--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ticaret savaşlarına karşı Türkiye ne yapmalı?

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Dünya Ticaret Örgütü (WTO), küresel ticaret savaşında ülkelerin etkilenme derecesini görmek amacıyla dış ticarette öne çıkan 65 devletin küresel değer zincirine dâir (katma değer) katılım oranlarını hesaplamış. Böyle bir savaştan en fazla etkilenecek ülkeleri; yüzde 60 – 70 arasında bir risk payıyla; Lüksemburg, Tayvan, Slovakya, Macaristan, Çekya ve Avrupa Birliği şeklinde sıralamış. Listenin en sonuna yüzde 20-25 risk oranıyla Arjantin, Yeni Zelanda, Hırvatistan, Brezilya ve Kolombiya’yı eklemiş. Örgüt, risk analizinde Türkiye’yi de yüzde 41 ile küresel ticaret savaşlarından en az etkilenecek ülkeler arasında göstermiş...

Araştırmada Türkiye’nin muhtemel bir ticaret krizinden en az etkilenecek ülkeler arasında gösterilmesi elbette iyi haber. Nitekim, kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings de, ticaret savaşlarının küresel büyümeyi 2,8 puan aşağı çekebileceği uyarısında bulunurken böyle bir ortamın Türkiye ekonomisine olumlu yansıyacağını yorumlamış…

Veriler ve yorumlar ne kadar doğru olsa da, işi akışına bırakmadan sebeplere sarılmanın daha mantıklı olacağı kanaatini taşıyorum. Çünkü küresel ticaretin daralması, ne fayda verirse versin doların değerlenmesi anlamına geliyor. Bu durum gelişen ülkelerde kur riskine bağlı yüksek bir enflasyon oluşturabilir. Diğer taraftan, Türkiye’nin küresel ticaret savaşlarında Gümrük Birliği üzerinden sorunlar yaşaması da söz konusu!

***

Şöyle geriye doğru baktığımda ticaret savaşlarıyla ilgili “Küresel ticaret savaşı genişleyerek yayılıyor!” başlıklı yazıyı 7 Temmuz’da kaleme almışım…

Yazıda mukaddime olarak “İleride ne olur tahmin etmek zor, ancak küresel ticaret savaşlarının şu anda silahı ‘korumacılık’ olduğu ayan beyan ortada... Savaşı başlatan ‘ABD’… Savaşın çıkış nedeni aşırı borçluluk”… demişim… Evet ithalatta bağımlılığa dayalı borçlanma, küresel ticaret savaşlarının temelinde yatan ana sebep. ABD Başkanı Trump, Amerikan yatırımı dâhi olsa yurt dışında üretilenleri ithal etmek istemiyor. Her şeyin ülkesinde üretilip tüketilmesi politikasını yürütüyor. Yani Trump’ın ekonomi anlayışı milli gelire değil, GSYH’e odaklı… Bu politikayı da agresif şekilde uyguluyor.

Dış ticarette korumacılığı prensip haline getiren ABD’nin karşısında başta Çin, Kanada, Japonya, Meksika gibi ülkeler de bir savunma stratejisi geliştirmiş, ABD’den sağladıkları zorunlu ithalata bile tedbir koymaya başlayan bu ülkeler, silah ve elektronikten başka ciddi ihracatı olmayan ABD’yi “çelik ve maden” ile hizaya getirmeye çalışıyor. Diğer yüksek borçlu ülkeler de modaya uyarak “korumacılık” politikasına sıcak bakmaya başlamışlar ama denge bozucu savaşlara da prim vermemişler. Nitekim Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın başını çektiği dünya ticaretinin yüzde 23’ünü, dünya nüfusunun yüzde 47’sini oluşturan BRICS ülkeleri de, ABD’ye karşı WTO çerçevesinde çok devletli, şeffaf karşılıklı ticareti savunuyor. Dünya şimdiden ikiye bölünmüş durumda.

***

Elbette ticaret savaşlarında en çarpıcı gelişme ABD ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki son anlaşma… ABD Başkanı Trump ve AB Komisyonu Başkanı Juncker, iki bölge arasında artan ticaret gerilimine “otomobil harici endüstriyel ürünlerde tarife dışı kısıtlamaları ve sübvansiyonları sıfırlayarak” şimdilik son verdiler.

Ama Trump gibi “ne oldum delisi” bir yöneticiye arkanızı nasıl dönebilirsiniz, o da başka bir sorun. Baksanıza adam Türkiye’yi bir “papaz” ile nasıl tehdit ediyor! Aramızdaki onca anlaşma ve birlikteliğe rağmen, “Papaz Andrew Brunson’ı tamamen serbest bırakmazsanız, size büyük yaptırımlar uygulayacağım” diye âdeta meydan okuyor. Daha doğrusu AB ile ticaret savaşlarında frene basan kovboy, Türkiye’ye karşı yeni ve farklı bir ticaret savaşı başlatmak üzere.

Aslında şu anda ABD tarafındaki Brunson gerilimi, S-400, İran’a müeyyide, Akdeniz’deki enerji savaşı, F-35 projesi, Amerikan yanlısı terör örgütlerine yönelik Türk güvenlik güçlerinin başarılı operasyonları, Fırat Kalkanı ile başlayan, Afrin ve Münbiç ile zirveye çıkan Suriye meselelerinin evanjelistçe dışa vurumu… Türkiye, ABD’nin evanjelist tavrına elbette en doğru ve etkin bir şekilde cevap verecek. Dünyada sadece ABD’nin yaşamadığı gerçeği ortadayken böyle giderse Türkiye’nin Rusya, Çin, Hindistan ve Uzakdoğu ile daha fazla yakın ilişkilere geçeceğine dâir diplomatik yaklaşımlarını öngörmüyor, değilim.

***

Gelelim Gümrük Birliği’ne… Küresel ticaret savaşlarında ABD ile Avrupa Birliği’nin kısmen de olsa anlaşması, dolaylı değil direkt olarak Gümrük Birliği’ni ilgilendiren bir konu. Fazla yaptırım gücümüz olmasa da Gümrük Birliği, yeniden masaya yatırılıp Avrupa Birliği ile sorunların diplomatik yönden çözülmesi gerekiyor. ABD ile AB’nin dış ticarette anlaşmaya vardığı bu sıcak dönemde Gümrük Birliği görüşmeleri âcilen başlatılmalı ve Türkiye’nin aleyhine olan maddeler mutlaka izole edilmeli. Gümrük Birliği üzerinden istenmeyen denge bozucu ABD istilâsına müsaade edilmemeli, diyorum.

Diğer yandan Türkiye, küresel ticaret savaşından zarar görmemesi için Afrika’dan Ortadoğu’ya, Balkanlar’dan Kafkaslar’a ve Orta Asya’ya kadar kendi coğrafyasında, daha sonra uluslararası bağlı olduğu ticari teşkilatlara üye ülkelerle serbest ticaret anlaşmalarını tamamlamak zorunda.

İşte bu ülkelerden biri de Pakistan… Yeni seçimler yapıldı. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye – Pakistan İş Konseyi Başkanı Atilla Yerlikaya’nın da ifade ettiği üzere Pakistan ile nihâi noktaya gelen serbest ticaret anlaşmasını tamamlayalım ve bu işi Pakistan’dan başlayarak tüm dünyaya yayalım…

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle