Cumhuriyeti) adlı kitabında Şehzade Mustafa’nın iktidarı devralabilecek yaşa ve olgunluğa ulaştığını, tedbirli ve son derece iyi eğitimli bir şehzade olduğunu yazmaktadır.

  • ÖLÜMÜ
    Taht yarışında Şehzade Mustafa'nın bertaraf edebilmek için Sadrazam Damat Rüstem Paşa tarafından sahte mektuplar üretildiği düşünülür. Bu mektuplar, Şehzade Mustafa’nın babası hayatta iken onun tahtına göz diktiğini ve isyan hareketlerine destekte bulunduğunu gösterir niteliktedir. Başlangıçta iddialara inanmayan Kanuni Sultan Süleyman kendisine bu tür şeyler ile gelmemelerini ister. Lakin Şehzade Mustafa da kendi yakınlarındaki devlet adamları tarafından kandırılmıştır.Devlet adamları Şehzadeye ''Hünkarımız tahtı size bırakacak lakin Rüstem Paşa buna engel oluyor. Siz en iyisi sakal bırakın ve tuğ dikin ki babanız niyetinizin olduğu anlasın ve tahtı size bıraksın''gibi sözlerle kandırmaya çalışmışlardır. Şehzade Mustafa bu laflara inanıp dedikleri şeyi yapmıştır. Sakal bırakıp tuğunu dikmiştir. Sakal bırakmak şehzadelere yasaktır. Çünkü sakal padişah alametidir. Tuğ dikmek de padişah alametidir. Bu iki alametleri yerine getiren şehzade tahtta gözü olduğunu dile getirmiş demektir.

  • Minyatürlerde de görüldüğü gibi Şehzade Mustafa'nın sakalları vardır. Şehzade Mustafa'nın bu oyuna kolay kanmasının sebebi ise geçmişteki örneği dedesi Yavuz Sultan Selim'dir. Sultan Selim de babası ile bir zaman savaştıktan sonra babasının isteği ile tahta çıkmıştır. Bunları öğrenen Sultan Süleyman en güvendiği din alimlerinden tavsiye istedi. Güvenilen bir kölenin efendisinin parasını irtikap ettiğine ve ona karşı bir tuzak kurduğuna ilişkin hayali bir hikayeyle buna karşı ne yapılması gerektiğini sordu. O dönemin alimlerinden olan Mehmet Ebussuud Efendi Süleyman'a şu cevabı vermiştir; “Bu durumda köleye ölünceye kadar işkence yapılması uygundur." Bu ifade şeriata göre Şehzade Mustafa'nın devletin nizamı için katledilmesi münasiptir demektir.1553 yılında Veziriazam Damat Rüstem Paşa İran seferi için hareketinden sonra Aksaray taraflarına gelince, orduyu durdurdu ve yeniçerilerin Şehzade Mustafa'ya yatkınlığı olduğunu ve askerin, ihtiyarlığı sebebiyle sefere çıkamayan padişahın Dimetoka'da oturmasını, Mustafa'nın hükümdar olmasını istedikleri dedikodusunun yayılmakta olduğunu bildirmek için, sipahiler ağası olan, Kızıl Ahmedliler'den Şemsi Ağa'yı (Şemsi Paşa) İstanbul'a yolladı ve padişahın bizzat askerin başında sefere çıkmasını arz ederek, Aksaray'dan ileri gitmeyip bekledi.

  • Padişah bunu haber alınca Rüstem Paşa'yı geri çağırdı ve 1553 Ağustos sonlarında kendisi İran seferine çıktı. Kütahya sancakbeyi Şehzade Bayezid'i Rumeli muhafazasında bulunmak üzere Edirne'ye gönderdi. 21 Eylül tarihinde Bolvadin'e varan orduyu Saruhan sancakbeyi Şehzade Selim askerleriyle karşıladı, ertesi gün padişahın huzuruna çıkıp el öptü ve kendisinin de sefere iştirak etmesi emredildi. 5 Ekimde Konya-Ereğli yakınındaki Akhüyük köyüne varıldığında Şehzade Mustafa orada tüm mahiyetiyle birlikte çadır kurmuş halde orduyu karşıladı. Ertesi gün bütün devlet erkanı şehzadeye gelerek el öptüler, hepsine hil'atler giydirildi.Oradan şehzade ata binerek padişahın makamına geldi, divanhanesine yakın bir yerde atından inerek yürüdü. Vezirler önüne düşerek Padişahın çadırı önünde onu selamladılar. Şehzade Mustafa babasının elini öpmek üzere otağ-ı hümayuna girdiğinde karşısında yedi dilsiz cellat onu karşıladı ve hemen üstüne atılarak boğmak istedilerse de Mustafa bunların elinden kurtulup kaçarken, dönemin güçlü güreşçilerinden biri olan ve saray hademeliği de yapan Zal Mahmud Ağa yetişerek şehzadeyi yere düşürüp boğmuştur. Bazı rivayetlerde padişahın da bu sırada çadırda olup oğlunun katline nezaret ettiği, bir perdenin arkasında bulunduğu, veya oğlu ile konuştuğunu ifade edilir.

  • Şehzade Mustafa'nın katlinin hemen sonrasında mirahuru ile bir ağası daha götürülerek boyunları vurduruldu. Aynı sıralarda Kapıcılar Kethüdası gelerek Rüstem Paşa'dan Mühr-ü Hümayun'u aldı ve vezir Haydar Paşa'ya da azlini haber verdi. Bundan sonra mührü ikinci vezir Ahmet Paşa'ya vererek sadaretini müjdeledi. Daha sonra Kazaskerlere eşlik eden ulemaya şehzadenin cenaze namazını kılmaları için Ereğli'ye gitmeleri tembih edildi. Namazdan sonra da cenazesi alınarak Bursa'ya götürüldü. Şehzadenin ordu yerindeki şahsi hazinesi, çadırları, hayvanları da devlet hazinesi tarafından el konulmuş, mahiyetindeki adamların çoğuna da tımar ve zeametler verilmiştir.Şehzade Mustafa’nın ölümü askerler ve halk arasında büyük tepkiyle karşılandı. Yeniçeriler, olaydan sorumlu gördükleri Rüstem Paşa’nın çadırına saldırdılar ancak onu bulamadılar. Matem göstergesi olarak öğlen yemeği yemediler ve Rüstem Paşa’nın azlini istediler. Kanuni'nin aynı gün içinde Rüstem Paşa’yı görevden alıp yerine Kara Ahmet Paşa’yı atamak zorunda kalmasının sebebi de bu baskı olarak görülmektedir.

  • Yeniçeriler ayaklanıp Rüstem Paşa'yı öldürmek istese de ya Şehzade Beyazıt tarafından ya da Sultan Süleyman'ın askerleri tarafından durdurulmuştur, Rüstem Paşa ise gizlice ordugahı terk edip İstanbul'a dönmüştür. Şehzade Mustafa ya çok düşkün olan Şehzade Cihangir de Sultan Süleyman ile sefere gitmiştir. Ağabeyinin ölüm haberini alınca çok üzülmüştür ve hasta olmuştur. Daha fazla dayanamamıştır ve Halep'de vefat etmiştir.

  • Şehzade Mustafa'nın katlinden sonra Konya'da olan annesi Mahidevran Sultan ve ailesi Bursa'ya gönderildi. Ancak Şehzade Mustafa'nın ölümünden sonra askerler arasında çıkan "Şehzade Mustafa öldüyse oğlu var, tahta o geçer!" dedikodularını işiten Kanuni torununun da boğdurulmasını emretti ve 7 yaşındaki Şehzade Mehmed babasının ölümünden bir süre sonra boğularak öldürüldü. Daha sonra Şehzade Mustafa'nın yanına defnedildi. Şehzade Mustafa’nın türbesi 1555 veya 1556'da kardeşi II. Selim tarafından yaptırılmış olup, türbedeki kitabede, "Şah Selim bin ilan Süleyman emr edüp oldı hoş bu ravzâ-i cennet-nümâ /Dedi tarihin Edâyî bendesi merkad-i gülzâr-ı Sultan Mustafa" dizeleri bulunmaktadır.

  • ÇOCUKLARI
    Nergisşah Sultan: 1536 yılında Manisa'da doğdu. Damat Cenabi Ahmet Paşa ile evlenmiştir.
    Şehzade Mehmed: 1547'da Amasya'da doğdu. Babası Şehzade Mustafa'nın ölümünden bir süre sonra taht için tehlike doğuracağı endişesiyle Dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından boğdurulmuştur.Mezarı babasının yanındadır.
    Şehzade Orhan: 1552 yılında Konya'da vefat etti.
    Şah Sultan: 1547 yılında Konya'da doğdu. 2 Ekim 1577'de öldü. Zevci Damat Abdülkerim Ağa'dır.