Sonuçlara değil, sebeplere bakarsak gerçeği görürüz!
Hayat sürprizlerden çok, hesap edilemeyen sonuçların ortalığa döktüğü gerçekler olarak bilinir. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker, gibi!
Yıllarca düz ekonomik anlayıştan, market ekonomisine geçmenin sıkıntıları bunlar! Oyunun kuralını oynamak zorundasınız!
Elinizdeki gerçek ve sanal kaynakları yerli yerince kullanıp piyasada şartları zorlamak bundan sonraki en büyük göreviniz olmalı!
Bu “Al gülüm, ver gülüm” ile olmuyor! Gülün keskin, yakıcı bir dikeninin olduğunu da kabul etmek gerekiyor…
Her neyse! Döviz yine azdı gidiyor! Geçenlerde “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” babından “Afrin boğazınıza mı kaçtı?” diyerek yazımızda yabancı ve yabancı görünümlü yerlilere, palabıyıklılara posta koyduk ama, gözlemlediğim gelinin henüz hiçbir şey anlayamadığı ortada! İşte beni endişelendiren de bu!
“Cari açık!” diyorum… “Enflasyon!” diyorum… “Enflasyonun sebebi cari açık!” diyorum… “Bu enflasyonda dövizi tutamazsınız!” diyorum…“Faizleri düşüremezsiniz!” diyorum… “Yapısal reformlar nerede?” diye soruyorum… Ancak ne dinleyen, ne anlayan, ne de cevap veren var…
KLASİK ENSTRÜMANLARI
ÇALMAYA DEVAM
Klasik borçlanmayı artıran enstrümanlara devam, ne diyelim!
Döviz fiyatlarının yükselmesiyle Merkez Bankası hemen 1,25 milyar dolarlık, TL depo karşılığı döviz depo ihalesine sarıldı. Dolara yüzde 1,50, TL’ye yüzde 12,75 ile piyasaya ihale çağrısı yaptı. 1,83 milyar dolarlık teklifte gerçekleşen tutar 1,24 milyar dolar oldu.
Hazine de haftaya 20 Mart’ta 2 tahvil ihalesi düzenleyecek. İlki 602 gün (2 yıl) vadeli, 6 ayda bir kupon ödemeli sabit kuponla devlet tahvilinin ikinci ihracı… Diğeri 3 bin 640 gün (10 yıl) vadeli, 6 ayda bir kupon ödemeli sabit kuponlu devlet tahvilinin ilk ihracı…
Yani ihraçlar, itfalar arasında gidip geleceğiz, ninemin düzen mekiği gibi…
Faydası olacak mı? Göreceğiz! Ancak, rahmetli Necmettin Erbakan Hocamızın ifadesiyle bahsettiğim uygulamalar ekonomide pansuman tedbirler…
Ne yapalım, elimizde bu silahlar var!
1.24 MİLYAR DOLARLIK
GEÇİCİ RAHATLAMA
Swap da denilen Merkez Bankası’nın TL depo karşılığı döviz depo ihalesine gelirsek; son günlerde döviz kurlarında yaşanan hareketliliğe karşı banka, likidite üzerinden önlemler almaya çalışıyor. Merkez Bankası’nın döviz likiditesini yönetmek üzere piyasa yapıcı bankaları geç likidite penceresine yönlendirerek fonlama maliyetlerini yükseltmek, para piyasalarında bankaların borç alabilme limitlerini düşürmek, repo ihalesi açmamak gibi elindeki silahlara ek olarak son olarak gerçekleştirdiği TL depo karşılığı döviz depo ihalesi derde derman olur mu bilinmez ama, kısa vadede 1,24 milyar dolarlık dövizle piyasaya bir nefes aldırma ameliyesi oluşturuldu.
Biraz anlama açısından konuyu açarsak, geçici bir süre için döviz likiditesi ihtiyacı olan bankalar ile döviz likiditesi fazlasına sahip bankalar arasında Merkez Bankası garantörlüğünde belirli bir faiz ve vadeyle işlem yapıldı. Böylece piyasa yapıcı bankalar arasında bir döviz – TL alışverişi gerçekleşti.
MERKEZ BANKASI NE YAPMAK İSTİYOR?
İyi de Merkez Bankası, bu işlemlerle ne yapmak istiyor?
Onu da anlatalım… Merkez Bankası öncelikle yurtdışı swap maliyetlerini yükselterek TL likiditesini kısmayı ve swap anlaşmalarıyla yurtdışına giden paranın geri getirmeyi hedefliyor.
Konuyu biraz daha derinlik kazandıracak olursak, dolar fazlası olan bankanın TL’nin güçlenmesi ihtimaline karşı kur riski olduğundan, dolar eksiği yani TL fazlası olan banka ona TL cinsinden kredi açmış oluyor. Dolar eksiği olan bankanın ise doların yükselmesi ihtimali sebebiyle kur riski olduğundan dolar fazlası olan banka ona dolar cinsinden kredi veriyor ve bu işlemle iki taraf da kur riskini kontrol altına almış oluyor.
Böylece bankaların Merkez Bankası’ndan döviz almak için karşılığında TL vermesi, bankalar arası TL likiditesini daraltıcı bir etki oluştururken Merkez Bankası da suya sabuna dokunmadan yani döviz satmadan piyasada döviz likiditesini arttırmış oluyor.
Biraz kafa karıştırıyor ama, ne yapalım, market ekonomisi en basitinden böyle dönüyor!
KURDA CARRY TRADE’LERE AMAN DİKKAT!
Mesela kısa vadede doları uçuran iki gelişmeyi söyleyeyim… New York ABD Merkez Bankası (FED) İmalat Endeksi’nin yükselmesi dolara yurt dışında rekor yaptırdı. Gelişen ülke para birimleri ve özellikle 10 para birimi adeta pösteki saydı. Yine yabancı merkez bankalarının FED’de tuttuğu Hazine tahvili miktarı 3,1 trilyon dolarla rekora ulaştı. Söz konusu yükselişte, ABD Hazinesi’nin genişleyen bütçe açığını fonlamak adına tahvil ihraçlarını artırması etkili oluyor.
Söz konusu çerçevede yabancı yatırımcıların zarardaki carry trade pozisyonlarını kapatmaya başlaması, kuru yukarı doğru itiyor. Hepimizin de bildiği gibi kârlı kazançlar için en çok kullanılan carry trade, düşük faiz getiren bir para biriminden borçlanıp krediyi yüksek faiz getiren bir başka para birimine yatırmak… Söz konusu gelişmelerle piyasada stop-loss emirlerinin tetiklenmesi de hiç hayra alamet olmaz! Çokça can sıkabilir!
İşin sonucuna değil, ana nedenlerine bakalım, derim… TL’nin dolar karşısında diğer gelişen ülkelerden daha fazla değer kaybetmesinin ana sebebi “cari açık ve enflasyon”!
Şaka yollu da olsa, kurda zarar edenler Çin imalatıyla bağlantılı olarak Güney Afrika Randı’yla idare edebilir, benden söylemesi!


