--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Yeni konjonktürde Türkiye ne yapacak?

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

İstanbul Sanayi Odası ve IHS Markit tarafından hafta içinde düzenlenen “2018’de Dünya ve Türkiye Ekonomisine PMI Perspektifinden Bakış” konulu konferans, yurtdışı ticaret ve yatırımlarla büyümeyi hedefleyen Türkiye ekonomisi adına, önemli bir projeksiyon oldu. Konferansı tertip edenleri ve katılımcıları yürekten kutluyoruz.

Dünya ekonomisinin irdelendiği konferansta özellikle 2008 yılındaki büyük finansal krize yol açan ancak daha sonra Merkez Bankaları’nın uyguladığı politikalarla global krizin izlerini silen para bolluğunun, özellikle 2019 ve 2020 yıllarından başlayarak azalacağı ve cari açığı olan ülkelerin dünyanın bu ekonomik gidişatından olumsuz etkilenebileceğinin altı çizildi.

Anlayacağımız, artık ucuz ve bol para dönemi kapanıyor. Dünyada büyümeler ve beraberinde küresel enflasyon artarken yüksek faizli dönemler de kapıları yavaş yavaş çalmaya başlıyor.

KIRILGAN ÜLKELER DİKKATLİ OLMALI

ABD, Avrupa Birliği ve Çin 2018 yılı için büyümede yüzde 3 gibi genel trendin üzerinde bir beklentiye sahip. Bu üç ‘zon’da iş dünyasının algısı iyileşiyor. Dış talep artıyor. Parasal, tüketimden ziyade yatırım ivmesi büyümeyi reel olarak destekliyor.

Ancak bunun bir de enflasyon tarafı var! Gelişen ülkelerin tersine, gelişmiş ülkelerin hiç sevmediği enflasyon ve yükselen faizler! Dolayısıyla şu anda dolaşımdaki küresel parada geri çağırma dönemi hızlanırsa kırılgan ülkelerde ciddi tahribatlara sebep olabilir.

Şu ana kadar zayıf ABD Dolar’ı ve düşük seviyede olan emtia fiyatları gelişen ekonomileri genel manada destekledi. Fakat bu müspet etkinin yakın zamanda olumsuzluğa dönebileceği de beklentiler arasında.

KORUMACI TİCARET SAVAŞLARI KAPIDA

Küresel paranın, diğer ifadeyle global sermayenin daha emin limanlara akışının yanında, ABD Başkanı Donald Trump’ın ithal çelik ve alüminyuma ek vergiler getireceğine dair açıklamalarıyla aniden gündeme giren küresel ticaret savaşlarında da yeni bir dönemin eşiğindeyiz.

Bilhassa borçlu ve cari açığını finanse etmede zorlanan ülkeler, ellerindeki sermayenin dışarı kaçmasıyla düşme ihtimali olan döviz gelirlerini, ithalata uygulayacakları yüksek seviyeli korumacı tedbirlerle perdeleme planları yapıyor.

2008 yılı küresel krizinde dalga boyu büyük tsunami yaşayan ülkeler, sağlanan bol sermaye ile bir müddet rahatladılar belki ama, karada kilometrelerce yol alan tsunami dalgaları, gidebileceği yere kadar gitti… Şimdi denize doğru geri çekilme zamanı… Yani yıkıcı tsunami dalgaları gibi sermayeler de geri dönüyor…

KÜRESEL EKONOMİNİN 

ÖNÜNDEKİ DÖRT CİDDİ RİSK

İşte küresel ekonominin önünde boylu boyunca dört temel risk yatıyor… Küresel ekonominin lideri durumundaki ABD’de çekirdek enflasyonun beklentilerin üzerinde artması ve gelişmiş ülkelerin ABD’ye ayak uydurması… İkincisi, faiz oranlarında gelişen ülkeleri etkileyecek menfi hareketler… Global sermayenin vatanına dönmeye çalışması… Ve bahsettiğim gibi küresel ticarette korumacılığın azması…

Bu saydıklarım gerçekleşirse o zaman gelişenler için yandı gülüm keten helva!

Gerçek ve sürdürülebilir ekonomiye zemin hazırlayanlar, bugünden yapısal reformlarını hayata geçirenler, suni kaynaklara yönelmeden ekonomisini öz kıymetleriyle büyütenler, bileği kuvvetli, bünyesi, fikri ve direnci sağlam olanlar ayakta kalacak… Gerisi ne olur bilinmez!  

KONJONKTÜRE AYAK 

UYDURMAK ZORUNDAYIZ

Ekonomilerdeki bu çalkantılı dönemde Türkiye ne yapacak? Bizi ilgilendiren asıl taraf burası!

Cari açık konusunu son yazımda ifade etmeye çalışmıştım. 2017 yılı sonlarına doğru azalan kredi büyümesinde bir dengeleme söz konusu. Eyvallah elbette seviniyoruz, ancak kredi ve borçla büyüyen bir ekonomi olarak yeni dünya konjonktürüne göre nasıl bir yol çiziliyor, orasına bakıyoruz!

Yeni bütçe rakamlarına göre, Şubat’ta gelirlerin arttığı, giderlerin daha azaldığı bir tablo ile karşı karşıyayız. En azından aylık bazda geçen yılın aynı ayına göre 1,9 milyar lira fazla verdik. Fakat Ocak – Şubat’ın bütçe performansına bakıldığında bütçe giderlerinin, gelirlerden daha fazla yükseldiğini ve 2 aylık bütçe performansının fazladan, açığa döndüğünü görüyoruz. 2 aylık açığımız 201 ‘milyon’ lira olarak gerçekleşti. İki ay içinde bütçe adına sevindiğimiz kalemler; sadece 12,5 milyar lira şeklinde oluşan faiz dışı fazla ve bütçeyi toparlayan yeniden yapılandırma kapsamında gelen 2,3 milyar lira…

YÜZDE 19.2’LİK GENÇ İŞSİZ 

ORANI CAN SIKIYOR

15 Mart Tüketiciler Günü’nü de hatırlatarak ve tüketicileri tebrik ederek, gelelim 2017 Aralık istihdam verilerine… Mevsimsellikten arındırılmış işsizlik verilerinde genele yayılan ılımlı bir artış, iyileşme gözleniyor. 2017 Ocak’ında yüzde 13 olan işsizlik oranının son 9 aylık periyotta yüzde 10’lar seviyesinde gezinerek yılın son ayında yüzde 10,4 olarak gerçekleşmesi halen yapılması gerekenlerin olduğunu gösteriyor!

Çünkü işgücüne katılım oranı, işsizlik oranlarının düşmesini engelliyor. Şöyle ki, yıllık 1,6 milyon kişi, aylık 137 bin kişi iş bulmuş, istihdam oranı bir önceki aya göre 0,2 puan artarak yüzde 48 olmuş ama iş gücüne katılım oranı yüzde 52,4’ten yüzde 53,2’ye çıkınca yüzde 10’luk işsizlik serisi bozulmamış, tek haneye düşememiş…

Gerçek olan şu ki… Ülkede 28,3 milyonluk istihdama karşılık 31,5 milyon kişilik iş gücü var… 3,2 milyon işsizimiz iş beklerken 4,8 puan azalmasına rağmen yüzde 19,2’lerde seyreden genç işsizlik oranımız ise can sıkıyor.

İnşallah hedeflerin üzerinde, bir yılı morallice tamamlamış oluruz.

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle