--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şeker ve bayram tadında helalinden bir kazanç!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Şeker kadar tatlı, altın kadar kıymetli bu bayramın ilk gününde, sizlere ülkemizdeki altın yatırımlarından bahsetmek niyetindeyim… Sakın ha, “Altın fiyatları gelecek ay şöyle olur… 6 ay, 1 yıl sonra burada durur” gibi yorumları benden beklemeyin! O analistlerin işi… Yazımda sadece altının Türkiye’deki fotoğrafını çekeceğim…

Öncelikle Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum ve bu kutlu günlerin hepimiz adına hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Evet, Türkiye, cari açığının yükselişine bakmadan 2015 yılı hariç 2014 yılından bu yana altın ithalatına ağırlık veriyor. İthal edilen altın bir yandan Merkez Bankası’nın rezervlerini, diğer yandan yastık altını büyütüyor…

Altında ithalat serüveni yeni değil… 2001 -2013 yılları arası altın ticareti incelendiğinde 2009 yılına kadar dış açık veriyoruz. Yani ithalatımız ihracatımızdan yüksek…

2009 yılında küresel krizin etkisiyle yaklaşık 60 ton altın ithalat yapabilmişiz ama o yıl ticarette ihracata döndüğümüzden dış ticarette fazla vermişiz. Söz konusu durum 2012 yılında da sürmüş… Aynı yıl petrol karşılığı olduğu tahmin edilen İran’a yapılan rekor seviyedeki ihracatla birlikte altın ticaretinde birden 5,7 milyar dolar ile dış ticaret fazlası yakalamışız.

Ama hemen bir yıl sonra torba tersine dönmüş… 2013 yılında rekor seviyede 15,1 milyar dolar karşılığı 302 ton altın ithalatı gerçekleştirmişiz… Altın ithalatı 2014’e 130 ton, 2015 yılında 48,7 ton, 2016 yılında da 106,2 ton olmuş…

***

2017’ye gelindiğinde ise 2013 yılında olduğu gibi yine agresif bir altın ithalatı ile karşılaşıyoruz. Yılın tamamında bir önceki yıla göre 3,5 kat artışla 17,1 milyar dolar karşılığı tam 370 ton altın almışız…  2017 yılının tamamında ise yapılan -çoğu işlenmemiş- altın ihracatı 10,7 milyar dolar şeklinde gerçekleşmiş… Geçen yıl altın ticareti en fazla Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yapılmış. Külçe altınlar Türkiye - BAE arasında gelmiş, gitmiş…

Bu yıla baktığımızda da, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19’luk bir artış söz konusu. Yani bu yılın ilk 5 ayında 152,7 ton altın almışız…

Anlaşılan Merkez Bankası altın rezervlerini güçlendiriyor. Merkez Bankası bir taraftan yurtdışından altın ithal ederken -ki bunu ithalat kalemlerinde bulamazsınız- diğer yandan yurtdışından ithal edilen hurda dahil altınları kasasına koyuyor… Daha net ifadeyle, Türkiye’nin altın ithalatında rekorlar kırmasının en büyük nedeni Merkez Bankası… Özellikle bankaların zorunlu karşılıklarının altın cinsinden değerlendirilmesi, Merkez Bankası’nın altına ne kadar değer verdiğinin başka bir göstergesi…

Merkez Bankası’nın brüt altın rezervi 564 ton. Bunun 364 tonu bankalara ait. Banka rezervde aynı zamanda dünya 10’uncusu.

***

Türkiye’nin ikinci altın kasası ise yastık altı… Kiminin bileğinde, kiminin boynunda, kiminin parmağında… Çoğu da kasalarda… Hükümet hacmin mahiyetini tespit edebilmek için çalışma dahi yaptırmış… Yastık altı yaklaşık 2 bin 200 ton altın civarında. Bugünkü karşılığı 100 milyar dolar...

Hep deriz ya, ülkede yüzde 15’lik tasarruf oranı çok az diye… Aslında ekonomide tasarrufun genel görüntüsü bahsedilen oranla sınırlı değil. 2 bin 200 ton altın rezervli yastık altı hacminden de anlaşılıyor ki, Türk halkı önemli miktarda bir tasarrufu, finansal sistem dışında tutmayı tercih ediyor. Yastık altını güvenli liman olarak görüyor…

Diğer taraftan altın, yastık altının vazgeçilmez yatırım enstrümanı… Halkın zihninden, örf ve adetinden bunu silmek kolay değil. Çünkü halk altına “kara gün dostu” olarak bakıyor… Ayrıca borcunu, alacağını, tasarrufunu genellikle altın üzerinden değerlendiriyor.

Ancak halkın finansal sisteme karşı çekinceleri var… Malumunuz, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim faizin haramlığına hassasiyetle yaklaşıyor… Dolayısıyla vatandaş, İslam Dini’nce yasaklanan faize bulaşmak istemiyor.

Mamâfih, vatandaşın ekonomik sisteme güven konusunda dini ve sosyolojik endişelerinin giderilmesi, yastık altının finansal sisteme dolayısıyla ekonomiye kazandırılması açısından son derece önemli. Halkın faizle ilgili hassasiyetine ne kadar yaklaşılırsa, yastık altından o kadar tasarrufun sisteme dahil olacağını düşünüyorum.

***

Devasa yastık altının finansal sisteme girmesi durumunda, dış kaynak ihtiyacının azalacağı, cari açığın düşeceği ve kurların daha stabil hâle geleceği kuşkusuz.

Yastık altının değerlendirmesinde milli değerlere en yakın yer olarak görülen yer, katılım bankaları… Söz konusu finans müesseseleri uzunca bir zamandır bu yolda çalışıyor… Katılım bankaları bugün ürün çeşitliliği ve teknolojiye verdikleri önem dahil her alanda kurumsallaşmada beklentilerin üzerinde büyüyor. Neticede bunun da karşılığını alıyorlar…

Öyle ki, katılım bankalarının toplam aktif büyüklükleri bir önceki yıla göre yüzde 21 büyüme ile 160 milyar liraya ulaşmış… Öz kaynak toplamı da yüzde 18,7artışla 13,6 milyar liraya çıkmış… Her şeyden önemlisi 2016 yılına göre geçen yıl elde edilen net dönem kârları yüzde 78 ile 1,5 milyar liraya yükselmiş…

Tavsiyem, dünyadaki altın ticareti perspektifinde, Türkiye’de 2,2 bin tonu geçen yastık altındaki altının ekonomiye kazandırılması adına katılım bankalarının şeker ve bayram tadında, helalinden bir kazanç olan altın uygulamalarına bir nazar edilmesi…

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle