Tek korkum balığın baştan kokması!
Bugünlerde Avrupa Birliği (AB) ile yakın temaslar içindeyiz. Ukrayna-AB ilişkileri giderek pekişirken bizim yükselen Rusya dostluğumuzun Türkiye-AB siyasi ve ticari münasebetlerine nasıl yansıyacağı ise merak konusu! Başta vize muafiyeti ve diğer taraftan Avrupa Birliği muvacehesinde 13 Nolu Balıkçılık Faslı’na yönelik AB kriterleri süreci de oldukça dikkat çekiyor.
Yine 27-28 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilen Institut du Bosphore toplantılarında Türkiye-AB Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesiyle ilgili müzakerelerin hızlandırılması yönünde “farklı bir bakışla ekonomik ilişkiler”in ele alınmasına sevinirken biraz da şüpheci yaklaşmak hakkımız olmalı. Çünkü ülkemizle ilgili birçok fasıl hâlâ açılmamış vaziyette!
İhracatımızın yüzde 50’den fazlasını gerçekleştirdiğimiz AB’den Türkiye’ye dâir yeni vize serbestisi açıklaması geldi… Elbette memnun olduk! Avrupa diyor ki: “Yerine getirilmesi gereken 72 kriteri tamamlamaya yakınız. 72 kriterden 7 kriter kaldı. Türkler kriterleri kısa sürede tamamlama konusunda kararlı…”
Açıklamayı yapan AB Komisyonu üyesi Dimitris Avramopoulos… Üye Dimitris’in aynı açıklamasında, 15 Temmuz darbe girişimini ve terör saldırılarını kınayarak Türk milletinin söz konusu hâdiselerle büyük bir travma yaşadığını bildiklerini ve Türkiye’nin AB’nin stratejik partneri olarak kalmaya devam edeceği vurgulamasını da bu kadar olan bitenden sonra anlamada zorluk çekiyoruz desek yanlış olmaz.
Zirâ 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kendilerine sığınan âsi Türk askerlerini geri iade etmemekte direnen Yunanistan bağlantılı Avrupa, Türkiye ile arasındaki ilişkileri ısıtmaya çalışırken söz konusu durumu nereye koyacak orasını kestiremiyoruz!
***
Bir gerçek var ki; vize muafiyeti sorunu çözülürse, Gümrük Birliği Türkiye’nin istekleri doğrultusunda yenilenirse ve mevcut kapalı-açık fasıllar yeniden müzakereye açılırsa ekonomimizin ve siyasetimizin bir miktar rahatlayacağı kesin.
Tabi benim asıl üzerinde durmak istediğim konu, geçen haftadan bu yana seri yazı haline gelen “balıkçılık sektörü…” Avrupa Birliği’ne tam üyelik yolunda yemekler yeniden ısıtılmaya başlamışken hiç değilse “sel önünden kütük kapma” misali sektörde daha da büyümemiz açısından su ürünlerine yönelik 13’üncü Fasıl’da bazı düzeltmeler ve düzenlemeler istememiz yerinde olacak.
AB 13’üncü Fasıl, balıkçılık müktesebatına ilişkin kuralları içeriyor… Şöyle ki; su ürünleri avcılığına ve avlanan su ürünlerinin izlenebilirliliğine yönelik denetim ve kontroller… Kaynakların sürdürülebilirliği ve av filosu yönetimi… Çevresel sürdürülebilir su ürünleri avcılığı… Sektörün rekabet edebilirliği ve sektörde sosyal şartların iyileştirilmesine dâir tedbirler… AB Denizcilik ve Balıkçılık Fonu yönetimi… Ortak pazarlama ve üretim standartlarının uygulanması ve üretici örgütlerinin işlevleri… Su ürünleri piyasasının ortak kurallar çerçevesinde düzenlenmesi, ayrı ayrı masaya yatırılıp kesin sonuca ulaştırılması gereken mevzular.
***
13 No’lu Balıkçılık Faslı aslında Ankara Antlaşması Ek Protokolü’nün tam olarak uygulanması şartının açılış kriteri olarak belirlendiği 8 fasıldan biri… Geniş anlamda 2006 yılında masaya konulmuş. Müzakerelerde sulara erişim, toplam izin verilebilir av miktarları, kotalar, yönetim ve kontrol sistemi hep bu fasıl içinde irdeleniyor.
Söz konusu doğrultuda 2014-2020 dönemi itibariyle Avrupa’ya kıyısı olan tüm denizler ve okyanuslarla ilgili balıkçılık, ulaşım, turizm, petrol arama faaliyetleri gibi bütün alanların birbiriyle ilişkili olması ve bu alanlarda entegre ve uyumlu karar alma süreçlerine ihtiyaç duyulması sebebiyle oluşturulan denizcilik yönetimi için sektörler arası bir yaklaşım öngören “entegre denizcilik politikası”nın bir yansıması olarak balıkçılık faaliyetleri “Avrupa Denizcilik ve Balıkçılık Fonu” kapsamına alınmış…
Türkiye-AB Mali İşbirliği 2011 yılı programlaması kapsamında uygulanmasına devam edilen “Balıkçılık Sisteminde Üretici Örgütlerinin İdari Kapasitesinin Oluşturulması Projesi” AB ortak piyasa düzeninin en önemli unsuru olarak görülüyor. Türkiye söz konusu kapsamda aşırı avlanmanın engellenmesi amacıyla fedakârlık yapmış… 2012-2013 yıllarında filo kapasitesinin azaltılması çalışmalarında 10 metre uzunluğun üzerindeki balıkçı gemileri çeşitli destekler karşılığında Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredilmiş…
***
13’üncü Fasıl ile alâkalı gelinen noktada 2013 yılından itibaren “Türk Balıkçılık Yönetim Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi” dâhilinde balıkçılıkta izleme, denetim ve kontrol faaliyetleri için kurumsal, hukuki, mali ve teknik kapasitenin oluşturulması ve kurumlar arası işbirliğinin geliştirilmesi çalışmaları elbette dikkatlerden kaçmıyor. Ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği nezdinde su ürünlerindeki gerçek potansiyelini gösterecek herhangi bir çalışmaya şu an için rastlamak imkânsız!
Türkiye öncelikle ilişkilerin yumuşadığı bugünlerde Avrupa Birliği ile mevcut kriterler doğrultusunda balıkçılık sektörüne yönelik ağırlığını koymak zorunda. Hükümet, Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin bir denizci ülkesi olduğunu, balıkçılık ve su ürünlerinde dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer aldığını ve gelecekte de bu yerini daha üst sıralara taşıma kararlılığına sahip olduğunu açıkça ifade etmeli. Aksi halde balıkçılıkta Norveç ile yarışacakken kendi denizlerimizde boğulup kayboluruz.
Demek istediğim; Avrupa Birliği’ne 13’üncü Fasıl’ın yeniden gözden geçirilmesi teklif edilmeli. Ülkenin balıkçılıkta özellikle avcılıktan ziyâde yetiştiricilikte büyümek istediği, balık yetiştiriciliğinde her türlü AB kriterini uygulayan ve başta İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve ABD’ye milyonlarca dolarlık kültür balığı ihracatı yapan Türkiye’nin önünün daha da açılması konusunda AB’den müzakere istenmesi sektörün en haklı beklentisi olarak kabul edilmeli.
Son söz, “Balık baştan kokmasın!” diyorum…


